Bu yazımızda eşler arasındaki iletişimde empati, ebeveyn ile çocuklar arasındaki empati ve iş hayatındaki iletişimde empati konularına kısaca göz atalım.
Empatiyi kuramamayı bir iletişim noksanlığı olarak görürsek, bu becerinin yokluğu en çok eşler arasında, çocuklar ile ebeveynler arasında ve iş ortamında kendini hissettirmektedir. Şimdi empatinin hem kişisel hem de toplumsal hayattaki önemine değinelim.
Eşler arası empati: Eşlerin empati kurabilmeleri için her şeyden önce aralarında yoğun bir sevgi bağının varlığı şarttır. Sevgiden yoksun olan eşlerden birbirlerini anlamalarını, birbirlerine saygı duymayı, değer vermeyi ve birbirlerinin anlayacağı dilden konuşmalarını bekleyemeyiz. Eşler arasındaki karşılıklı sevgisizlik sonucu, dünyaya gelen çocukları ise ya duygusal ya zihinsel ya da bedensel özürlü olarak hayatlarını sürdüreceklerdir.
Çocuk-ebeveyn ilişkisinde empati: İlk önce ebeveyn olarak çocuk yanımızı hiç kaybetmememiz gerekiyor. Çocuk ruhunu anlamak için çocuk dili ile konuşmayı bilmek gerekir. Eğer çocuğumuza konuşma fırsatı vermiyorsak, çocuk devamlı susmayı tercih eder ve kendini ifade edemezse zamanla kendine güveni olmaz. Neden benim çocuğum sessiz, niçin içine kapalı, niye diğerleri gibi değil, niye duygularını ifade edemiyor, ürkek, çekingen gibi yakınmalarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Oysa çocuğu bu duruma iten anne ve babadır. Kendimizi çocuklarımızın yerine koyalım ve onların hayat alanlarından ve pencerelerinden bakalım olaylara. Kısacası kendi çocukluğumuzu hatırlayalım.
Evde, iş hayatında ve sosyal hayatta, sevemediğiniz ve davranışlarını hoş göremediğiniz insanların yerine kendimizi koymayı deneyelim.
Sokakta köşebaşında mendil satan eli yüzü kirli çocuğun mutsuz simasını, günde yaklaşık elli hastaya bakan doktorun asabiyetini, bir mum gibi etrafını aydınlatmak için öğrencilerini en iyi şekilde yetiştirmek için çabalayan, eve vardığında ise kendi çocuğunu sevecek dermanı kalmayan öğretmenin bitkinliğini düşünün. Akşama kadar evinde yemek yapıp bulaşık, çamaşır yıkayan, eşine ve çocuklarına hizmet eden ev hanımının yorgunluktan dolayı etrafındakilere bağırmasının nedenini düşünün. Önemli olan doğru açıdan bakabilmek ve sağlıklı kararlar verebilmektir.
Nurettin Bozan-Eskişehir
ŞİİR
Malazgirt Zaferi
''Zaferin özüdür dua
Cihada Besmele Cuma''
Buharalı Muhammed
Böyle dedi Sultan'a
Sultan Alparslan Gazi
Tuttu hemen bu sözü
Kumandan ve ordusunu
Topladı bir meydana
''Çalsın kösler, çalsın mehter
Cihat aşkına erenler
İslam dini için sizler
Söz veriniz şimdi bana.
''Biz çok temiz bir milletiz
Bidat nedir bilmeyiz
Hep Allah Allah deyiniz''
Getiriyor heyecana.
Mücahitler korku saldı,
Tekbir getirdi, kös çaldı,
Gece boyu hep ok attı
Fırsat vermedi düşmana
Sultan Alparslan sessizce
İbadet etti o gece,
Secdeye kapandı yere
Dualar etti Rahman'a.
''Yârâb ism-i şerifin çün
Habib-i Kibriyân içün
Dört Büyük Halife'n çün
Yalvarı yakarı sana''
Ölümü, kabri düşündü
Müezzinleri dinledi
Sabahleyin fecr vakti
Büktü boynunu Yezdân'a
''Allahü ekber''le ordu
Sünnet kılıp farza kalktı
Rükûdan secdeye vardı
Bir dağ yıkıldı meydana
Cuma kılmak ve şehit olmak
İki bayramı yaşamak
Bu zevki her zaman tatmak
Nasip olmazdı insana.
Cuma namazı kılındı
Alparslan ak kefen giydi
Kıbleye yere kapandı
Ve yalvardı Yaradan'a
Orduya döndü: ''Beylerim,
Yiğitlerim, Gazilerim
Sırtımda şu giydiğim
Artık kefen olsun bana''
Gaziler hep bir ağızdan
Duydukları yüksek hazdan
Ve temenniyle niyazdan
Sonra daldılar düşmana
Hak teâlânın izniyle
Bu Malazgirt Zaferi’yle
Açıldı kapılar bize
Hamd Rahman’a, şükür Sultan'a
Rıdvan Üzel
GERÇEK DOST: İnsan yükseldiğinde yanında yürüyenleri hatırlar mı, yoksa başarıyı yalnız kendisine mi mal eder? Büyüklerden bir zat, arkadaşlarına duyduğu muhabbeti anlatırken dikkat çekici bir temennide bulunmuştu: “Allahü teâlâ bu hizmetlerden dolayı Cenneti nasip ederse kapıda dururum. ‘Yâ Rabbi, dünyadayken arkadaşlarım, kardeşlerim ve yardımcılarım vardı. Ben onların hepsini isterim’ derim.” Bu söz, yalnız bir ahiret temennisi değildir; dostluğun nasıl anlaşılması gerektiğini de gösterir. O zat, hizmet eden arkadaşları için “Onların hürmetine beni affet” diye dua ederdi. Yanında bulunanlara da “Sizin yeriniz benim başımın üstünde” buyururdu. Kendisine hizmet edildiğini düşünmek yerine, o insanları kendisi için bir nimet kabul ederdi. Bugün aynı işte çalışan, gayeyi paylaşan kimileri bazen küçük bir takdir, makam veya menfaat yüzünden birbirinden uzaklaşabiliyor. Birlikte başlanılan yol, “ben yaptım” denildiği anda daralıyor. Başarı paylaşıldıkça insanları birleştirir; yalnız sahiplenildiğinde ise gönülleri ayırır. Vefa, ihtiyaç bittiğinde dostluğu bitirmemektir. İnsanın gerçek büyüklüğü, kaç kişinin önüne geçtiğiyle değil; yükselirken kaç kişinin elinden tuttuğuyla belli olur. [Rabia Sümeyye]

