Baba olmak, öncelikle bir erkeğin kalbinde ve zihninde çocuğuna yer açmakla başlar. Çocuk, kitapların yazmadığı, öğretmenlerinin öğretmediği pek çok hayat bilgisini babasından öğrenir.
Çocuk dünyayı babasının gözleriyle görür, onun gibi yürümeye, onun gibi davranmaya, onun gibi konuşmaya çalışır.
Babasız evlerde akşam erken olur. Babasız bir ev, duvaksız geline benzer. Babanın faziletleri, çocukların servetidir. Babalar, oğullarının ilk kahramanı, kızların ise "ilk aşkı"dır...
Bazı süper kahramanların pelerini yoktur. Onlara baba denir! “Baba omzu” diye mutluluk ve huzurun membaı bir yer vardır. Babanın erdemleri çocuklarının servetidir.
Bir babanın çocuklarına yapabileceği en büyük iyilik, onların annelerini sevmesidir. Anne gezinilen bağ, baba yaslanılan dağdır. Ömrümüzün en güzel çağı anne ve babamızla geçen zamandır.
Baba olmak yeterince zordur. Kendi kendine yetmeyen bir çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak, onu hayata hazırlamak, bir babanın üstlenebileceği en büyük sorumluluktur.
Bir psikoloji kitabında “Diğer meslekler deneme yanılmayı kaldırabilir ancak anne babalık mesleğinde deneme yanılmaların sonucu ne yazık ki çok ciddidir” der.
Hiç kimse iyi baba olarak doğmaz. İyi baba olmak; sabır, sevgi, özveri, empati, değer verme ve bilgi işidir.
Çocukların başarısında cezalar, değil sevgi ve takdir daha etkili olmaktadır. Bu nedenle, baba en değerli ödülün, "çocuğa, sevgi ve ilgi göstermek, güzel sözlerle övmek, takdir ve tebrik etmek" olduğunu bilmelidir.
Güzel bir söz, bir öpücük, çocuğu övme gibi ödüller sıklıkla uygulanmalı, maddi değeri olan ödüllere çok sık başvurulmamalıdır. Ailenin oluşmasında rol oynayan, duygu ve sevgidir. Bu konuya yarın da devam edeceğim...
Seyfettin Karamızrak
ŞİİR
Aldanma!
Güneşin pırıl pırıl parladığına.
Yaprakların yeşermesine.
Gülhanların rengârenk açtığına.
Nice envaiçeşit otlara.
Kuşların cıvıl cıvıl ötüşüne.
Nehirlerin, derelerin şırıl şırıl akışına.
Bağların, bostanların yeşermesine.
Elbette gelecek hazan!
Bulutlar kapatacak güneşini.
Yaprakların sararıp,
Teker teker dökülecekler.
Gülhanların solup, kuruyacaklar.
O cıvıl cıvıl öten kuşların.
Terk edecekler seni.
Bağların, bostanların kuruyacaklar.
Dua et ki!
O kirlenmiş toprağının üstüne.
Yağsın yağmurlar.
Lapa lapa karlar.
Yağsın ki...
Temizlensin toprağın.
Temiz bir toprak olsun ki.
Açsın yine gülhanların...
Gülsüm
DUYGU DAMLASI
Ahilik sadece bir tarih mi? Ahilik dünden bugüne bir insan yetiştirme mektebidir. "Pabucu dama atılmak" tabiri, sadece bir cezalandırma değil, bir toplumun ortak vicdanının sesiydi. Bir esnafın yanlışı, sadece kendisini değil, tüm çarşının namusunu ilgilendirirdi. Günümüzde "iş ahlâkı" adı altında süslü cümleler kuruluyor, kurumsal stratejiler belirleniyor. Ama kabul edelim ki, hiçbir yazılı kural, insanın içindeki o sarsılmaz sorumluluk duygusunun yerini tutmuyor. Öze dönme vakti. Şimdi durup bir düşünmek lazım. Ticarette güveni ve helal bilincini yeniden ayağa kaldırmak için neye ihtiyacımız var? Belki de her şeyden önce o "eski çarşıların" samimiyetini hatırlamaya. Ticaret eğitimini sadece pazarlama tekniklerinden ibaret görmeyip içine "insan hakkı" ve “ahlak” dersini de en baştan eklemeye... Esnafın dükkânını besmeleyle açması sıradan bir alışkanlık değildir; o bir niyet beyanıdır. Eğer bir toplumda çarşı güven kokuyorsa, o toplumun sokaklarında huzur yürür. Selman Devecioğlu

