Çok şükür ! Türkiye 30 Mart’tan sonra ikinci seçim badiresini de istiklaline, istikbaline ve istikrarına halel gelmeyecek şekilde atlattı. Halkımız üzerine düşeni layıkıyla yaptı ve kendisini hileyle, tehditle yönlendirmeye çalışanlara gerekli cevabı tastamam vermiş oldu.
Şimdi sıra, AK Parti’nin çatısı altında bulunanlarda... İlk ders, başkanlık sistemine geçiş…Türk siyasetinin özellikle şu son bir yılda yaşadıkları, eminim ileride ders olarak okutulacaktır.
Herkes eteğindeki taşı döktü gayrı…
Bugüne dek siperde yatanlar, sadece kafalarını değil, gövdelerini çıkardılar ortaya…
Artık herkesin ne olduğu, ne dediği, ülkenin zor zamanlarında ne yaptığı belli…
Elbette, iktidar da, halk da önemli dersler çıkardı bu süreçten...
Siyasetin, liderliğin korkakların işi olmadığı daha anlaşılır oldu mesela…
Ve dahası, sadece bir kişinin neleri değiştirebileceği film gibi geçip gitti gözümüzün önünden…
“PARLAMENTER SİSTEM Mİ, BAŞKANLIK MI?” MÜCADELESİ
Şimdi Türkiye için yepyeni bir evre başladı…
Erdoğan, “Haydi ben de bu hevesimi gidereyim” düşüncesiyle Çankaya’ya çıkmadı.
Aksine, yıllardır hazırlandığı asıl dönüşümü gerçekleştirmek için kolları sıvadı.
Bunun ilk adımı, Anayasa çalışmalarında sonuç alamadığı Başkanlık sistemi olacaktır şüphesiz.
Zaten, “öncekiler gibi olmayacağım” sözleriyle bunun işaretini verdi.
Önce Fransa’daki gibi yarı başkanlık, 2015 seçimlerinden sonra da -Anayasa’yı değiştirecek sayıya ulaşılırsa şayet- ABD modeli…
Göreceksiniz, daha 10 Ağustos gecesinden başlayan tartışma bizi buna mecbur bırakacaktır.
***
Ama omuz omuza çalıştığı arkadaşları içinde Erdoğan gibi düşünmeyenler var.
En başta, Çankaya’daki görevi almaya hazırlandığı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.
Hatırlayın; Gül, yeni Anayasa tartışmaları yapılırken bu görüşünü açık açık dile getirmişti.
Erdoğan da tam aksine, “Sayın Cumhurbaşkanı’na katılmıyorum” demişti.
İşte bugün bu fikir ayrılığının devamındaki süreci izliyoruz.
“O zaman Erdoğan neden güçlü Başbakan istedi?” diye sorabilirsiniz.
Cevabı basit aslında...
Güçlü olmayan yönetici, bu zor süreçte fayda sağlamaz da ondan.
Erdoğan’ın kendisine çizeceği politikayı -geçiş sürecinde- yaptırabilmek,
Bunu da bugünkü nizam ve sükunet içerisinde yürütmek güçlü olmayı gerektirir...
Cumhurbaşkanı ile eşgüdüm içerisinde, parlamentoyu, partiyi tıkır tıkır çalıştıracak bir isim olmalı yeni lider.
AK PARTİ İÇİN ASIL SINAV ŞİMDİ BAŞLADI
Deyim yerindeyse, zurnanın zırt dediği yere geldik şimdi.
(Erdoğan’ın en yakın dava arkadaşı, Cumhurbaşkanımız Sayın Gül’ü -şimdilik- bundan sonra yazacaklarımın dışında tuttuğumu özellikle belirtmek isterim)
İmtihan sırası, Erdoğan’ın rüzgarıyla siyasette parlayan, bir çok mevkiye, makama kavuşan çalışma arkadaşlarında…
Gerek parti, gerek hükümet, gerek Meclis çatısı altında bulunan her AK Partili, Türkiye’nin geleceğinden daha fazla sorumludur artık…
Ve en büyük ödevleri, kişisel ikballeri değil, bugüne kadarki kazanımları ‘değiştirilemez’ noktaya getirmektir.
Bunun içinde siyasi istikrarın kalıcı korunması da vardır,
Çözüm süreci de,
Yasakların kaldırılması da,
Paralelle mücadele de…
Hatta ve hatta Ergenekon zihniyetinin tekrar hortlatılmaması da…
***
Bilmeliler ki, bugüne kadar karşılarında duranlar, suret-i haktan görünüp en yakınlarında bulunanlar, sinsice tökezleyecekleri anı beklemektedir.
Sırtlarını okşayan, yüzlerine gülücükler saçıp “Aslında sen…” diye söze başlayanlar, en tehlikeli potansiyel düşmanlarıdır…
Ha !
Bugünün şartlarında, Erdoğan’ın da, O’na güvenip dimdik arkasında duran halkın da kaybedeceği fazla şey yok aslında…
Partide problem çıkaran olursa gereği yapılacaktır.
Geçmişte olduğu gibi…
Kaybeden de, yelkenlerini bu rüzgarla değil, birilerinin hava gazıyla şişirenler olacaktır…
***
Bu arada, muhalefete de bir önerimiz olsun.
Şimdiden bir sonraki Çankaya seçimine ortak adayı düşünmeye başlayın ki, 10 Ağustos’taki gibi aceleye gelmesin.
‘Başkanlık’ta yarış iki isim arasında oluyor nasılsa…

