Dünyadaki en kıymetli şeylerden biri de zamandır. Paradan daha kıymetlidir hatta. Fakat bazen nereye harcayacağımızı bilemez, vaktimizi ziyan ederiz.
Tembelin zamanı boldur. Ona göre vakit bitmek tükenmek bilmez. Nakit zengini olamasa da vakit zenginidir, o. Eli boş gönlü hoştur. Müsriflik yapar, durur. Zamanını lüzumsuz işlere saçıp savurur.
Çalışkan insan zamanla yarışır. Başını kaşıyacak vakit bulamadığı için boşa harcayacak zamanı da yoktur. Her yerde dakik davranır. Ömrünü dolu dolu geçirir.
Zamansa hâlimize göre değişir. Bir bakarsın su gibi akar, nasıl geçtiğini anlayamaz insan. Bazen yel gibidir; uçup gider bazen de yıl gibidir yerinde sayar.
Her işin de bir vakti vardır:
Vakti gelmeden önce çiçek açmaz.
Ağaç yaş iken eğilir.
Demir tavında dövülür.
Zamanla ilgili kurallar net ve serttir.
Vakitsiz öten horozun başı kesilir.
Kimse vaktinden çalanları sevmez.
Zamanla yarışırız, fakat zamana karşı koyamayız. Kimi yaralarımızın iyileşmesi için zamana bırakırız.
Vakti saati gelince ömür de yarış da biter. Sanki göz açıp kapamış gibi oluruz. Ne bir saniye erken gelir ne de bir salise gecikir, ölüm. Kimilerimiz veda etmeye bile vakit bulamaz...
İmamı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
"Vakit keskin kılıç gibidir."
Vaktinizi aldım, kusura bakmayın.
Rumuz: "Gölge"
ŞİİR
B🌀ncuk dizen ç🌀cuklardık
Temiz yürekli, boncuk dizen çocuklardık biz.
İncir ağaçlı duvar, taşlık yolu keserdi.
Dedem orda öksürse, gülüşmeyi keserdik.
Temiz yürekli, boncuk dizen çocuklardık biz.
Kem gözlerden uzaktık, yalan dolan bilmezdik.
Sırça köşklere giden yolda hülyalar dizdik.
Yıldıza ışık satmak için gökleri gezdik.
Temiz yürekli, boncuk dizen çocuklardık biz.
Puanlı giysi, pembe toka, yerde kilimlerle,
Naylon bebek, sapsarı saçlar, pul pul simlerle,
Meridyen kadar geniş, büyük tebessümlerle,
Temiz yürekli, boncuk dizen çocuklardık biz.
Bilmedik itiş kakış, boşa yakarışları.
Kalp kırmayalım diye, çatmazdık hiç kaşları.
Billur kadar temizdi, duygulu gözyaşları.
Temiz yürekli, boncuk dizen çocuklardık biz.
Rıdvan Üzel
DUYGU DAMLASI
Sormuştum bir gün röportajda Prof. Dr. Nil Hocaya: “Hocam bir zamanlar Türkiye gazetesinin de okuyucularına sattığı Akupunktur tedavisini Türkler mi bulmuştur?” Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Başkanı Hoca demişti ki: “Akupunkturu ilk defa Türkler mi bulmuştur onu bilemiyorum. Ama araştırmalarımızda görüyoruz ki Türkler tarihin her devrinde akupunkturu biliyorlar ve kullanıyorlardı. Yıllar sonra bir GETAT seminerinde de bir Doçent Dr. diyordu ki meslektaşlarına: 'Arkadaşlar biliyoruz ki Çin Tıbbı, Hint Tıbbı ve Tıbb-ı Nebevi tarz olarak aynı ekol...' O zaman taşlar yerine oturmuştu zihnimde..." Niye beş bin yıldır hiç önemini yitirmeyen bir yöntemdi? Ve gazetemiz bu harika yöntemle bütün okuyucularını buluşturmak için kapı kapı herkese tanıtmıştı... Emeği geçen herkesten Allah razı olsun... [Emin Ceylan]

