Kaydet
a- | +A

Destan şiirine Üstat: “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak/Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak” diye başlamış. Belli ki insanları uyarmak istiyor. Durum muhakemesine çağırıyor...

Covid-19 salgını da kalabalıkları Necip Fazıl Kısakürek’in şiirinde geçen açılmış bir makas gibi bir durum muhakemesi yapmak eşiğine getirdi.

Kontrollü kontrolsüz bütün arzu ve isteklerimiz Covid-19’un görünmez duvarına çarptı.

Bilinen nice ölçüler darmadağın oldu. Zenginlik, güzellik, vazgeçilmezlik ölçüleri değerini kaybetti. Peki, bu değişimleri yaptıran Covid-19’un gücü nereden kaynaklanıyordu? İnsandan insana bulaşmaktan ve ölüme sebebiyet vermesinden başka gücü var mı?

Hâlbuki ölüm, doğum ile aday olduğumuz bir gerçek. Her nefis ölümü tadacak… Bu vesilesiyle küçük ilçemizin mezarlığını daha sık ziyaret etmek imkânı bulduk.

Aile mezarlığımızda metfun bulunan büyük ve küçüklerimiz ile birçok hatıralarımız var. Diğer aile mezarlıklarında metfun bulunanların büyük çoğunluğuyla da paylaşmışlıklarımız var.

İlçemizde şükür Covid-19 sebebiyle henüz bir ölüm vakası yaşanmadı. Eğer bugünden sonra yaşanırsa da ne o kişinin ne de ilçe mezarlığındaki mevcut binlerce mezar taşına hiçbir mevtanın ölüm sebebi yazmıyor ve de yazmayacak.

Düşündüm de ilçe mezarlığında şu an yatan acaba kaç kişi yüzüne hayatında hiç maske takmadan, kim bilir kaç kişi karantina adını duymadan, kim bilir kaç kişi sokağa çıkma yasağını yaşamadan ölmüştür?

Kesin olan bir şey var ki; o da şu an ilçe mezarlığında yatan mevtadan hiçbirisi Covid-19’u tanımadan, duymadan başka sebeplerle vefat etti. Bu açıdan bakarsanız Covid-19 insanlığın ölüm kaderi açısından hiç de önemli bir şey değil. Sadece yüzlerce ölüm sebeplerinden birisi…

Covid-19 gündemimizde ne kadar daha kalacak bilmiyoruz. Ama nihayetinde unutulup gidecek. “İnsan ölümlüdür” gerçeği ise dün olduğu gibi bugün de yarın da hiç değişmeyecek.

Bu sebeple olacak şeyi olmuş bilmeli ve ona göre davranmalıyız düsturunca yaşamak en mantıklısı. Hayatı doğru yaşamak için ölümü doğru idrak etmek gerekiyor.

Yazımızı yine rahmetli Necip Fazıl Kısakürek’in şiiri ile nokta koyalım:

"Ölüm güzel şey, budur perde arkasından haber,

Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü peygamber?”

       Ragıp Bayraktar

ŞİİR

                  Üstad’a...

Nereden bulacaksam, şiirde güçlü bileği

Çileyle ilham bulsam, üstat yazmış Çile’yi

Altın gibi olsa saf, yaldızla dolu desen

Desene hep aynı laf, Üstat'tan mı çaldın sen?

Sordukları şu soru, şiirim için ne gurur

Üstadın ruhu der ki, şiirin ruhlar kavurur

Nice üstatlar göçtü, “kelp tahirdir” olayı

Kaldı mı zevke gelen, sırf onlardan dolayı

Şüphesiz ki eskiler, korkunç izler bırakmış

İzlere tek anahtar, idrâk ile merakmış

Ben de her şair gibi, âlemleri gezerim

Tecrübemi sizlere, inci gibi dizerim.

İdrakin zevki ölmüş, şiire sıra gelince

Şevk denen şey sönmüş, beyte mana verince

İnovasyonla devrim, şiirle ruhlara dolar

Şiir olmasa âlemde, âlemin ruhu solar

Manalar mısralara, dizildikçe eskiden

Hâkimdik asırlara, bizdik hep önde giden

Heybet aslana eşti, batı desen bir leşti

Taklit edince bizi, hayatı güzelleşti

Bizlere hayat söndü, onlar ki galip oldu

Türk Batı'ya döndü, şiirler bu yüzden soldu...

                           Mehmet Yusuf İmeci

UNUTULMAZ İSİMLER

NECİP FAZIL KISAKÜREK: Son dönem şair, yazar ve fikir adamlarından. 1904’te İstanbul Çemberlitaş’ta, bir konakta dünyaya geldi. Babası hukukçu Fâzıl Bey, annesi Mediha Hanımdır. Ailesi, baba tarafından Kahramanmaraş’ın köklü ailelerinden Kısakürekzâdelere dayanır. Yazara verilen Ahmet Necib ismi, dedelerinden birinin adıdır. 1912’de Gedikpaşa’da bir Fransız Mektebine yazıldı. Sonra yine, aynı yerde bulunan Amerikan Kolejine, Büyükdere’de Emin Efendinin Mahalle Mektebine devam etti. Annesinin hastalığı dolayısıyla taşındıkları Heybeliada’da (1915) Numune Mektebini bitirerek oradaki Bahriye Mektebine girdi. İlk şiirlerini burada yazmaya başladı. Mektepte arkadaşları arasında lakabı “şâir”di.

Uzun mücadelelerle dolu hayatı basın hayatına girmesi ve siyasetle ilgilenmesiyle, fikir ve aksiyon adamı olarak hayatının sonuna kadar sürecek olan bir mücadelenin içine atıldı. Büyük Doğu hareketi ve 1943’te başlayıp 1972’ye kadar süren Anadolu’yu köşe bucak tarayan, Almanya’ya kadar taşan konferansları bu devrededir. Yine, bu devrede sekiz defada toplam 3 yıl 6 ay 20 gün hapis yattı. Kesif ve yorucu, mücadeleci bir hayattan sonra, 1972’de evine çekilen yazar, eser yazmaya, dergi ve gazetelerde şiirlerini yayınlamaya devam etti. 1980 yılında “Sultan-üş Şuara” (Şairler Sultanı) ilan edildi. 25 Mayıs 1983 günü, çile ve mücâdelerle dolu hayatı sona erdi.