“Elbisesi, çantası, ayakkabısı her şeyi kırmızıydı. Kırmızı allık, kırmızı ruj, kırmızı ojeler...”
Sultan’ın hatırasını anlatmaya bugün de devam ediyorum... Sultan’ın içi içine sığmıyordu ama bir taraftan da nasıl olacaktı, nişanlı sayılırdı. Yaşı küçük olunca ailesinin rızası olması gerekiyordu. Bu da çok zordu. Her ikisi de birbirini görmeden edemiyordu. Fırsatını oluşturup çeşme başında buluşup hasret gideriyorlardı.
Kaçmaya karar verdiler. Sultan, bir akşam su doldurma bahanesiyle evden çıktı ve kaçtılar. Annesi, babası şaşkınlık içindeydi...
Öğretmenin evi sadece kendisine göre olduğu için bir yatak ve yorgan vardı. Ailesi çeyizini vermemişti... Önce dinî nikâhla evlendiler. Yaşı dolunca da resmî nikâh yaptırdılar. Sultan, çok mutluydu. Kocasını çok seviyordu ailesiyle de barışmışlardı artık. Tek derdi vardı o da eşine bir çocuk vermek... Ama çocukları olmuyordu. Doktor, doktor geziyorlar, türbelere gidip dualar ediyorlar ama çare bulamıyorlardı. Kocası da çocukları olmasını çok istiyor, Sultan da bunun ezikliğini, üzüntüsünü yaşıyordu.
Arada birbirini kıracak kadar tartışma bile yaşamaya başladılar. Böyle on altı yıl geçti. Artık Sultan’ın canına tak etmişti ama yine de eşini çok seviyor ayrılmak istemiyordu. Sonunda eşi ayrılmak isteyince Sultan bu ayrılığı kabul etmek zorunda kaldı. Çünkü eşinin mutlu olmasını istiyordu varsın kendisi kara sevdaya tutulsun önemli değildi...
Nihayet ayrıldılar ama ona olan sevgisi hiç bitmedi. Sultan Konya’ya, ağabeylerinin yanına taşındı. Zamanla Konya’nın “Kırmızılı Kadını” hâline geldi.
Üzerinden yıllar geçti... Sultan, ben bu satırları yazdıktan kısa bir süre sonra 11 Temmuz 2026’da 74 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Evlilikleri boyunca eşinin kendisini kıskandığını şiddet uyguladığını, hayatını zindana çevirdiğini ama onu sevmekten vazgeçmediğini aslında iyi bir insan olduğunu söyler dururdu... Eşinin kırmızı kıyafet giyinen birisine âşık olduğunu kendisinin de o sebeple kırmızı giyindiğini belki o zaman eşinin kendisini tekrar seveceğini düşünüp hep kırmızı giydiğini söylerdi. Elbisesi, çantası, ayakkabısı her şeyi kırmızıydı. Kırmızı allık, kırmızı ruj, kırmızı ojeleri olmadan sokağa çıkmaz.
Aşka âşık olduğunu ve gençlere “Aşk olsun. Aşk olmazsa sıkıntı olur. Birbirine âşık olmayan adam, âşık olmayan kadın saman gelmiş, saman gidiyordur” derdi.
Kırmızı en çok sana yakışıyordu Sultan Abla... Mekânın cennet olsun...
Nursel Aydoğan

