Yazmaya başladığım an günlük tutmaya başladığımı hatırlıyorum. Yazmak bana öyle güzel, öyle şefkatli, öyle güvenli gelmişti ki. İstediğim her şeyi ifade edebilmek, korkusuzca söylemek içime tarifsiz bir huzur vermişti. Çünkü o yaşlarda çevremdeki yetişkinlerin beni ne dinlemeye zamanı vardı ne de beni fark etme gibi bir dertleri. Gözlerimin içine bakıp dikkatlice beni pürdikkat dinleyecekleri bir zaman dilimi için nelerimi vermezdim ki... Ömrüm hep dikkatlerini yeteneklerimle çekmeye çalışarak geçti.
Resim yarışmasında birinci oldum, şarkı ezberledim, yazar oldum. Birden fazla kitaplarım çıktı. Gazete ve dergilerde yazılarım yayımlandı. Ailemin ilgisini çekemedim.
Beni tanıyan ama yıllardır görüşmediğim bir lise arkadaşım beni bulup mesaj yazdı:
"Gurur duydum, lütfen imzalı kitabını bekliyorum..." Ailemden göremedim bu takdiri. Keşke babam gözlerimin içine bakıp "Aferin kızım, çok iyi bir yazarsın" deseydi. Heyecanla gazeteyi satın alıp bakın kızımın yazısı diye gururla gösterseydi. Evet biliyorum, benimle gurur duyuyor, çok seviyor. Ama benim istediğim gibi değil. Ve ben biliyorum ki, ölünceye kadar bu duyguyu hissedeceğim. Hissetmeye de gerek yok zaten. Konu nereden nereye geldi...
İşte yazmak belki bu yüzden tutkum. Küçüklüğümdeki o kız günlük tutmaya başladığında kendini özgürce ifade ettiğinde dünyalar onun oluyordu. Satırlar akıyor ve o yazdıkça sanki birinin onu pürdikkat dinlediğini sanarak daha da çok yazıyordu. Kimse ona sus demiyor veya ilgisiz durmuyordu söylediklerine. Yazmak ona şifa oldu. Yazmak onun derdi oldu. Hâlâ yazıyor, hâlâ yazmaya devam ediyor, hâlâ hislerinin (hissedenler) tarafından okunması çabası ile yazmaya devam ediyor...
Aslında konu günlük yazmanın faydası idi. Ama mevzu nereden nereye geldi. Ben de bozmadan öylece yolluyorum. Okuyanlara teşekkürlerimle...
Amine Kübra Salar
ŞİİR
Adile ablam
Ah anacım diye diye anlatır
Gözü gönlü boldur dili tatlıdır
Daim bize ölümü hatırlatır
Arvas’ın gülüdür, Adile ablam
Annemin gülüdür Adile ablam
Farisi bilirdi, hem de okurdu
Gönülleri ilmik ilmik dokurdu
Sohbet ile gönülleri yoğurdu
Arvas’ın gülüdür, Adile ablam
Annemin gülüdür Adile ablam
Kapısı herkese açık olurdu
Huzur arayanlar Onu bulurdu
Allah’ın sevgili veli kuluydu
Arvas’ın gülüdür, Adile ablam
Annemin gülüdür Adile ablam
Dilinde duası eksik olmazdı
Kapısında kimse mahrum kalmazdı
Gıybeti yalanı eve almazdı
Arvas’ın gülüdür, Adile ablam
Annemin gülüdür Adile ablam
Ehl-i sünneti doğru anlatıyordu
Diline bal ve kaymak katıyordu
Hizmet ile kalkıp hem yatıyordu
Arvas’ın gülüdür, Adile ablam
Annemin gülüdür Adile ablam
Aciz Sultan der ki, ablam canımdır
Hicret Annem ile hem Sultanımdır
Onu çok çok sevmek benim şanımdır
Arvas’ın gülüdür, Adile ablam
Annemin gülüdür Adile ablam
Aciz Sultan-Abdurrahman Gök
ESKİMEZ KELİMELER
MEFTUN: 1. Büyülenmişçesine tutkun, vurgun olan (kimse), âşık. 2. Çok beğendiği bir şey önünde şaşırıp kalan, şaşkına dönen (kimse), şaşkın, hayran.
MEÇHUL: 1. Bilinmeyen, tanınmayan, belli olmayan. 2. (Matematikte) Bilinmeyen. 3. i. Hakkında bilgi edinilemeyen, bilinmeyen, tanınmayan, keşfedilmemiş yer veya şey.
MÜSPET: 1. Doğruluğu ispatlanmış, doğru, sağlam. 2. Gerçekleşmiş olan, gerçek. 3. Deney ve gözleme dayanan, deneylerle ispatlanabilen (ilim, bilgi vb.), pozitif. 4. Yapıcı, yararlı, lehte olan, olumlu. 5. (Dilbilgisinde) Olumlu. 6. (fizik ve matematikte) Pozitif.
MUNİS: 1. Kolayca dostluk kurabilen, sokulgan, sıcakkanlı, cana yakın. 2. Alışılmış, yadırganmayan. 3. (Mecaz) Akla aykırı gelmeyen, uygun, münasip 4. Vahşî olmayan, insana alışık, uysal.
MUHSİN: İyilik eden, iyi ve güzel işler yapan, iyilikte bulunan, lütuf ve ihsan eden (kimse).
İSTİMLAK: Bina, arazi, tesis vb. bir bedel karşılığı sâhibinden alarak kamuya meletme.
İSTİSNA: 1. Ayrı tutma, ayrı tutulma, benzerlerinden ayırma, ayrılma. 2. Kural dışı tutma. 3. Kural dışı olan şey veya kimse, müstesna. [Lugatim.com]

