BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İlk Yasin Börü: Dursun Önkuzu

İrfan Özfatura
Facebook

Sol görüşlü militanlar Ülkücü öğrenci Dursun Önkuzu’ya Ankara Teknik Yüksek Öğretmen Okulunun yatakhanesinde üç gün işkence yapmış, ciğerlerini pompa ile patlatıp okulun çatısından atmışlardı. Hatırlarsınız kurban eti dağıtan Yasin Börü de vicdansızca itilmişti betona.

Ertuğrul Dursun Önkuzu... 1948, Zile doğumlu bir vatan evladı.

Az konuşan, kendi hâlinde, mahcup bir genç, zarafeti ve yardımseverliği ile tanınır etrafında. En büyük hayali bir kütüphane kurmaktır. Memleketindeki liselilere fizik kimya, cebir ve geometri dersleri verir, kuruş almaz.

Milliyetçidir, bu yüzden defalarca saldırıya uğrar. Hatta ülkücü şehit Süleyman Özmen’i ambulansa o taşır, arkadaşının kanlı mintanı elinde kalır kargaşada.

Annesine “Sakın yıkama” der “o lekeler Rabb’imizin huzurunda bize şahitlik yapacak inşallah!”

Dursun, Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulunda okurken sol görüşlü öğrenciler tarafından sıkıştırılıp esir alınır. Onu yatakhaneye kapatır ve üç gün boyunca işkence yaparlar. Kemiklerini kırar, uzuvlarını ezer koparırlar. Sonunda ağzına bisiklet pompası dayar basınçla ciğerlerini patlatırlar. Yetmez dördüncü kattan savurur, atarlar betona. (23 Kasım 1970)

22 yaşındaki bir gençten, bu kadar nefret etmenin sebebi ne acaba? Kendi hâlinde bir talebe, ne yapmış olabilir sol cenaha?

Gazeteci Nihal Atsız ‘’Evet kin güdenlerin hasımlarını kurşunlayarak bıçaklayarak öldürdükleri vakidir” der, “ancak ciğerleri pompa ile parçalamak hayvana bile yakışmaz.’’

Katiller bellidir yakalanır, itiraf eder ve tutuklanırlar. Ancak içeride pek kalmaz, Bülent Ecevit tarafından çıkarılan genel afla kurtarılırlar.

İFTAR SOFRASINDA
Yıl 1970’tir. Kasım serinliği iyiden çökmüştür Zile taraflarına. Önkuzu ailesi nineli dedeli, iftar sofrasına oturmuştur, henüz mercimek çorbası konmuştur ki kapı çalar. Berber Cemal.

Dursun’un babasını dışarı çağırır. “Galiba seninle bir Ankara’ya gitmemiz lazım abi” der, “Dursun yaralanmış mı ne? Değişik haberler geldi kulağıma.”

Nasıl söylenebilir ki? Güya yumuşata yumuşata. Hâlbuki radyo ve televizyonlar işkence ile öldürüldüğünü gümbür gümbür vermişlerdir ajansta.

Dursun’un üç kız kardeşi vardır, biri ilk mektepte, biri orta ikide, öbürü leyli öğretmen okulunda. Ağabeylerine çok düşkündürler, hep iyilik nezaket görmüşlerdir ondan. Evde bir hazırlık, koşturmaca, “Eğer yaralıysa bebek gibi bakar, ayağa kaldırırız biiznillah.”

Ama gelen gidenler katlanarak artar, salalar okunur, cüzler dağıtılır, belli ki son buluşma musalla taşında.

KAZAYA KALANLAR
Dursun abdestli namazlı bir gençtir, cemaatin devamlısıdır, müezzin inmeden yerini alır safta. Ezkaza kılamadığı namazları cep defterine yazmıştır, bir sürü ünlem, “Geciktirme ha!”

