Kaydet
|

“Ben mükemmeliyetçiyim. Bir şeyi tam yapamayacaksam hiç başlamıyorum.”

Erteleme üzerine konuşurken bu cümleye sık rastlıyoruz. Söyleyince de içimiz biraz rahatlıyor sanki. Yapamamışız ama beklentimiz yüksekmiş. Başlayamamışız ama sıradan bir sonuçla yetinemiyormuşuz.

Oysa gündelik hayatımız bu kadar kusursuz ilerlemiyor. Sabah kahvaltısında dünyanın en iyi ekmeğini, en lezzetli peynirini aramıyoruz. Dolabı açıp ne varsa sofraya koyuyoruz. Zeytin biraz tuzlu, ekmek dünden kalmış olsa da kahvaltı ediyoruz. Çayın demi tutmadı diye sofradan aç kalkmıyoruz.

Evimize halı alırken rengini, kalitesini, fiyatını birlikte düşünüyoruz. Tam istediğimiz gibi olmayan bir yanına razı olup alıyoruz. "Hereke halı olmayacaksa yerler boş kalsın” demiyoruz. Bütçemize uyanı serince de salonu eksik saymıyoruz.

Ama sıra okumaya, yürümeye, öğrenmeye, üstlendiğimiz bir işi yapmaya geldiğinde bazen şartlar çoğalıyor. Vaktimiz geniş, zihnimiz dinç, keyfimiz yerinde olmalı. Bir gün aksadı mı düzen bozulmuş sayılıyor. Yeniden başlamak için pazartesi bekleniyor. Pazartesinin de kendine göre meseleleri çıkıyor elbette.

Üstelik hayatın aksayarak da yürüdüğünü biliyoruz. Ankara’ya giderken yanlış yola sapsak yolculuk kusursuz olmadı diye eve dönmüyoruz. Bulunduğumuz yerden yolu bulup devam ediyoruz. Kendi kararlarımızda ise bazen bir sapmayı yolculuğun sonu sayabiliyoruz.

Belki de burada durmak gerekiyor.

“Mükemmeliyetçiyim” demek, “Zorlanmak istemiyorum” demekten daha hoş gelebiliyor. “Deneyip de yapamadığımı görmekten çekiniyorum” demek kolay mı? Hele acemi görünmek, eleştirilmek, emek verdiğimiz hâlde istediğimiz sonucu alamamak…

Elbette her ertelemeyi aynı sebeple açıklayamayız. Fakat kendimize verdiğimiz bu isim, bizi anlamaya mı yardım ediyor, yoksa başka sebeplere bakmamızı mı engelliyor?

Acaba bazen mükemmel bir iş çıkarmaktan çok, yapmadığımız işe kusursuz bir açıklama mı arıyoruz?

İlknur Şahin

ŞİİR

Yokların çocuğuyduk

Altmışların kuşağıydık

Biz yokların çocuğuyduk.

Zorluklara alışmıştık

Biz yokların çocuğuyduk.

Ayakkabı elbise yok,

Çikolata bisküvi yok,

Oyuncak yok telefon yok

Biz yokların çocuğuyduk.

Merkeple odun getirdik,

Orakla buğday biçerdik,

Düvenle harman sürerdik,

Biz yokların çocuğuyduk.

Bir simitle yetinirdik,

Gofret bulsak sevinirdik;

Naylon topla tepinirdik,

Biz yokların çocuğuyduk.

Tatil nedir bilmiyorduk,

Sinemaya gitmiyorduk,

Kasabaya inmiyorduk,

Biz yokların çocuğuyduk.

Köyümüzde okul yoktu,

Evimizde radyo yoktu,

Cebimizde kuruş yoktu,

Biz yokların çocuğuyduk.

Nöbetçi Şair (Şahin Ertürk)-Kütahya

KELAM-I KİBAR KİBAR-I KELAMEST

(Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür)

Din büyüklerimiz buyurdular ki: "Mektûbât'ta İmam-ı Rabbani hazretleri (kuddise sirruh) ne buyuruyor: Eğer Allahü teâlâ bir kulunu severse, ona mutlaka sevdiği bir kulunu tanıştırır. Sohbetinde bulundurur. O olmazsa, talebelerine rastlatır. O da yoksa, kitapları nasip eder. Dolayısıyla, bu Ehl-i sünnet âlimlerine ve bilhassa dinimizi tekrar ihya edip, sünnetlere âşık olan, bidatlere karşı mücadele eden büyüklerimizden Allahü teâlâ razı olsun, Allah şefaatlerine nail eylesin, âmin. O büyükleri tanımasaydık hepimiz bitmiştik...”

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.