Sultan, “kırmızılı kadın” diye başlasa da aşktan deli divane olmuş bir kadın hikâyesidir...
Annesi “Sultan, kalk kız yataktan!” dedi, “Hadi kalk, güğümü doldur gel de çayı koyalım.”
Sultan, yatakta yorganın altında gerindi, perdeyi hafifçe araladı dışarıya baktı. Güneş yavaştan doğmaya başlamıştı. Anneannesinin “kız kısmının üzerine güneş doğmayacak” demesi aklına geldi. Ama bugün kendisi için heyecan dolu bir gün olacaktı. Uyuyamamıştı doğru dürüst. Bir an önce sabah olmasını istiyordu. Bugün okullar açılacaktı.
Aksaray’ın bir köyünde doğmuştu Sultan. On beş yaşındaydı. Yaşından büyük gösteriyordu hem uzun boyluydu hem de biraz iri bir genç kızdı. Okuma yazmayı bilmiyor, sadece harfleri tanıyor ama birleştiremiyordu. Okula gitmeyi çok istiyordu ama işlerden dolayı gidememişti. Babasını ikna etmek biraz zor olsa da annesi ikna etmişti. Her defasında da “Oku kızım, benim gibi cahil olma!” diyor, kendi çocukluğunu hatırlayıp gözleri doluyordu.
Sultan hemen yataktan fırladı, bu düşüncelerden kendini uzaklaştırdı. Artık bugünü düşünmeliydi. Üstüne alelacele bir şeyler giyindi. Güğümü alarak çeşmeye koştu.
Çeşmenin suyu, Sultan Dağlarından geliyordu. Yosunlaşmış eski bir borudan oluğa akıyordu. Bu su, oranın hayat kaynağıydı. Sultan’ın ismi de buradan geliyordu. Babası koymuştu bu ismi. Yüzünü yıkadı su o kadar soğuktu ki al al yanakları iyice kızarmıştı. Güğümü doldurarak koşar adım eve gitti. Babasıyla avluda karşılaştı. Babası elindeki güğüme bakarak,
-Ben ahıra gidiyorum, sen de madem okula gideceksin temiz giyin, dedi.
Aslında babası da istiyordu ama köy yerinde iş biter mi? El âlem ne der gibi sözlerle kafası dolmuştu. Ayrıca Sultan doğduğu zaman babasıyla amcası çocuklarına beşik kertmesi yapmışlar, “büyüyünce çocuklarımızı evlendirelim” diye birbirlerine söz vermişlerdi.
Annesi yumurta kaynattı, çayını doldurdu. Daha önce su serperek nemlendirdiği yufkayı dürüm yapıp verdi. Sultan bir çırpıda yedi, çayını da içti. Çok heyecanlanmıştı. Annesi saçlarını iki belik ördü. O kadar sıkı örmüştü ki boynunun arkasındaki deriyi yukarıya çekmeye başlamış canını acıtıyordu ama umurunda değildi. Saçları dağılmasın diye annesi eline limon sıkıp saçlarını düzeltti. Önlük alamamışlardı, biraz iri olunca ona önlük bulmak zor olacaktı ama yine babasından istiyordu. Babası “pazara gidince alırım” dedi. Bugün artık okula sivil gidecekti. DEVAMI YARIN

