Vadide yaşıyorduk ama yaylayı da ihmal etmiyorduk. Yaylada bir çeşmemiz vardı. Orada yiyeceklerimizi tüketir, akşama da su kaplarımızı doldurup dönerdik. Pınarın suyunun yediklerimizi hazmettirdiğine inanıyorduk. Yaşadığımız yerdeki suyun böyle bir etkisini görmüyorduk. Sonradan öğrendik ve anladık ki yaylada tükettiklerimizi hazmettiren pınarın suyundan ziyade oradaki oksijeni bol temiz hava imiş...
Uzakta bir vadinin üzerinde bulutlara komşu bir dağ varmış. Bu dağın eteklerinden yukarı çıktıkça yollar daralır, âdeta nefesler kesilirmiş ama zirveye yakın bir yerde yaşayan insanlar, aşağı köylerde yaşayan insanlardan daha sağlıklıymış. Bu dağ köyünün insanları uzun yaşar, kolay kolay hastalanmazmış. En ilginci ise az yemelerine rağmen güçlü olmalarıymış.
Hem günde iki öğün hem az yemek. Doymadan da sofradan kalkmak... Böyle bir alışkanlıkları varmış. Geri kalan vakitlerini tarlalarını işlemekle, evlerini onarmakla, çocuklarıyla birlikte geçirirlermiş... Vadiden gelenler ise bu hayata ayak uyduramazlarmış.
Bir gün meraklı bir hekim bu yaylaya çıkar. Günlerce bu insanları gözlemler. Ne yiyip içtiklerini, nasıl yaşadıklarını not alır. Araştırması bitince yaşlı bir bilgeye sorar:
“Günlerce yaşantınızı inceledim, bu kadar az yiyerek nasıl sağlıklı ve dinç kalabiliyorsunuz?”
Bilge gülümser. Bakışları dağın zirvesine doğru uzanır: “Yüksekte yaşamak insana sabrı öğretir, burada hava azdır, yemek azdır ama farkındalık çoktur. Biz sadece ihtiyacımız kadar yeriz fazlası bedeni yorar, azı ise bedene dinlemeyi öğretir. Bedeni dinlemek önemli.”
Hekim şaşırırken bilge devam eder: “Yükseklerde beden her lokmayı daha iyi kullanmayı öğrenir. Kalp yavaş atar, nefes derinleşir, insan açlığını değil, tokluğu hisseder.”
Hekim dağdan indiğinde şu kanaate varır:
“Sağlık sadece ne kadar yediğinle değil ne kadarına gerçekten ihtiyacın olduğuyla ilgili.”
Mustafa Ali Mahdum
ŞİİR
Köz
Bugün gönlüm dostun bağına girdi,
Açılmamış gonca gülleri derdi.
Hak bana bir lahza muhabbet verdi,
Leyla’yı Mecnun’un gözünden gördüm.
Yürüdüm meşk edip zevkusefaya,
Durdurup in dedim, cezm ü cefaya,
Tutup kollarından ahd u vefaya,
Şiiri Yunus’un sözünden gördüm.
Hakikat sandığım düşmüş sadece,
Uyandım ellerim bomboş öylece,
Dualar ettiğim her gün, her gece,
Tecelliyi yârin yüzünden gördüm.
Belki de affeder, Gafur’ur-rahim,
Azlolur gönülden elbet bu vehim,
Ağzını açmış da bekliyor cahîm,
Sinemdeki hârın közünden gördüm.
Gıyabî yalvarıp yakar bu demde,
Bir adım atmadan kaldın ademde,
Viraneye dönmüş gönül hanemde,
Firakı vuslatın özünden gördüm.
Mustafa Özkahraman
BİTKİLERİN DİLİNDEN
PIRASANIN FAYDALARI: Pırasa da aslında soğan ve sarımsak familyasındandır. Kış aylarının en faydalı sebzelerindendir. Kalorisi düşüktür Vitamin ve mineraller açısından zengindir. Pırasa sindirim sistemine iyi gelir. Kabızlığı önler. Prebiyotik etkiyle bağırsakların dostudur. Bağırsak hareketlerini düzenler. Pırasa kalp ve damar sağlığında da vazgeçilmezlerdendir. Çok iyi bir antioksidandır. Hücre hasarını onarmakta ve DNA’sını korumakta vazgeçilmezdir. Yine anti-inflamatuar bir sebzedir. Kötü kolesterolü düşürmekte ve tansiyonu dengelemekte faydalı bir sebzedir. Soğan ve sarımsaktaki etkilerde olduğu gibi sülfür bileşikleri bulunan doğal bir antibakteriyel etki gösterir. Kemikleri güçlendirir. Pırasa hem çiğ olarak salatalarda hem zeytinyağlı olarak hem fırında vb. değişik tat ve lezzetlerde tüketilebilir... Sağlığınız için doktorunuza danışınız.

