CHP ve MHP, haftalardır canhıraş bir çabayla ‘Çatı’ adayları Ekmel Bey'i parti tabanlarına ve halka anlatmaya çalışıyor. Şu tabloyu görüp, üzülmemek elde değil.
Üç haftadır dikkatle izliyorum CHP’yi…
Bakalım -Ekleme-ddin İhsanoğlu’nu nasıl sindirecek diye… (Bilerek böyle yazdığımı belirtmeme gerek yok herhalde)
Şaşırtmadılar tabi...
Neler gördük biz bu partide, buna mı şaşacağız…
Çok değil, şundan 4 yıl öncesi…
En azından milli kimliğinden şüphe etmediğimiz Genel Başkan Deniz Baykal, (bugün kimlerin yaptığı çok daha net anlaşılan) bir kaset komplosuyla derdest ediliyor.
Ama bunun öncesinde yerine bir isim ustaca hazırlanmış…
Aman efendim şöyle dürüst, böyle cesur falan diye yutturulan, geçmişte kimsenin bir tek başarısını bilmediği kişi…
Sadece kuru laf kalabalığıyla, bir de ne söylersen söyle; yüzünde, mimiklerinde değişiklik olmamasıyla nam salan, o dönem birkaç AKP’liyi yiyince Baykal’ın da takdirini kazanan ve 2009’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapılan Kemal Kılıçdaroğlu.
Afilli de bir şarkı yapıyorlar;
Geliyor Kılıçdar Kılıçdaroğlu,
Hem temiz, hem dürüst bir insanoğlu.
Ohh! Misss.
***
Ama bu laflara milletin karnı tok tabi…
Geçmişini bilmediği adama koltuk verir mi?
Hele de çilelerle hatırladığı SSK’nın 7-8 yıl Genel Müdürlüğü’nü yaptığını duyunca…
CHP için büyük umutların sonucu, hezimet…
İstedikleri sonucu alamasalar da, birileri Kılıçdaroğlu’nun yelkenlerini şişirmeye devam ediyor.
Baykal bile nasıl tuzağa düşürüldüğünü istifa ettiğinde anlıyor, ama iş işten geçiyor.
Kurultayda aday olmayacağını o gün cümle aleme ilan eden Kılıçdaroğlu, bir hafta geçmeden kararından vazgeçiyor.
İşte bundan sonrası çok daha önemli…
Baykal’ın kurultayda yeniden aday olması önleniyor.
Kılıçdaroğlu, kaset skandalından dolayı kendini çaresiz hisseden ve seçeneksiz bırakılan delegelerin tamamının oylarını alarak partinin başına geçiyor.
***
"Aman canım! Ne var bunda?" demeyin…
“Kılıçdaroğlu, bir projenin ürünüydü. Baykal’dan da tezkerenin intikamını aldılar” gibi lafları bir kenara koyuyorum.
Beni asıl şaşırtan, parti tabanının davranışları…
“İktidara karşı olsun da, sonu ne olursa olsun” güdüsü…
Partiyi temelinden sarsan hadiselerde, işin önünü-arkasını kurcalamama,
görse bile yanlışı kabullenebilme psikolojisi…
***
Bilirsiniz, solcular bu ülkedeki muhafazakarları hep neyle suçladı?
“Aman efendim, bu dindarlarda peşinen teslimiyetçilik vardır. –Haşa- insan kendi kaderini kendi oluşturur. Allah bizlere akıl vermiş ki, her şeyi düşünelim, körü körüne teslim olmayalım. Her şey akla, mantığa uygun olmalı. İnsan görmediği, duymadığı şeye inanır mı? Falan, filan…”
***
Sizi bilmem ama ben yıllarca dinledim bunları…
Hesapta aydın, kültürlü, entelektüel insanlar ya !
Bilmezler zeka ile akıl arasındaki farkın ne olduğunu…
Demagoji dersen, bunlar ustası zaten…
***
Her neyse…
Genel Başkanlarına apaçık kumpas kuruldu.
Bunu yapanların belli ki bir niyeti vardı.
Bu niye yapıldı, asıl yapılmak istenen neydi?
Bunları çözüp, oyunu bozmak, CHP için hak getire…
Sonuç ne oldu?
Dürüst diye inandırıldığın kişi, kulaklarınla işittiğin sözlerin tam aksini yaptı.
CHP'liler de bunu görmezden geldi.
Eee! Hani nerede akıl?
***
Hele de Baykal…
Neyin ne olduğunu, arka planda ne filmler döndüğünü en iyi bilen isim…
Defalarca itiraf etti; AK Parti’ye yaramasın diye sustuğunu…
Bu ne demekti?
Bal gibi biliyordu aslında kimlerin kendisine kumpas kurduğunu…
Yoksa daha istifasını açıklarken durduk yere okyanus ötesine vurgu yapar mıydı?
Ama gerçek faillerin ortaya çıkmasını bizzat kendisi önleyip, suçu da Tayyip Erdoğan’a atmayı yeğledi.
Bilmiyoruz, belki de buna mecbur bırakıldı,
-Ki en yakın adamlarından Savcı Sayan’ın sözleri, bu ihtimali daha güçlendiriyor.
Sonuç ne olursa olsun, burada akıl, mantık, dürüstlük, doğruluk var mı?
Aynı tezgah AK Parti’ye de kuruldu.
Neticeye bakınca, aradaki farkı anladınız mı?
***
Neyse...
Biz yine CHP tabanına dönelim.
O günlerde çaresizdiniz, mecburen görmezden, duymazdan geldiniz diyelim.
Şu son bir yıldır olanları nasıl izah edeceksiniz?
Görüntüde yıllardır bu cemaate karşı mücadele eden, hatta bu cemaat üzerinden AKP’yi vuran parti siz değil miydiniz?
Tayyip Erdoğan’ı, “Bunları devlet içinde kadrolaştırıyor” diye yerden yere vurmuyor muydunuz?
Balyoz’da, Ergenekon’da cemaati suçlamıyor muydunuz?
Geldiğiniz nokta ne?
Bugün Balyoz ve Ergenekon’la ilgili cemaate tek laf edememek…
Hatta onu bırakın, okullarına, faaliyetlerine kol-kanat gerip sahip çıkmak.
Oysa ki, ana muhalefet partisi olarak eline ne büyük bir koz geçmiş.
AK Parti iktidarı ve Recep Tayyip Erdoğan, ilk kez bu denli, kendi tabanına bile anlatamayacağı bir tongaya düştüğünü kabul etmiş.
Ama sonuç ne?
İktidar, hatasını anlayıp hızla düzeltme sürecine girmiş.
“Kusura bakmayın, biz onlara dostça güvenmiştik. Yanılmışız. Gereği neyse yapılacak” demiş.
Bunu lafta da bırakmamış, harekete geçmiş.
Ötesi, cemaatin başını çektiği ne kadar dava varsa, hepsinde tutukluların serbest kalmasını sağlamış.
40 yıldır devletin içindeki gizli yüzünü ustaca saklamayı başaran cemaat de ilk defa kartlarını açmış, paralel devlet apaçık görünür hale gelmiş.
Üstelik de vatana ihaneti göze alacak somut örneklere varana kadar…
***
Peki, Türkiye için bu kadar önemli, hayati bir konuda muhalefet nerede?
Bunca yıl demediğini bırakmadığı cemaati, iktidara karşı korumakla meşgul.
Hem de en üst perdeden…
Artık hiçbir CHP’li “biz söylemiştik cemaatin kumpas kurduğunu” bile diyemiyor.
Şaka gibi…
Üstelik her konuda CHP ile taban tabana zıt sandığımız MHP de terkide…
Tesadüfe bakın ki, o da Baykal’la aynı dönemde kaset skandallarıyla vurulmuş bir parti…
Buradan yola çıkarak parti yöneticilerini anlamak mümkün…
İyi de, tabanları bunu nasıl sorgulamaz, inanılır gibi değil…
***
Bu kadar akıldan, mantıktan bahsettik.
Dönelim yeniden Cumhurbaşkanlığı seçimine…
CHP’liler bir kez daha meziyetlerini gösterip, zihinlerini boşaltmaya, boşalan o yere de bu defa Ekmel Bey'i koymaya çabalıyor.
- Ay! Ne kadar ton ton bir insan değil mi?
- Eşinin de başı açık üstelik...
- Hem isminden dini çıkardılar, Ekmel daha iyi oldu.
- Soyadı da Genel Başkanımızınkine benziyor zaten.
- Onu bırak, adı da aynı kökten geliyormuş. Kemal, Ekmel…
- Kemal Bey için yapılan şarkıda “insanoğlu”nu İhsanoğlu yapsalar, şarkı hazır. Bu kadar isabetli bir aday olurdu ancak.
- Ben de aynı şeyi düşünüyordum. Aslında tipleri bile çok benziyor.
- Hacı Bektaş’a da gitmiş, Alevilere çok güzel mesajlar vermiş. Bu adam kesin seçilir vallahi…
- Vs, vs…
Bunlar hesapta Türkiye’nin en eğitimli kesimi…
2007’de Ahmet Altan’ın yazdığı bir makale geldi aklıma…
Şöyle diyordu o yazıda;
Sanırım Cumhuriyet’in en büyük fiyaskosu “eğitim” sistemi oldu.
Halkın arasından çıkıp da o halkla ilişkisini kesen bir grubun epey sorunlu iktidarını sürdürebilmek için eğitim tam bir “beyin yıkama” mekanizmasına döndürüldü.
Çocukların “düşünmesini” sağlamak için değil tam tersine “düşünmemesini” ve “devlet, Atatürk, Kemalizm” gibi tabulaştırılmış kavramlara tapınmasını sağlamak için düzenlendi bütün sistem.
Sonucunda, “düşünemeyen,” sadece ezberlediklerini tekrarlayan, “kutsallıklarla” zihinleri dondurulmuş bir “okur yazar” zümresi çıktı ortaya.
Burada birçok garip çelişki belirdi.
Devleti korumak için yetiştirilen kadrolar, zihinsel bir şokla donduruldukları için daha sonra yönetime geldiklerinde devleti idare edemediler.
Devlete tapınanlar, yetersizliklerinden dolayı devleti çökerttiler.
Hukuksuz, darbeci, çeteleşmiş bir yapı çıktı ortaya.
Beyin yıkayarak itaatkar kadrolar oluşturma kurnazlığı, devletin yetersiz kalmasına yol açtı.
İkinci gariplik ise “okur yazarlar” ile “cahiller” arasındaki tuhaf rol değişimiydi.
Eğitim süreçlerinde “düşünme esnekliklerini” yitiren “okuryazarlar” ülkenin en tutucu, en gerici grubu haline gelirken, onlar kadar ağır bir “doktrin” bombardımanına tutulmayan “cahiller” daha esnek, daha değişimci, daha sağduyulu kaldılar.
Okuryazarların “devlet açısından tehlikeli” buldukları her değişimin “cahiller” tarafından desteklenmesinde, sanırım “eğitimsizliğin” bu ülkede büyük bir beyinsel avantaj sağlamasının da rolü büyüktü.
“Cahiller,” okuryazarların içine sıkıştıkları dar kalıpların esiri olmuyordu.
***
İşte o beğenmedikleri, cahil gördükleri halk şimdi devrim yapıyor.
Statükodan kurtulamayan zihniyete, bu yetersizlikle düşen ne peki?
Kılıçdaroğlu gibi, CHP dışında hiçbir yerde ciddiye alınmayan ve alınmayacak olan bir kişinin iki dudağının arasından çıkacak cümlelere bakmak…
Böyle yalpalamak, saçmalamak, inanmadığın, yanlış olduğunu adın gibi bildiğin şeyleri doğru kabul ederek, kendi sonunu hazırlamak…
***
Kariyerini AK Parti’ye borçlu olan, fakat Mısır ve Gazze tavrı sebebiyle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından üzeri çizilen Ekmeleddin İhsanoğlu’nun size aday olarak zorla dayatılmadığına bu ülkede kimseyi ikna edemezsiniz.
Mısır'da yüzlerce idam kararının alındığı, eski İngiltere Başbakanı Blair'in darbeci Sisi'ye danışman olduğu bir dönemde üstelik...
Şu kadarı bile her şeyi özetler; Suudi Arabistan’daki vehhabi rejimini İngilizler kurmuşlardır ve onların gündümündedir. Ekmeleddin İhsanoğlu da Suudi Kral’ın bir numaralı adamıdır. Nokta…
Gerisini siz bağlayın artık.
***
Bunun dışındaki masalları kendi tabanınıza kabul ettirebilirsiniz.
Yukarıdaki onca örneği bunun için yazdım zaten.
Siz ne derseniz ona inanmaya hazırlar.
Ama Ekmel Bey sözümona muhafazakar diye o kesimden oy alacağını sanıyorsanız, beklentiniz boşuna…
Tescilini de yaklaşık bir ay sonra göreceğiz…
Sadece şu kadarını bilin ki; siz de, MHP de, elinizle ipinizi çektiniz.
Ha! Haydar Baş da size hayırlı olsun. Aynı kareye çok yakıştınız.
MHP’yi bilmem ama, seçimden sonra yeni CHP’yi çok konuşacağız galiba.

