Günlerdir Fransa’da bir tiyatro izliyoruz.
Arabaya doldurduğun otomatik silahlarla Paris’in göbeğinde katliam yapacaksın…
Sonra da Belçika sınırına kadar, yakalanmadan kaçabileceksin.
Hem de birkaç gün önce, ordu Paris sokaklarına indirilecek kadar sıkı önlem alınmışken…
Cezayir istihbaratı seni iki gün önce uyarmışken…
İslam karşıtlığı tavan yapıp, sokak gösterilerini birilerinin provoke edeceği beklenirken…
İsrail, “Filistin’i tanıma kararı aldın” diye “Bunun bedelini ödersiniz” tehdidinde bulunmuşken…
Kimse boşa maval okumasın…
Profesyonel denilen teröristler nasıl oldu da kimliklerini araçta düşürdü?
Çatıda olan biteni izleyenler neden çelik yelekliydi?
O saatte sokaklar niçin bomboştu?
Normal zamanda evden çizim yapan ekip, o gün neden dergiye çağrılmıştı?
Paris alarma geçmişken, Musevilere ait bir market nasıl basılabildi?
Ve tehlikeli bir kadın terörist, o güvenlik çemberinden nasıl kaçabildi?
Soru çok…
Böyle olaylarda önünüze konulana değil, kime yaradığına bakmak lazım…
Zira bunu kurgulayanların bir hesabının olduğu belli…
Asıl mağdurun kimler olacağı da…
Bana sorarsanız, bir süredir Türkiye’ye yaşadığımız abuk sabuk durumun bir benzerini yaşadı Paris…
İlginçtir; Türkiye’de iktidarın karşısında yer alan geniş bir kesim, Paris’i bahane edip, yine doğrudan Müslümanları hedef aldı…
Komik bir şekilde, ‘insancıl’ posta bürünenler arasında PKK yandaşları, DHKP-C destekçileri de vardı.
Ulusalcısı, paralelcisi, Marksisti, komünisti…
İslamiyet’e, Müslümanlara etmedikleri hakaret, iftira kalmadı.
Hem de daha bir gün önce, Sultanahmet’te bir polisimizi şehit eden canlı bombaya canhıraş şekilde sahip çıkmışken…
DHKP-C’li bildikleri teröristi neredeyse 'azize' ilan etme noktasına gelmişken…
Gazetelerinde bu kanlı saldırıyı (DHKP-C’li bildikleri için) ya hiç görmeyip ya da minicik haberlerle geçiştirmişken...
Hatta DHKP-C’li demek yerine (O gün öyle biliniyordu), sadece kara çarşaflı deyip hedef saptırmayı seçmişken…
Sonra n’oldu?
O teröristin DHKP-C’li değil, Rus uyruklu olduğu anlaşıldı.
IŞİD nasıl sözde ‘İslam adına savaşan’ bir örgütse, Diana isimli birine, caminin çevresinde güvenliği sağlayan Müslüman bir polisi öldürttü…
Diyeceksiniz ki; DHKP-C bu hain saldırıyı üstlenmişti. Eee! O n’oldu?”
Erken öterek kaptırdıkları kuyruğu, Paris üzerinden kurtarmaya çalışmakla meşguldüler…
Üstelik Fransa Cumhurbaşkanı bile, “Mücadelemiz İslam’la değil, teröristlerle” derken…
Bakın size daha tuhaf tespitlerimi anlatayım…
“Her olayda dış güçler” arıyorsunuz diyen bu güruh sadece bu pisliklerinin üstünü örtmek,
Türkiye’de iç kamuoyunu yönlendirmek için değil…
Yurt dışında da bir yerlere mesaj vermek için bunu yaptı…
Özellikle de yabancı dildeki medya organları yoluyla…
Mesela, turkiyegazetesi.com.tr sırf “Peygamber Efendimiz’e hakaret karikatürü yayınlayan dergiye saldırı” dediği için önce sosyal medyada hedef yapıldı.
Daha sonra da İngilizce yayın yapan bir gazetenin internet sitesinde, çarpıtma bir haberle…
Oysa, delilleriyle göreceğiniz şekilde, o gazetenin kendi yayın organlarında da aynı vurgu yapılıyordu ama, algı üretme konusundaki profesyonelliklerini ortaya koymuşlardı.
Haberin sonuna saklanan ayrıntı ise daha çarpıcı…
turkiyegazetesi.com.tr'nin “Fransa’da, Filistin’i tanıma kararından kısa süre sonra saldırının gelmesine ilişkin“ haberine vurgu yapılması, niyeti açık eden asıl detay…
Görüldüğü üzere, bu yazıyı yazdığımız internet sitesine saldırmalarının bir amacı var…
Öncelikle muhafazakarlara yakın medyayı, ‘terörist saldırıyı haklı görüyormuş’ algısı oluşturarak karalama,
Batı’ya şirin görünme çabası…
Ve okyanus ötesindeki, güneyimizdeki ülkelere hizmet…
Tıpkı, Gezi’den bu yana yaptıkları gibi…
Hazır Müslümanların hedef tahtasına konduğu ortam oluşmuş…
Paraleller de boş durur mu?
Onlar da Batı’ya şu mesajı vermekte gecikmedi;
“Bakın, biz ılımlı İslam, dinler arası diyalog projelerini yürütüyorduk.
Bu radikallerle mücadele için biz gerekliyiz...”
Ele geçirmeye çalıştıkları Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin ‘teröristlere sahip çıktığı’ yalanını ve ihanetini de açıkça ifade ederek üstelik…
Sanırsınız, şehrin göbeğindeki saldırıyı önleyemeyen Fransız polisinin hiçbir suçu yok, içlerinden biri turist olarak İspanya’dan Türkiye’ye geldiği için, sorumluluk da Türkiye’de…
Şimdi anlıyor musunuz, yaklaşık iki yıldır uluslararası medya ile neden bu kampanyayı yürüttüklerini?
Ve hepsinin her olayda, nasıl aynı yere çalıştığını…
Şimdi geriye dönüp soralım o zaman…
Diyalog adı altında üstlendiğiniz proje neydi?
“Cennete girmek için ‘la ilahe illallah’ demek yeterli…”
Yani, hâşâ Peygamber Efendimize iman etmeseler de (İmanın altı şartından biri olduğu halde), sadece Allah’a inanan cennete gidebilecek (!)
O zaman Allahü teala Peygamber Efendimizi neden gönderdi?
Bir Müslüman bunu nasıl söyleyebilir?
Böyle inanırsa Müslüman olur mu?
Ilımlı İslam, içinde Peygamber Efendimizin olmadığı, tamamen içi boşaltılmış bir din demekse, bunun adı İslam olabilir mi?
İşte biz buna, İngiliz oyunu diyoruz…
Bu projeleri fiilen hayata geçirenler güya Müslüman…
Sultanahmet’te, Paris’te bombaları patlatanlar da…
Nijerya’da, Irak’ta, Suriye’de, Pakistan’da oluk oluk Müslüman kanı akıtanlar da…
Yüzleri kapalı, kapkaranlık insanlar, İslam coğrafyasında yüzbinlerce insanı katlediyor ve her nasılsa bunlara Müslüman deniyor.
Uyuşturucu verilerek, beyinleri yıkanarak ölüm makinesine dönüştürülen teröristler, sırf tekbir getirdiler diye, yeryüzündeki milyonlarca masum Müslüman potansiyel suçlu noktasına getiriliyor.
İşin tuhafı, bunların hiçbir zaman Müslümanların yararına hizmet etmedikleri de apaçık ortadayken…
Çok açık bir örnek;
Boko Haram denen sapık örgüt, Paris’teki terörden bir gün sonra, Nijerya’da 2 binden fazla insanı katletti.
Sizce kime hizmet etti?
Bakın, Müslüman görünümlü bu radikal, terörist unsurların hemen hepsi Vehhabi…
Veya bunun kolları…
El Kaidesi de, IŞİD’i de, Boko Haram’ı da, Taliban’ı da…
Pekiiii?
İlk olarak Arabistan’ın Necd şehrinde meydana çıkan,
İslamiyet’in hiçbir değeriyle uzaktan-yakından ilgisi olmayan,
Hatta asrımızda ehl-i sünnet Müslümanların en büyük düşmanı olan Vehhabiliği kuran kimdi?
Cevabını, az çok okuyan herkes bilir…
Osmanlı’yı, ehl-i sünneti Arap coğrafyasından silmek için karanlık hesaplara girişen İngilizler…
Şu satırları, İNGİLİZ CASUSUNUN İTİRAFLARI kitabından bire bir yazıyorum;
“İngiliz casusu Hempher’in oyunları neticesinde Ahmed İbni Teymiyye İslam âlimi ilan edildi. Bunun yolunda olarak (Vehhabilik) fırkası kuruldu.
İngilizlerin yardımı ile Vehhabi kitapları bütün dünyadaki (Rabita-tül-alemil islami) dedikleri vehhabilik merkezleri vasıtası ile her memlekete yayıldı.
İbni Teymiyyenin kitaplarındaki sapık fikirlerle, İngiliz casusu Hempher’in yalan ve iftiralarının karışımına (Vehhabilik) denildi.
Hakiki Müslüman olan (ehl-i sünnet) âlimleri, İbni Teymiyye’nin kitaplarının bozuk olduklarını bildiren çok kitap yazdılar.
İngilizler tarafından tesis edilen Vehhabilik, mezhepsizlik, reformculuk, selefiyyecilik, Kadıyani, Mevdudi ve Teblig-ı cema’at ismi altındaki bozuk yolların hepsinde tasavvuf düşmanlığı vardır.”
Kitaptan sadece kısacık bir bölümü aldım…
Hempher’in Vehhabiliği kurmak için neler yaptığını bilmek isterseniz, İngiliz Casusunun İtirafları’nı okumanızı öneririm.
Ve bugün Vehhabi rejiminin hâlâ nerelerde hakim olduğunu ve onları kimlerin koruduğunu düşünmenizi de…
Şimdi ortaya çıkan tabloya bakalım;
İslam’ı bozmak, Osmanlı’yı yıkmak için Vehhabiliği kuranlar bir yandan onları Ortadoğu’da kendi emelleri doğrultusunda kullanmaya devam ediyor,
Vehhabi rejimin hakim olduğu ülkelere her türlü desteği sağlıyor,
Sadece Ortadoğu’da değil, Afrika’da, Asya’da onbinlerce Müslümanı Vehhabi inanışlı teröristlere katlettiriyor,
O örgütler üzerinden, Türkiye’nin, Osmanlı’nın mirasını yeniden ayağa kaldırma gayretlerini engellemeye çalışıyor,
Türkiye’nin attığı her siyasi ve kültürel adımı bu karanlık örgütler eliyle geri püskürtüyor,
Bunların düzenlediği terör eylemleri üzerinden Müslümanları Avrupa’dan atmaya çalışıyor,
Türkiye’de İslamiyet’i bozma, yönetimi ele geçirme görevi verdikleri yapı da sözüm ona ‘kurtarıcı’ postuna bürünüyor.
Oyun büyük…
Maksat belli…
Bugünlerde, Dr. John Coleman’ın ROTHSCHILD HANEDANLIĞI kitabı var elimde.
Günümüzde bütün dünyanın gizli yöneticisi olduğu bilinen Yahudi kökenli bu aile hakkında kısıtlı bilgilerin yer aldığı kitapta, Alman filozof Nietzsche’nin şu sözü yer alıyor;
“Gelecek yüzyıl, Yahudilerin akıbetlerini belirlediklerine şahit olacağız. Ya Avrupa’nın efendisi olacaklar ya da daha önce Mısır’ı kaybettikleri gibi, Avrupa’yı da kaybedecekler. Eğer çok açgözlüce davranmazlarsa, Avrupa bir gün olgun bir meyve gibi ellerine düşecektir.”
Ve kitap şu sözlerle bitiyor;
“Sonuca bakınca, dünyada kendi çıkarları için savaşlar çıkaran bir avuç elitin kendi tasarımları olan ve “tek dünya devleti” diktatörlüğünü içeren “yeni dünya düzeni” planına karşı gelen tüm devlet adamlarını ve liderleri yok ettikleri ortadadır. Bu derin gücün karşısına bir güçle çıkılmadığı sürece en geç 2025 yılında tüm dünya acımasız bir diktatörlüğün karanlığına gömülecektir.”
Allah, yeryüzündeki mazlum Müslümanların yardımcısı olsun,
Onların tek umudu Türkiye’mize güç versin…

