BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Gerçek virüsü de görelim!

CUMA DİVANI
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
Facebook
Beden et ve deridir, rûh bunun serveridir.
Hakkın kudret sırrıdır, rûhsuz kalıp hoş değil...
Daimî olarak bedeni düşünürüz en küçük bir rahatsızlıkta doktora koşarız ama kalbin hastalıklarını hiç düşünmeyiz. Hatta kalp hastalıklarının ne olduğundan dahi belki haberimiz yoktur.
Kalbin en büyük hastalıklarından biri dünyaya bağlanmak ve düşkün olmaktır. Bu hâl kişiyi pek çok hataya sürükler. İnsan hasta olduğu ve hastalığını da bilmediği için nice hatalı işlerini doğru zanneder.
Günümüzde şu koronavirüs de tam buna işaret değil midir? Ülkelerin korunabilmek için gösterdiği gayretlere bakınız. Şehirler karantinaya alınıyor. Dünya seferber oldu. Bize bulaşmasın diye gece gündüz tedbirler alınıyor. Temeline baktığınızda bir mikrop dünyayı esir alabiliyor.
Peki ya yıllardır Batı'dan bize bulaşan ahlaksızlık virüslerine karşı da aynı duyarlılığı göstermiş miydik?
Asıl tedbir alınması ve uyanık durulması gereken bu husus değil miydi? Bunu bırakın hastalık görmeyi, özenti hâline getirdiğimiz içindir ki millet birliğini ve şuurunu kaybetme noktasına doğru gittiğimizi bazen acı tecrübelerle yaşamıyor muyuz?
Muhakkak ki bir genci ailesine düşman edebilmek için çok özel gayretler yapmanız projeler üretmeniz gerekir. Buna rağmen sağlıklı sıhhatli bir kişiyi kolay kolay ana babasına ailesine düşman edemezsiniz.
Peki milletine nasıl düşman kılarsınız? Hem de millî kılmak için bir bakanlık ve ders müfredatları ve kitapları bulunduğu hâlde!
İşte burada durmak ve düşünmek gerekmektedir.
Hatırlarsınız Barış Pınarı Harekâtı başladığında ABD Başkanı Trump’ın Sayın Cumhurbaşkanımıza evvelce gönderdiği tehdit dolu mektubunu yine kendileri dünya kamuoyuna duyurmuşlardı. Bunun ilanı ile birlikte bizim muhalefet de güya köpürmüştü. Asılda ise sevinçten dört köşe idiler. “Derhal cevabını verelim, ABD’ye haddini bildirelim” diyerek seferber olmuşlardı. Bunların nedense ilk kez Sayın Cumhurbaşkanımızı savunmak gibi bir dertleri olduğunu görmüştük!
Oysa devlet duygusallıkla idare edilmez. Akılla, fikirle meşveretle idare olunur. Nitekim öfkeyle kalkan zararla oturur demişlerdir.
Hâlbuki sahada her ne kadar PYD-YPG teröristleri de olsa gerçekte ABD’ye ders veriliyordu. Dünya bunun farkındaydı. İçimizdekilerin ise kime hizmet ettikleri belli değildi!
 
 
Hangi kul sistemi?
 
Geçen gün de Ruslar, Sayın Cumhurbaşkanımız için böyle bir maksatla yeni bir videoyu dolaşıma soktular. Neymiş efendim. Putin, Sayın Cumhurbaşkanımızı kapıda iki dakika bekletmiş imiş!
Böylece Cumhurbaşkanımızı aşağılamış olmuşlar. Bazılarında yine bir sevinç ki sormayın!
Edepsizliğe alışmış kimse için edebin bir değeri yoktur! Vakarı unutmuş kimseler için şahsiyet ve vakarın bir değeri kalmamıştır. Ezilmişliğe alışmış olanlar efendinin gadabından korkarlar.
Allah’a kul olmayanları Allah, en alçak insanlara kul eyliyor. İşte ezik kulluk da burada başlıyor.
Bazıları Osmanlıyı kul sistemi diye aşağılamaktadır.
Hâlbuki o kullukta izzet vardı, şeref vardı, haysiyet ve vakar vardı.
Allah’a kul olanı Cenab-ı Hak yedi düvele baş eyliyordu.
Tarihinden kuvvet alan, Avrupa’nın ve dünyanın süper güçlerinin başkanlarına boyun eğmeyen, Rabbine sığınan Sayın Cumhurbaşkanımız savaş alanlarını Trump ve Putin’in destekledikleri güçlere dar eyledi. Onlar da biri mektup yazmak diğeri de güya iki dakika bekletmek ile avunmaya çalışıyorlar. Bunların bizim tavrımız ve yaptıklarımızın yanında adı esamesi dahi okunmaz.
Türkiye vakarından, duruşundan bir şey kaybetmeden yoluna devam ederse yarınlar bizim olmaya devam edecektir.
Aksi hâlde eğitiminizin adını millî koysanız da sizi mankurt etmeye devam ederler.
Bu öyle bir mankurtluk ki tarihimizin en hassas günlerini geçirdiğimiz şu devrede yaşanan ayrılıkları akıl kavramakta zorlanıyor.
"Koronavirüs ülkemize neden girmedi" diye delirecek insanlar var. Suriyeliler üzerinden yıllarca politika yürütüldüğü hâlde kapılar açıldığında neden gönderiyoruz diye sorgulayanlar da aynı insanlar. Mehmetçiğin 33 şehit verdiği o alçak saldırı sonrasında, evvelce verdiğimiz binlerce şehidi unutup kaçalım diyecek kadar korkaklar oluştu. Savaş Urfa’da, Hatay’da, Ankara’da Kütahya’da verilmeye başlanırsa bunlar ne yapacaklardır acaba? Yıllarca PKK’yı himaye eden binlerce şehid vermemize neden olan Esad’la masaya oturamadık diye zıvanadan çıkacak kadar muhakeme kabiliyetini yitirenler her gün TV’lerde ahkâm kesmektedir. Millî silahlardan ve o silahların milletin hayrına kullanılmasından rahatsızlık duyanlar nasıl da kendilerini belli etmektedir. Sanki içten içe, "Türk ordusu mahvolsun, şehitler çoğalsın, Türkiye’yi idare edenler bizim istediğimiz noktaya varsın" edasındalar. Türkiye başardıkça bunların kini artmakta kinleri artıkça da daha çılgın bir hâle gelebilmektedirler. Onların bu hâllerini gördükçe Türkiye’nin doğru yolda olduğunu net bir biçimde anlıyoruz!!!
 
 
Basiret sahibi idareciler!
 
Ziya Paşa yıllar önce şöyle seslenmişti:
Âsûde olam dersen eğer gelme cihana,
Meydâna düşen kurtulamaz seng-i kazâdan.
Dünya ne zaman rahat buldu. Suriye, Irak, Libya Batı'nın hangi tavuğuna kışt diyordu? Ne hâllere getirdiler. Zafer hazır olmak, tedbirini almak ve sabretmekle gelir. Müslüman Allah’tan başkasına güvenirse zelil olur. Merak buyurmayın Cenab-ı Hakk zalimlerin başına da bin türlü belayı bir gecede açıverir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın Rusya’ya karşı Ukrayna ve Kırım hamleleri çok önemliydi. O sırada ölümden ve Rus’tan korkan içerideki zavallıların ödleri patladı.
Hâlbuki Rusya mesajı almıştı. Merak buyurmayın Cumhurbaşkanımızı iki dakika bekletmekle Rusya’nın dertleri ortadan kalkmaz.
Nitekim Rusya’nın başındaki dertler öyle az buz değil.
Rusya’nın bu bekletme servisini neden yaptığını düşünürseniz Moskova zirvesini kimin kazandığını anlarsınız! Rusya istediğini alamadı. Zira Sayın Cumhurbaşkanımız nasıl hareket edeceğini ve hangi hamlelerde bulunacağını iyi bilmektedir.
Diğer taraftan Rusya’nın meselesi sadece Türkiye mi? Zaten bozulmuş olan ekonomisi daha da bozulmaya yüz tuttu. Suudi Arabistan’ın petrol fiyatlarını düşürmesi ile birlikte ruble tepetaklak oldu. Ekonomik şartları günden güne ağırlaşmaya başladı. Soğan patates edebiyatçıları bunları nasıl görmektedir acaba?
Siyasi problemleri de Kırım ve Ukrayna ile bitmiyor. Türkiye konusunda ABD ile geri planda ittifak hâlinde olduğu düşünülse bile ABD, İngiltere ve Avrupa dünyası ile hiç uyuşmayacak problemleri mevcut. NATO, Polonya’da elli bin askerle tatbikata başlamaktadır. Bunların Ruslar üzerindeki tesirini düşünmek gerek! Marifet onun bu eksiklerini bilip siyaset üretmektir.
Bizim muhalefete bakınca insan ürpermekten kendini alamıyor! Bu kadar teslimiyetçi bir politika olabilir mi? Türkiye’yi tanımayan dünyayı nasıl anlayacak, neye göre politika üretecek ve neye göre davranışlarını belirleyecektir? Doğrusu böyle bir devrede onların idare dümeninin başında olduğunu farz etsek ülkenin akıbeti nereye varırdı düşünmek dahi istemiyor insan! Zor ve hassas dönemlerde basiret sahibi idareciler ve birliktelik gerçekten büyük önem arz etmektedir.
Öte yandan bazılarının, alacakları yüzde bir iki oyla kime hizmetkâr olduklarını ve olacaklarını da çok iyi değerlendirmek durumundayız...
 
 
TEFEKKÜR
 
ʿÂlemün râḥatı gam şenliği virândur hem
Lezzet-i devleti zehr-âb ile yeksândur hem
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
612653 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ahmet-simsirgil/612653.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT