Samimi olduğumuz herhangi bir arkadaşımızla karşılaştığımızda, ya da dükkânına uğradığımızda, kısa bir hoşbeşten sonra çoğunlukla “çay içelim mi?” ya da “çay söylüyorum” cümlesini duyarız. Resmî ya da özel bir kuruluşta yetkili birini ya da çalışan bir arkadaşımızı ziyaret ettiğimizde çoğunlukla bize ikram edilen içecek bir bardak çay olur. Zaten kurum/kuruluşlara ziyarete gelen kişilere “sallama çay “denilen hazır poşet çay ikramı pek de kabul edilebilir bir durum değildir. Çay demlikte demlenendir.
Kurum bünyelerinde mutlaka çaycı ve çay ocağı bulunur. Birçoğumuz, sıcak yaz günlerinde bile serinletici soğuk bir içeceği pek tercih etmez, çay içeriz. Gelin ve damat adaylarının ilk tanışmalarında, buluşmalarında çayı tercih etmeleri de çokça rastlanan bir durumdur.
Büyük ya da küçük her yerleşim biriminde çay tüketimi yoğun olduğu için çay ocakları çok yaygındır. Çay ocaklarına, kahvehane ve kıraathanelere; millet bahçelerinde insanlarımız sadece çay içmek için değil hasret, sohbet, iş görüşmesi; gazete kitap vs. okumak için gelinir.
Bence bu ortamlar hem gerçek hem mecazi anlamda sıcaktır. Çayın zaten sıcak içiliyor olması, sohbete arkadaşlığa ayrı bir tat katması; hele ki soğuk kış günlerinde dışarıda kar yağarken bile çay ocağı ya da kafenin içinde yanan soba ya da kaloriferin, doğalgazın vs. verdiği o sıcaklıkla birleşince insanlara verdiği o mutluluk, o haz apayrı bir duygudur. Hangimiz bir çay ocağında arkadaşlarımızla bir araya gelip çay eşliğinde sohbet etmedik ki? Yine pikniklerde, bazen de ailelerin mahalle parklarında buluşmalarında bilhassa çerez eşliğinde daha ziyade önceden demlenmiş çayı termosla getirip içmek ortama ayrı bir renk vermektedir. Bu sebepten de bilhassa demleme çay bir kültürdür. Bu güzel konuya yarın da devam edelim mi?
Burak Elitez/Balıkesir
ŞİİR
Vatan sevdalısı
Ben bilmem kırarım zincirleri gelirim,
Esaret sökmez bana canımı bile veririm,
Vatan sevgisi imandandır elbet bilirim,
Göklerde dalgalanan al bayrağına hayranım.
Toprağının her karışında şehidimin kanı var,
Mevlanalar gibi manevi sultanlar var.
Genç Osmanlar gibi yiğitleri var,
Cenk meydanlarında şehzadelerine hayranım.
Ey zalim ve gaddar küffar ordusu,
Cennet vatanımdan çek pis elini,
Kahraman ordumuz serer leşini,
Vatan için can veren yiğitlere hayranım.
Rengini şühedanın kanından al bayrağım
Bekle beni kılıcımı kuşanıp geleceğim,
Şehidimin kanını yerde bırakmayacağım
Makamın cennet, makamın âlâ ruhun şad olsun
Betül Kara
TARİHTEN BİR YAPRAK
SÜLEYMAN ÇELEBİ: 15. asır Türk edebiyatının meşhur Mevlid şairi. Bursa’da doğdu ama doğum tarihi bilinmiyor. I. Murad Hanın veziri, Ahmed Paşanın oğludur. Dedesi Mahmut Bey 1338 senesinde, Sadrazam Süleyman Paşa ile Rumeli’ye salla geçenlerdendir. Küçük yaşından itibaren çok kuvvetli bir dinî tahsil ve öğrenim görmüştür. Sultan Yıldırım Bayezid Han zamanında, Bursa Ulucâmide imamlık yaptığı, bir müddet de Yıldırım Bayezid Hanın oğlu Emir Süleyman’ın sarayında bulunduğu nakledilir. 1422 yılında Bursa’da vefat etmiştir. Mezarı Çekirge’dedir. Süleyman Çelebi’nin meşhur eseri Türkçe Mevlittir.
Doğum, ölüm, düğün vs. gibi birçok zamanlarda hâlâ okunmaktadır. Tabiî bir içtenlik ve samimilik taşıdığı için, her zaman birçok nazireler yazılmış olduğu hâlde, hiçbiri onun yerini alamamıştır. Mevlid; 800 beyte yakın, mesnevî tarzında dinî bir eserdir.

