Bir zamanlar başörtüsü meselesini konuşuyorduk. Başörtüsü yalnızca bir örtü değildi bizim için. Bir haysiyet meselesiydi. Bir aidiyet meselesiydi. İki üç nesil bunun mücadelesini verdi. Kimisi okul kapısında bekledi, kimisi işinden oldu, kimisi hor görüldü, kimisi susturuldu. Ama vazgeçmedi.
Bugün dönüp o günlere bakıyorum da… Başörtüsünü kazandık belki ama tesettür şuurunu kaybetmeye başladık. Dün bir davamız vardı. Bugün büyük bir gafletimiz ve konfor merakımız… Gezilecek şehirler, görülecek mekânlar, alınacak eşyalar, paylaşılacak fotoğraflar, yetişilecek davetler…
Hayatımız dolu. Ama sanki içimiz boş. Bir zamanlar dünyanın başka yerlerinde zulüm gören Müslümanları duyduğumuzda içimiz sızlardı. Şimdi acılar ekranımıza düşüyor. Bakıyoruz. Geçiyoruz. Bir sonraki fotoğrafa… Videoya… Eğlenceye…
Gazze’nin acısı sürerken bizim hayatımız bütün hızıyla devam ediyor. Akşam konserler, sözde eğlenceler, programlar… Belki de bugün kendimize sormamız gereken o ağır soru şu:
Biz ne ara bu kadar kendimize yabancılaştık? Ne ara bu kadar gaflete düştük? Dün var olma mücadelesi veriyorduk. Dün “İnancımı nasıl yaşarım?” diyorduk. Bugün “Hayatımı bireysel olarak nasıl daha güzel yaşarım?” diyoruz.
Dün bir kapının açılması için bekliyorduk. Bugün önümüzde açılmış onca kapının farkında değiliz. Yolumuz şaştı. Bize açılan kapılar arttı ama gönlümüzün kapıları daraldı.
Yoksa bize miras kalan imkânları, yine nefsimizin emrine mi veriyoruz? Belki de bugün yeniden bir mücadeleye ihtiyacımız var. Ama bu defa karşımızda bir yasak yok.
Karşımızda kendi nefsimiz var. Karşımızda konforumuz var. Gafletimiz var.
Bitmeyen heveslerimiz var.
Allah bizi çok şeyin sahibi yapabilir. Ama dertsiz, davasız, başkasının acısına duyarsız kullarından eylemesin. Bize yeniden bir kalp versin. Bizi Müslümanlığın yalnızca adını taşıyanlardan değil, yükünü de taşıyanlardan eylesin.
Şaban Yıldız
ŞİİR
Gönül Sultanı
Çukurova’nın bağrında bir yiğit kumandan
Gaza aşkıyla yanardın hiç durmadan
Hak yolunda ayakları toza bulanan
Bir Allah dostu tanıdım Andırın’dan.
Gölgenizden bile ödü kopardı hainlerin,
Korkulu rüyası olurdunuz zalimlerin,
Kitabın yazdınız Çukurova velilerinin,
Bir Hat aşığı tanıdım Andırın’dan.
Bir sevdaya düşmeyi senden öğrendim,
Sarsılmaz duruşunuza hayran kaldım
Tek bir sözünüze ah hasret kaldım,
Bir gönül sultanı tanıdım Andırın’dan
Dönülmez gidişin en büyük cezam oldu,
Toros Dağları gibi yalnızlığım sıralanıp büyüdü,
Ağlamaktan yüreğim sessizliğe büründü
Bir kahraman sevdim gurbet illerden.
Betül Kara-Osmaniye
ESKİMEZ KELİMELER
VASIF: Nitelik, nitelendiren, vasfeden, öven.
VESİLE: 1. Sebep, bahâne. 2. Fırsat, elverişli durum.
BİLHASSA: 1. Hususi olarak, özellikle, hassaten, hususiyle, hususen, bahusus. 2. Her şeyden önce, asıl, en çok, daha çok.
HUSUSEN: Hususi olarak, bilhassa, özellikle, hususiyle.
HUSUSİ: 1. Birine, bir şeye, belli bir zamana veya tarza mahsus olan, umuma ait olmayan, özel 2. Özel olarak 3. Bir kimsenin malı olup kişisel işlerinde kullandığı otomobil. “Araç ticari mi hususi mi?” örneğindeki gibi.
HASSATEN: Bilhassa, hususi olarak, özellikle.
MAHSUS: 1. Yalnız bir kimse, bir nesne veya bir yere ait olan, başkasında bulunmayan, hususileşmiş, has, özgü. 2. Birisi için ayrılmış, birine tahsis edilmiş. 3. İsteyerek, bilerek, kastî olarak, kasten, özellikle. 4. Şaka olsun diye, şakadan, yalandan.
TAHSİS: 1. (Bir şeyi bir kimse veya yer için) Ayırma. 2. (Maaş için) Bağlama, bağlanma. Tahsis etmek: (Bir şeyi bir kimse veya yer için) Ayırmak, (o şeyi o kimse veya yere) mahsus kılmak.
TASHİH: 1. Düzeltme, yanlışı doğru hâle getirme. 2. İyileştirme. 3. Basılmakta olan bir eserin provasındaki yanlışları düzeltme. 4. Böyle bir eser üzerinde yapılan düzeltmeleri gösteren prova.

