BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Sel gider, kum kalır...

“Sel gider, kum kalır" sözü sanki pandemiden sonraki hayatımız için söylenmiş. Uyarı niteliğindeki söz “geçici olanlara değil, kalıcı olanlara önem vermek gerektiğini” vurguluyor. Hayatın akışı içinde başımıza gelen her musibetin bir asli olanları, bir de gelip geçici olanları vardır. İşte bizim için önümüzdeki yıllarda bu aslî olanlar, geçici olanlardan daha önemlidir.

Uzmanlar, koronanın, bir enfeksiyon ve sağlık sorunu, pandeminin ise psikolojik bir fenomen olarak başımıza gelen asli sorun olduğunu söylüyor.

Dünya Sağlık Örgütü yaptığı açıklamada “Covitten sonraki ikinci salgının psikiyatri hastalıkları salgını olacağıyla ilgili ciddi endişeler var. Bireyler pandemiye karşı gerekli tedbirleri alıp soğukkanlı davranırsa büyük ihtimalle daha hafif geçer” demiş.

Bu pandeminin psikolojik hasarı şu anda göz ardı ediliyor diyen Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Tedbirler alınmazsa psikiyatri polikliniklerinin önünde kuyruklar başlayacak. Bu mücadele süreci güven üzerine kurulu, yani insanlarla güven sağlayan ilişki kurulması gerekir. Şu anda da maalesef bu yapılmıyor. Belirsizliğin olduğu yerde insanlar komplo senaryolarına inanırlar” diyor.

Anlaşılan “Sekel” pandemi sona erdiğinde arkasından sıkça kullanacağımız kelime “Sekel” olacak. Anlamı, geçirilen bir hastalıktan sonra doku, davranış ve iş görme yeteneğimizde yerleşip kalan bozukluk…

Önceki gün bir uzman özellikle çocuklara musallat olan Japonca “hayattan elini eteğini çekmek” anlamına gelen “Hikikomori” diye bir hastalıktan söz etti. İnsanların önemli bir bölümü saatlerini ekran başında zaman geçiriyor, yemeklerini bilgisayar başında yiyor, bilgisayar ile sanal bir dünyada yaşıyorlar.

Prof. Dr. Mustafa Çetiner, hastalığın “Sınav stresi, sonu kötü bitmiş travmatik ilişkiler, dışlanma, anne baba arasında yaşanan sorunlar ve başarısızlık korkusu” ile beslendiğine dikkat çekti. Hikikomori’nin pandemi sürecinde bireylerin yakınlarıyla, ailesi ve arkadaşlarıyla görüşmelerini kısıtlanması ile bu sekelin güçlendiğine dikkat çekiliyor.

Hayattan kaçışın beslendiği ortam pandemi dolayısıyla uygulanan kapanma ile ilişki ağı kopan insanın en yakın ve güçlü sığınağı sadece bilgisayar müptelalığı ile sınırlı değil. Bilgisayar olmasa da Hikikomori hastası başka bir sığınak bulur, kendisini dış dünyadan tamamen yalıtabilir.

Artık “Hikikomori” hastalarına sadece Japonya’da rastlanmıyor. Geçtiğimiz kasım ayında, İstanbul’a eğitim için gelen Mimar Başak Cengiz’in yolda yürürken Samuray Kılıçlı Can Göktuğ Boz'un saldırısına uğrayarak hayatını kaybetmesi tehlikenin boyutunu ortaya kor. Cinayetin Samuray Kılıcı ile işlenmesi tesadüf müdür?..

“Tehditler fırsata çevrilebilir” diye pandemi tehdidi ile eve kapanmayı ailemize, eşimize ve kendimize zaman ayırmak, kendimizi tanımak, için önemli bir fırsat olarak görenler de var.

Ben aynı kanaatte değilim. Bir insanın sadece bir tehditle karşılaştığı zaman evini, ailesini, arkadaşlarını hatırlaması o kişinin Hikikomori’den daha tehlikeli bir hastalığa müptela olduğunu gösterir.

Gerekçesi ne olursa olsun, hayatımızın sonunda daha varlıklı olmadığımız için değil eşimizle, çocuğumuzla, bir dostumuz ve anne babamızla geçirmediğimiz zaman için üzüleceğiz.

Bizim insan olarak başarımız evimizin içinde olanlarla ölçülür…

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622246 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hikmet-koksal/622246.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT