Merhum Başbakan Adnan Menderes ve iki bakanını ipe götüren 27 Mayıs 1960 darbesinin yıldönümündeyiz. O dönem neler olduğunu çokça okudunuz... Ben size, aynı tezgah nasıl tekrarlanıyor, ondan bahsedeyim.
Son bir yıldır askerin tavrı gösteriyor ki, artık Türkiye'de demokrasiye kurşun sıkılmayacak.
Hatırlasanıza, Gezi'de nasıl canhıraş bir istekle ordu sokağa davet edilmişti.
Koskoca İstanbul'u anarşiyle işgal planları, bir gece Taksim'e jandarma TOMA'sı, Boğaziçi Köprüsü'ne de askeri araçlar dizilince sönüvermişti.
Bugün Mısır olmadıysak, bunu 'demokrat' ordumuza borçluyuz.
Bir de gerçek demokrat bir muhalefeti kazanabilirsek, işte o zaman ileri demokrasinin yolu açılmış olacak.
***
Madem Gezi'den başladık, oradan gidelim.
Türkiye geçen Haziran'dan bu yana iki büyük canavarla yüzleşti.
Yıllardır alt yapısı hazırlanan 'ılımlı İslam' en tehlikelisiydi...
Diğeri de silahlı örgütler üzerinden Alevi vatandaşlarımızı kışkırtma çabalarıydı...
***
Dünyayı mafyavari bir kabadayılıkla yöneten güçler, Kürt kartı ellerinden düşünce panikle diğerlerini de açıvermişti.
"Aman canım sen de ! Her şeyde dış mihrak arıyorsunuz" diyenler çoğunluktaydı Gezi'de...
Bugün seslerinin çıktığını duyuyor musunuz?
Niye?
Çünkü Mısır gösterdi neyin ne olduğunu...
Peşinden Ukrayna...
Domino taşı gibi yıkılan ülkeler...
Ve yeni yeni darbeler...
İşte, daha geçtiğimiz günlerde Tayland devrildi.
Belli ki dünyada güç savaşları kızıştı.
Afrka'da olanlara bakın...
Orta Afrika'da sırf Müslüman olduğu anlaşınca Fransızların askeri müdahalesiyle iktidardan devrilen cumhurbaşkanı ve ardından dünyanın gözü önünde Müslümanlara yapılan katliamlar...
Somali'nin bölünmesi...
Bangladeş'te, Abdulkadir Molla'nın "40 yıl önce insanlığa karşı suç işlediği" ithamıyla idam edilmesi...
Mısır'da topluca verilen idam kararları...
Hepsi bize neyi anlattı?
Çok açık...
Bir asır önce kanla çizilen sömürü sınırlarının, yine Müslümanların kanı akıtılarak korunacağını.
Yani bir nevi gözdağı bu...
"Bizim kontrolümüzün dışına çıkar, yeniden Osmanlı'ya kucak açarsan faturası ağır olur" mesajı...
***
Gazze'yi hatırlayın mesela...
Tam da geçtiğimiz yıl bu zamanlardı.
Halk her yeri Türk bayraklarıyla süslemiş, coşkuyla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nı bekliyordu.
Erdoğan'a üst perdeden açıkça uyarılar yapıldı, "gitme" denildi.
Türk Dışişleri, Mayıs sonunda ya da Haziran başında bu ziyaretin gerçekleşeceği restini çekti.
İleride olacaklar, sarayın bahçesindeki 'şemsiyeli' basın toplantısında verildi.
"Türkiye gibi kritik coğrafyadaki bir ülkede yaşamak zordur. Eminim Türk halkı olarak siz de bundan memnun değilsiniz, ama bununla yaşamak zorundasınız" ifadesi, birinci ağızdan, hem de canlı yayında dile getirildi.
Sonra ne oldu?
Önce Gezi'de Erdoğan "diktatör" yaftasıyla hedefe oturtuldu.
Devrilemeyince Mısır'da Mursi indirildi.
Darbecilerin ilk işi, Erdoğan'ın Gazze'ye geçmeyi planladığı Refah sınır kapısını kapatmak oldu.
Ve dünyadaki Müslümanların umutla beklediği ziyaret suya düştü.
***
Herkes vazifesini yapıyor anlayacağınız...
O'nlara kızmanın yararı yok.
Fakat asıl mesele içimizdekiler...
Türkiye'ye ihanetin bu kadar açık net göründüğü bir dönemi ben bilmiyorum.
Olmaz denilenler oluyor.
Düşünsenize; işi sadece insanlara dinini öğretmek olması gereken bir cemaat dünyanın 17. büyük ekonomisi olmuş ülkenin sahibi olmayı aklından geçirebiliyor.
Oyların yarısını almış bir Başbakan'ı, parmağını sallaya sallaya ikaz edebiliyor...
Geri adım attıramayınca da "Benden günah gitti" deyip alaşağı etmeye çalışıyor.
Ülkeyi yönetmek için güya siyasi mücadele veren muhalefet de çıkıp, bunu akılalmaz bir rahatlıkla savunabiliyor.
Asla yan yana gelemeyeceğini düşündüğünüz kişiler, gruplar kol kola giriyor.
Sözümona emperyalizm düşmanları, emparyalist güçlerin bir işaretiyle sokakları ateş çemberine çeviriyor.
Yalanda, hilede, ikiyüzlülükte sınır tanınmıyor.
Her gün onlarca yalanları ortaya çıksa bile farketmiyor.
Onlar yenisini üretiyor.
Yeni yeni yalanlarla öncekiler unutturuluyor.
Neyse ki her şey vatandaşın gözünün önünde cereyan ediyor, başvurdukları sihirbaz hileleri halkın gerçeği görmesini perdeleyemiyor.
***
Onlar olabildiğine pişkin ve arsızlar...
30 Mart'tan sonra mahcubiyet duyup köşesine çekileni gördünüz mü?
Çekilmezler...
Çünkü profesyonel ajanların güdümündeler.
Erdoğan "Bu bir istiklal mücadelesi" derken işte tam da bunu kastetmişti.
Eskiden olsa, bu yöntemlerle uğraşmaz, her seçim öncesi olduğu gibi, gün aşırı Mehmetçiğin tabutunu önümüze sıralarlardı.
Anaların feryatları yürekleri dağlarken, onlar kıs kıs gülerek ekrandaki tepkileri izlerdi.
***
Şimdi o oyun bozuldu.
Erdoğan'ın kritik "kırmızı oda" görüşmesinden bir hafta sonra, aşırı sol örgütler üzerinden Gezi'de denenen, 'çoğu aydına göre Alevi kalkışması' tutmadı.
"Menderes'i öldürdünüz, Erdoğan'ı yedirmeyiz" diyerek, gece yarısı havalimanına akın eden kitleler, bütün atmosferi tersine çevirdi.
***
Bundan tam 6 ay sonra, aynı ülkeye CHP Lideri'nin yaptığı ziyaretin akabinde patlak veren "paralel örgüt"ün operasyonu da Erdoğan'ı devirmeye yetmedi.
Ama onlar binbir hileyle yeni yöntemler denemeye devam ediyor.
Okmeydanı da o tezgahın devamı...
Bir gün Erdoğan'ı Mursi, O'na oy verenleri Müslüman Kardeşler gibi yaparlarsa hedeflerine ulaşmış olacaklar.
301 madencimizin şehit olmasına açık açık "oh olsun" demeleri de bundan...
***
Ne varsa gördük...
Artık bu ülkede hiçbir şeye şaşırmıyor kimse...
Kılıçdaroğlu'nun sokaktaki yüzü maskeli, eli molotoflu eşkiyaları sahiplenmesini anlayabilmek mümkün...
Ama Kılıçdaroğlu'nun bu tavrına gıkını çıkarmayan CHP'li yurtseverleri,
Açık açık vatana ihanet eden ajanların tuzağına hiç düşünmeden atlayan dindarları,
Menderes'in idamını ekranlarda alabildiğine eleştirirken, Erdoğan'ı ipe götürme çabalarına açık destek verenleri anlamak gerçekten zor.
Neyse...
Bırakın, ellerinden geleni ortaya döksünler...
Zaten bütün kartları açtılar, kendilerini tekrara düştüler.
Yapabileceklerinin hepsi bu kadardı... Beceremediler...
Bu vakitten sonra vız gelir, tırıs giderler...

