BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Akademik zorbalık!..

Hani her görüşe saygı, Boğaziçi Üniversitesi’nin en önemli özelliğiydi. “Kapısından bile geçemez” diye gerindikleri “Şiddet” rektör aracının üstüne kadar sıçradı ve yine karakolluk oldular. Dertleri rektör değil, önceki rektörü de istemiyorlardı. İtirazları açık: “Bizden değil!..” Biri çıkıp sormalı: “Sizden olmak ne demek?..”

Belli ki mevcut akademik kadroda olmak da yetmiyor. Yeni rektör Prof. Mehmet Naci İnci, üniversitedeki öğretim üyeleri içinden seçildiği hâlde bu itirazın sebebi nedir?

Toplumu etkileme aracı olarak “sosyal medya”nın hükümranlığını kabul etmeyen yok. Kim daha çok “tık” yaparsa yaptırım gücü onun olacak. Ama sahadaki durum hiç de öyle değil; Dünyanın büyüsü bozulsa da ikna aracı olarak “zorbalık” hâlen varlığını devam ettiriyor.

Bir uygulamaya karşı çıkmanın farklı yolları var. Bunları en ilkeli, muhatabını tırmalamaktan öteye geçmeyen “tepinmektir”… Esef ve hayretle izlediğimiz Boğaziçi Üniversitesinde, Rektörünün aracının üzerindeki gösteri “tepinmekten” ibarettir. 

Hafta başında; Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne Bulu'nun görevden alınması sonrası yerine Prof. Dr. Naci İnci'nin rektör olarak getirilmesine karşı çıkan bazı öğrenciler Rektör Naci İnci rektörlük binasından çıkarken bindiği makam aracının önünde durarak geçmesine izin vermedi. Olaya müdahale edildi ve İnci'nin makam aracının önünün kesilmesi ve otomobilin üzerine çıkıp tepinmeye ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında 10 kişi gözaltına alındı.

Rektörün aracının etrafını sarıp, üstüne çıkarak tepinenlere 2021-2022 Yükseköğretim Akademik Yılı Açılış Töreni'nde konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sert tepki göstererek “Rektörün arabasının üstüne çıkıp, orada tepinen öğrencilerin olduğu bir Türkiye'yi ben kabullenemiyorum. Bize böyle öğrenciler gerekmez. Rektör aracın içinde siz aracın üstünde tepiniyorsunuz. Böyle öğrenci olamaz. Bunlar olsa olsa ancak üniversitelerin içerisine sızmış teröristlerdir” ifadelerine yer vermişti.

Sayın Erdoğan’ın bu değerlendirmesi dışında yaşananlar karşısında olaya fikrî müdahale etmesi gereken ve beklenen akademik otoriteler ve siyasal muhit yine susmayı tercih etti.

İşte bu “sükût suikastı” Türkiye’de sorunların üst üste bir çöp yığını hâline gelmesinin sebebidir. Asıl konuşmaları gereken ve beklenen entelektüel çevrelerin kendi alanlarındaki olaylar karşısındaki bu havalecilik alışkanlığı ve sükût etmesidir.

Boğaziçi olayları karşısında YÖK’ten henüz hiç ses çıkmadı. Onlar susunca susması gerekenler tepinir!

Entelektüelin kendi fikirleri, düşünceleri, tespitleri, kavramları, analizleri olur ve olmalıdır. Yeri geldiğinde bu birikimini işe yarasın, kullanılsın diye paylaşır.

Entelektüel; kendini laboratuvar ile sınırlayan ve sadece mesleki birikimini aktaran kişi değildir. Hayatı nasıl okuduysa onu paylaşandır. Toplumsal travmalar yaşanırken hiçbir şey olmamış gibi sırtını dönemez. İçeride ve dışarıda ekonomik dalgalanmalar, hayatın artan maliyeti, şiddetin yaygınlaşması, suç ve suçlu sayısındaki tırmanış daha birçok meselemizin çözümünde sorumluluk almaları gerekir.

Makam aracının üzerinde yarı çıplak tepinen zorbalık karşısında sükût etmek militanlığa daha yükseklerde tepinmek için cesaret vermek anlamını taşır. Müdahale edilmediğinde, bu tepinmenin nerede duracağını kimse tahmin edemez...

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620946 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hikmet-koksal/620946.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT