BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anadolu'daki tüm akademisyenlerde korku ve panik var

Cem Küçük
Facebook
Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Türkiye'de insan hafızası 23 gündür. Yani 23 gün sonra en unutulmaz denen olay bile Türk insanın aklından uçup gidiyor. Bunu niçin söyledim. Çünkü geçen sene 5 Nisan 2018'de Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde büyük bir skandal yaşandı. Herkesi FETÖ'cü diye sağa sola ispiyonlayan Volkan Bayar, Osmangazi Üniversitesinin Dekan Yardımcısı Mikail Yalçın, Fakülte Sekreteri Fatih Özmutlu, araştırma görevlisi Yasir Armağan ve öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Serdar Çağlak'ı silahla öldürdü.
Bu olaydan 1 gün sonra 6 Nisan'da Türkiye gazetesinde şöyle yazmıştım: "Aynı üniversitenin Eğitim Fakültesinden Doç. Dr. Ayşe Aypay, 'Bırakın beni konuşacağım' diyerek şu açıklamayı yaptı: ‘Rektörlük, Volkan Bayar hakkında dilekçelerimizin sisteme girmemesi için memurlara talimat verdi. Kavga dövüş işleme soktuk dilekçeleri. Hiçbirine cevap alamadık. Şimdi kim verecek 4 tane canın hesabını? Benim eşim Volkan'ın iftiraları yüzünden işinden atıldı. 5,5 ay hapiste yattı.'
Saldırgan mı haklı, Ayşe Aypay mı onu savcılarımız açığa çıkaracaktır. Doğrudan şu ya da bu FETÖ'cü demek an itibarıyla doğru değil. Gerçek neyse derhal ortaya çıkarılmalı. Ayrıca saldırganı bu işe yönlendiren biri var mı yok mu ona da bakılmalı. Üniversitelerde mobbingin yaygın olduğu zaten bilinen bir gerçek."
Bu olay ne oldu ben de takip etmedim. Ayşe Aypay Hanım'ın söyledikleriyle ilgili savcı ne yaptı, bilgimiz yok. Çünkü Anadolu'da lokal bir olay olduğu için oralı olmadık. Bu olayla ilgili bir bilgi taraması yaptım. Şaşıracaksınız ama aradan 1 yıl geçmesine rağmen bu cinayetlerin hâlâ iddianamesi yazılmamış. Emin olmak için tekrar sordum, gerçekten iddianame yazılmamış.
Sonra medya taraması yaptım. Sadece Cumhuriyet gazetesinde olayın 1. Yıl dönümü dolayısıyla "Üniversitede cinayetin iddianamesi hâlâ hazırlanmadı" başlıklı bir haber vardı. Haberin alt başlığında ise şöyle yazıyordu: "Eskişehir’de, geçen yıl 5 Nisan günü Osmangazi Üniversitesinde Volkan Bayar tarafından saldırıya uğrayarak hayatını kaybeden 4 akademisyen, aileleri tarafından anıldı, avukatları tarafından basın açıklaması yapıldı."
Olayı takip eden öldürülen şahısların avukatları ise “Yaşanan olayın basit bir cinayet olmadığı başından beri ifade edilmesine rağmen henüz aileleri ve kamuoyunu tatmin eden bir adım atılmamıştır. Olayda kastı ve ihmali bulunanların bir an önce cezalandırılması için savcılık ve YÖK soruşturmalarının bir an önce neticelendirilmesi öncelikli talebimizdir" şeklinde açıklama yaptılar. Bu dosyaya da gizlilik kararı gelmiş ve ne olup bittiğini hâlâ bilmiyoruz. Son derece tuhaf bir durum var.
Tabii YÖK ne yapıyor onu da bilmiyoruz. Sayın Yekta Saraç topu her zaman olduğu gibi üniversite rektörlerine atıp sorumluluğu üstünden atmıştır. Yekta Hoca şu son 3 senelik dönem içinde hiçbir konuda sorumluluk almadı. Anadolu’da haksızlığa uğrayan akademisyenlere hiçbir gün sahip çıkmadı. Hep ama hep idare-i maslahat yaparak Anadolu akademisyenlerini kendi hâlleriyle baş başa bıraktı. Gencecik akademisyenlerimizin psikolojisi berbat. Çoğu hafiye olmuş, casus olmuş rakiplerinin açığını kolluyor veya kendini korumak için kabuğuna çekilmiş durumda. Bilim hayatının B’si bile Türkiye’de şu an kalmamış durumda. Bunu açıkça itiraf edelim. İstanbul berbat hâlde, Anadolu daha da berbat. Akademisyenler arasında sanki “Game of Thrones” oynanıyor. Oysa ortada büyük makamlar, mevkiler, rantlar da yok. Herkesin ruh sağlığının adım adım bozulduğu bir ortamdayız.
Mobbingin en yoğun olduğu yerlerden biri üniversiteler. Hangi akademisyenle konuşsanız size bunu anlatıyor. Hemen her yerde olduğu gibi üniversitelerde de sevmedikleri ya da hazzetmediklerini ekarte etmek isteyenler birbirine uyduruk yere FETÖ'cü suçlamasında bulunuyor. Yok yere hayatlar kararıyor. Her dindara FETÖ’cü deniyor ve dindarlar da karşı tarafa, “Aşırı solcu ve içki içen mason, rotaryen” falan diyor. Bazen mezhepler ve etnik kökenler karşılıklı suçlama hâline dönüşüyor. Jurnalcilik her kesimden akademisyenin hastalığı hâline gelmiş durumda.
İki gün önce duyduğum haber beni beynimden vurmuşa döndürdü. 17-25 Aralık sürecinden beri tanıdığım, FETÖ'yle aktif mücadelesine şahit olduğum Aydın Adnan Menderes Üniversitesi eski rektörü Cavit Bircan ve aynı üniversitede avukat olarak görev yapan eşi Hatice Bircan FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanmışlar ve açığa alınmışlar. 2014'de Başkanımız Erdoğan tarafından Adnan Menderes'e rektör atanan Cavit Bircan 2019 başına kadar görevi sürdürdü. Baştan söyleyeyim ki, Cavit Bircan FETÖ'cüyse bu ülkedeki her akademisyen FETÖ'cüdür.
Peki Cavit Bircan hakkındaki iddia ne? YÖK Denetleme Kurulunda süren ve sadece incelemeden ibaret olan ve hiçbirisi soruşturma ve ceza davasına dönüşmemiş olan, ancak şimdiki Rektör Osman Selçuk Aldemir'in kendi ifadesi ile disiplin ve ceza soruşturmaları da diyerek “FETÖ ile iltisaklı çıkma ihtimaline karşı” 3 ay süreliğine açığa alınma hâli. YÖK Denetleme Kuruluna ait olan yetkiyi iddiaya göre Rektör Osman Selçuk Aldemir kullanmış. Aynı işlem Hatice Bircan'a da yapılmış. Şimdi bu olayı neresinden tutacaksın? Belli ki Osman Selçuk Aldemir sırf zarar vermek için bunları yapıyor. Sevmediğin adama FETÖ’cü de, çık işin içinden. Böyle iftiralar Cavit Bey ve eşine yapışmaz, bu bilinsin.
Akademisyenler toplumun en eğitimli olması gereken kesimidir. Ancak Gırgıriye filminde olacak mahalle kavgaları türünden mesnetsiz dedikodularla birbirilerinin gözlerini oymaya çalışmaları açık konuşayım toplu bir delirme ortamına doğru Türk akademik hayatını sürüklemektedir. YÖK Başkanı Yekta Saraç’ın da sorumluluk alması ve bu berbat ötesi gidişata dur demesi gerekmektedir. Sadece Aydın’da değil tüm Anadolu vilayetlerinde durum budur.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
607855 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/cem-kucuk/607855.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT