Arkadaş deyince aklımıza kim gelir? Kapısını çaldığımız, sohbet ettiğimiz, hâlini hatırını sorduğumuz insanlar. Oysa zamanımızı ve dikkatimizi verdiğimiz kitaplar, programlar ve her gün izlediğimiz kişiler de bir bakıma zihnimize arkadaşlık eder.
Bir dostun sözünü günlerce düşünürüz. Ekranda gördüğümüz bir hayat da zihnimizde kalabilir. Telefonun etkisini yalnızca elimizden aldığı dakikalarla ölçmek, geride bıraktığı izleri gözden kaçırmaktır.
“Çevremde anlaşabileceğim kimse yok; insanlarla vakit öldürmektense, onların şikâyetlerini dinlemektense faydalı videolar izlerim” diyebiliriz. Haklı bir sebep gibi de görünebilir. Fakat ekranda gördüğümüz insanlar çoğunlukla hayatlarının seçilmiş taraflarını gösterir; düzenli evler, özenli sofralar, düşünülerek söylenmiş cümleler…
Karşımızdaki insan ise bazen yorgundur, bazen düşüncesizce konuşur, bazen bizi yanlış anlar. Seçilmiş görüntülere alıştıkça bu sıradan kusurlar gözümüzde büyüyebilir. Sonra “İyi ki kimseyle görüşmüyorum” diyerek ekrana biraz daha yaklaşırız.
Dijital yakınlık kolaydır. Kimseyi ağırlamayız, zahmete girmeyiz, kimsenin derdini sonuna kadar dinlememiz gerekmez. Merakımızı giderir, sohbet etmiş gibi hissederiz. Açlığımızı bisküviyle bastırmaya benzer bu: Bir süre iyi gelir ama her ihtiyacımızı karşılamaz.
Bir de öğrendiğimiz bilgiler var. Bir videodan ötekine geçerken kendimizi gelişmiş hissedebiliriz. Oysa bir düşünceyi duymakla onu hazmetmek aynı şey değildir. Bazen yeni bir şey dinlemekten çok, duyduğumuzun üzerinde durmaya ihtiyacımız vardır.
Damlaya damlaya göl olur; izleye dinleye algı oluşur. Zamanla bu algılar, insanlara ve olaylara nasıl baktığımızı, nasıl düşündüğümüzü ve nasıl davrandığımızı etkiler.
Elimiz telefona uzandığında sorabiliriz. Telefonu hangi amaçla elime alıyorum? Peki, ekranda bunca insanın hayatına misafir olurken kendi hayatımızdaki insanlara ne kadar yer ayırıyoruz?
İlknur Şahin
ŞİİR
İnsan ve su
İnsan denen muhterem, ben sizler için varım;
Susayan dudakları, tarlaları sularım!..
Doyururum sizleri çünkü benimle tarım;
Benimledir ziraat, elmalar-armutlarım!..
İnsan denen güzellik, ben hidrojen-oksijen;
2/İkiye 1/bir atomlu, temizlikçi, en hijyen;
“Su gibi aziz ol sen” şimdi kalmadı diyen;
Toprak der ki su için: “O yoksa ben çatlarım”
Ey âlemin eşrefi, elektrik olan ben;
Kovalara, testiye; barajlara dolan ben;
Namaz kılan müminle, Kâbe’ye yol alan ben;
Nûr üstüne nûr olur, sevapları katlarım!..
Ey güzellik dünyası ilk evvelin/ilk durum;
Rabbim hayat verince, malûm cenin olurum;
Bana cefa yapmayın, gözü yaşlı bir yorum;
Bir ebenin eliyle, aranızda olurum...
Ey İnsan nankör olma, cendere ne bildin mi?
Su hızarı, terazi; hiç eline aldın mı?
Su kemeri gördün mü? Kanala su saldın mı?
Dört mevsimde hep güzel, ben güzeli ararım!..
KAYIKÇ’Ali diyor ki: Dere, ırmak, akarsu…
…Yatağında yaşasın, hayat için hep yâr su…
…Kâh sağanak, doludur; serpiştirir kar/su…
…Ey insan bilesin ki, su olmazsa yok tarım!..
Ali Kayıkçı (Âşık Derebahçeli)-İlkadım Samsun
BİTKİLERİN DİLİNDEN
ALIÇ: Alıç ülkemizde halk arasında yemişen, ekşi muşmula gibi de bilinir. Sarı veya turuncu hatta koyu kırmızı renkte olanları da vardır. İçinde minik ama sert çekirdekleri vardır. Hafif buruk bir tattadır. Sonbaharda bu mevsimde ekim sonu kasım başı gibi bulunur... Çok lifli bir gıdadır. C vitamini deposudur. Potasyum, kalsiyum magnezyum gibi minareler bulunur. Antioksidan bir yemiştir. Geleneksel tıpta kalp damar sağlığı için önerilir. Modern araştırmalar da damar esnekliğini artırabildiğini, kan akışını düzenlemeye yardımcı olabildiğini, kalp kasını destekleyebildiğini belirtmektedir. Tansiyonu dengeleyici kolesterolü düşürücü etkisi vardır. Tansiyonu dengeleyen, sakinleştirici özelliği olan alıç aynı zamanda iyi bir idrar söktürücüdür. Reçeli, marmeladı, pekmezi yapılır. Sirkesi de yapılmaya başlanmıştır. Meyve olarak da pazarlarda manavlarda satılan kalp dostu bir yabani meyvedir.