Cenazeyi almaya gidenler Ankara’da polis baskısı ile karşılaşır, onlara yürüyüş izni verilmez, şiddet kullanılır ayrıca. Ancak kalabalık dizginleyemeyecek kadar artar, gerginlik dorukta.

Bu arada Millî Nizam Partisi Tokat Milletvekili Hüseyin Abbas, polisten yolu açmasını ister “Komünistlere cenaze taşımasına izni veriyorsunuz” der, “Bırakın bunlar da taşısınlar.”

-Bize emir verildi efendim, müsaade edilmeyecek asla!

Ülkü Ocakları Birliği Basın Sözcüsü Bahri Zorlu, cadde üzerinde bir basın toplantısı düzenler:

Öğrencilerin imtihanlara girme güvenliğini bile sağlayamayan bir iktidarı, iktidar olarak kabul etmiyoruz. Bize mâni olmaya Demirel’in gücü yetmeyecektir. Hükûmet, masonlarla, komünistlerle iş birliği içinde. Mütevelli Heyeti iktidar tarafından seçilen ODTÜ eşkıya yuvasına döndü, militanlar silah talimi yapıyorlar.

SİZ DE VURUN!
Şikâyette bulundukları bir yetkili ise “Silahınız yok mu” der, “Gidin siz de onları vurun!”

Asker gelince ülkücüler direnmez, komutanın dediğini yaparlar. Dursun’un naaşı Zile’ye getirilir. Ankara, Trabzon, Tokat, Amasya sel olup cenazeye akar.

Bayrağa sarılı tabut büyük bir olgunlukla taşınır. Şehidin babası Abdullah Önkuzu “Oğlum, Türk milletinin baş düşmanı Moskoflar tarafından katledildi. 60 sene yaşayıp da esaret içinde ölmektense yirmi yıl hür yaşayıp şehit olmak evladır” der kalabalığa.

Gazetemizin yazarı destan şairi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun ağzından şu mısralar dökülür:

Önkuzu hey! Önkuzu!
Önde yürür Önkuzu...
Anası ‘Dursun’ demiş...
Durmaz... Gider Önkuzu.
Bu bayrak düşmez yere
Ölmedikçe son kuzu!

BAKANLIK MAHKÛM!
Hadisenin yaşandığı günlerde Demirel hükûmeti vardır başta. Okullarda güvenliği sağlamakla İçişleri Bakanı Haldun Menteşeoğlu ve Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Orhan Oğuz da vazifelidir. Yapamamıştırlar açıkça. Avukat Hamdi Gülal (Rahmetli Yalçın Özer Ağabey’imizin kayınpederi olurdu) İçişleri ve Millî Eğitim Bakanlıkları aleyhine tazminat davası açar ve kazanır. Pek görülmüş şey değildir o güne kadar.

Yenimahalle Cumhuriyet Savcısı Emin Kilislioğlu, 24 Kasım 1970 Salı günü, açıklama yapar:

Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu son sınıf öğrencisi Dursun Önkuzu’nun dördüncü kat penceresinden atıldığı ortaya çıkmıştır. Öğrenci 11 metre irtifadan taşa çarpmıştır. Kendiliğinden atlamasına imkân yoktur, pencereden atılmak suretiyle canına kıyılmıştır.

Bu arada T.C. Ankara Yenimahalle Sulh Hukuk Tereke Hâkimliği Esas No. 1970/52 sayı ve başkâtip Ahmet Gümüşay imzası ile müteveffa Dursun Önkuzu’ya ait eşyaları listeler:

Bir gözlük, dolmakalem, kol saati, ceket, pantolon, ayakkabı, çorap ve 15 lira…

Bilmiyoruz 1970’nin 15 lirası ile Ankara’dan Zile’ye dönebilir miydi acaba?

Sonra ikinci bir Önkuzu vakası. Hatırlarsınız kurban eti dağıtan Yasin Börü de vicdansızca itilmişti betona.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621614 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/621614.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT