Sınırsız ihtimallerin olduğu bir dünyada sınırlı aklımız, sınırlı gücümüz, sınırlı imkânlarımız ve sınırlı bir ömrümüz var. Bunu kendimize sık sık hatırlatmak gerekiyor.
“Ben onun iyiliği için yaptım.”
“Ben ölürsem ne yaparlar?”
“Ben olmasam bu işleri kim yapacak?” diyor muyuz?
İnsan bazen iyilik yaparken farkında olmadan başkasının hayatının direksiyonuna da geçebiliyor. Çünkü kendi sınırını kabul etmek kolay değil. Her şeyi bilmek, her şeyi düzeltmek, her şeyi kontrol etmek istiyoruz.
Oysa tabiatta her şey bize bunu hatırlatıyor. Tavuğun kanadı var ama uçmuyor. Kanadının olması, gökyüzüne hükmedebileceği manasına gelmiyor. Onun kanadı başka bir işe yarıyor. Tavuk “Benim de kanadım var, o hâlde kartal gibi uçmalıyım” diye düşünmüyor.
Biz ise bazen bize verilmemiş nice bir gücün peşine düşüyoruz. Her şeyi bilmek, herkesin derdini çözmek vb. istiyoruz. Gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu bile sınırlıyken bütün bir hayatı kontrol etmeye çalışmak biraz fazla değil mi?
Birine yardım ederken niyetimize baktığımız oluyor mu? Değer görmek mi istiyoruz, takdir edilmek mi? Gücümüzü ispat mı? İnsanların işlerini kolaylaştırmak mı? Allah rızası mı?
Gerçekten yardım eden insan harekete geçer ama sonucu kendi elinde sanmaz. Gücünün nerede bittiğini bilir. Yorulduğunda durur, hastalandığında dinlenir. Kendi canının bile kendisine emanet olduğunu bilir. Birinin hayatını kurtarmanın kendi haddi olmadığını, elinden geleni yapmanın kendi vazifesi olduğunu fark eder.
Belki iyiliğin olgunluğu da burada başlıyor: Elinden geleni yapmak, ama sonucu sahiplenmemek. Çünkü insanın vazifesi her şeyi düzeltmek değil; elinden geldiği kadar güzelliğe vesile olmak.
İyilik yapıp sonucunu da yönetmek istiyorsak, elimizden geleni yapmakla her şeyi kendi elimizde sanmak arasındaki çizgiyi kaçırmış olabilir miyiz?
İlknur Şahin
ŞİİR
Ne hacet
Mazluma merhem olmayan
O dile ne hacet.
Katilin elinden silahı almayan,
O ellere ne hacet.
Mazlumun kanıyla sulanan toprakları
Görmezden gelen göze ne hacet.
Yardım feryatlarını duymayan,
O kulağa ne hacet.
Sızlamayan yüreğe ne hacet,
Titremeyen bedene ne hacet,
Âlem-i İslam kan ağlarken,
İnsan diye dolaşmaya ne hacet!
Gökhan Acar
KELAM-I KİBAR KİBAR-I KELAMEST
(Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür)
Din büyüklerimiz buyurdular ki: "Ehl-i sünnet itikadını elde etmek ve muhafaza etmek, en zor şeydir. Çünkü Peygamberimiz (aleyhissalatü vesselam) buyuruyorlar ki: (Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, yetmiş ikisi bozuk olacak, bunlardan yalnız bir fırka kurtulacak.) Bunlar kimdir ya Resulullah, diye sorulunca da (Sünnetime, yani dinime ve cemaatime, yani Eshabıma tâbi olanlar kurtulacaktır) buyuruyorlar. O hâlde, Ehl-i sünnet vel cemaat demek; İslamiyet, yani dinimize uymak ve Eshab-ı kiramı mutlak sevmek, demektir. Onların aralarında zerre kadar fark düşünmemektir.”

