BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Cumhurbaşkanımız zuhr-i âhir namazını kılmadı mı?

CUMA DİVANI
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
Facebook
Geçen hafta zuhr-i âhir namazını kaleme aldım. Türkiye’nin hemen her yerinden mailime ve telefonuma yüzlerce tebrik mesajı geldi. Sosyal medyada büyük destek geldi. Gerçekten dinimiz üzerinde yapılan değişikliklerden artık milletimize gına gelmiş durumda. Bu işin içinde Diyanet olunca, üzüntü daha da büyük oluyor.
Arayanlar; “Bir dönem FETÖ, Kutlu Doğum Haftası, dinler arası diyalog, İbrâhimî dinler vb. uygulamalarla gençlerimizi ifsat etti. Bu projeler durmayacak mı? Millet gençlerin deizme, ateizme kaydığından, LGBTİ’li derneklerin faaliyetleri her yerde dörtnala yol aldığından şikâyet ederken Diyanet camiası namazları, ibadetleri yok etmekle mi uğraşıyor? Neden asıl meselelere eğilmiyor ve niçin gençlerimizle ilgilenmiyor” diyorlar!
Yine; “28 Şubat’ta Yaşar Nuri Öztürk’ün ibadetlerle ilgili akılalmaz hezeyanlarının, bugün uygulamaya geçtiğini görmek çok üzücü, bu oyun ve projeler durmayacak mı ne olur sözümüzü yetkililere duyur” dediler.
Bu arada Balıkesir’den bir okuyucumun sözü çok çarpıcı idi.
“Hocam ne olur Cumhurbaşkanımıza ilet bu gidişatı! Cumhurbaşkanımıza sesimizi duyur. Kendisi şu yaşa gelinceye kadar zuhr-i âhir namazını kılmadı mı? Ne olur söylesin veya dinimizi bozanlara dur desin” diyerek yalvardı!
Milletin bu feveranına karşılık, geçen haftaki yazımda fetvasını hedef aldığım DİYK Başkanlığından tek ses çıkmadı. Gerçekten de mezhepleri yok sayan ve ben mezhepsizim tavrı içerisinde yazılan zuhr-ı âhir hakkındaki fetva pek cahilane bir şekilde kaleme alınmıştı.
Bu ağır ifademe rağmen DİYK’in kılı kıpırdamadı!..
Ne oldu, başınızı kuma mı gömdünüz? Ses verin! Fakat şunu söyleyeyim: Milletin sesi durmayacak daha güçlü bir şekilde “ne oluyor” avazelerine muhatap olacaksınız.
Ayrıca sizlerin fikirlerini de gelecek yazılarımda ortaya koyacağım!
DİYK üyeleri susarken, Vehhabi ve mezhepsiz tıynetli pek çok kişi de kimi hileli kimi saldırgan bir biçimde tavırlarını ortaya koydular. Saldırgan tavırlı olanları bir yana bırakıp milletin kafasını karıştırmaya yönelik sual soranların suallerine kısa cevaplar vermek istiyorum.
1. “Diyanet'le ne uğraşıyorsun!” dediler.
Diyanet'le uğraşmıyorum. Hiçbir zaman da uğraşmadım. Yanlışları ve hataları usulüyle dile getiriyorum. Bir âlim için “Haksızlık karşısında susmak dilsiz şeytanlıktır”, düsturunca doğruları söylüyorum. Bu hatalar maksatlı veya maksatsız dinde oluyorsa, İslamiyet’in temel prensipleri ve 12-13 asırdır süregelen uygulamalar değiştiriliyorsa, “sus kardeşim konuşma” diyenler, yarın kendilerinden davacı olacağımı bilsinler. Hâlbuki bunlar bana sus diyecekleri yerde konunun muhataplarından bilgi isteseler onları uyarsalar ne güzel olurdu. FETÖ dinî prensipleri bozarken, güya hizmet ediyor diye kırk yıl boyunca uyaranları azarlayanlar da bunlardı.
2. “1400 yıldır kılınan zuhr-i âhir namazı” sözüme takılanlar olmuş. “O kadar değil” demişler.
Ben bunu Peygamber efendimiz ve dört halife devrinden sonra çıktığı için böyle yazmıştım. Buna net bir cevap vermek gerekirse, zuhr-i âhir namazının kesin olarak ilk defa ne zaman kılındığını söylemek zordur. Ancak Hicrî ikinci asırda çıkmış olduğu kesindir. Çünkü İmam-ı Âzam, İmam-ı Malik, İmam-ı Ebû Yusuf, İmam-ı Şâfiî gibi büyük mezhep imamları konu ile alakalı içtihatta bulunmuşlardır. Bu durum o devirlerde bu meselenin ortaya çıktığını göstermektedir. Nitekim Türklerin de Hanefi mezhebine mensubiyetleri dolayısıyla İslam dairesine girdiği andan itibaren zuhr-i âhir namazını kıldıkları âlimlerin kavlince bellidir. Dolayısıyla sözümüzü dinen geçersiz kılacak bir husus söz konusu değildir.
3. “Zuhr-i âhir namazı niçin çıkmıştır?”
Resulullah efendimiz ve sonraki asırda cuma namazı şehirlerde ve merkezî tek bir camide kılındığından zuhr-i âhir gibi bir namaza gerek duyulmamıştır. Artan fetih hareketleriyle İslam’ın büyük beldelere yayılması ve nüfus yoğunluğu yüzünden hicrî ikinci asırdan itibaren şehir tanımında farklılık ve cumanın bir yerde birden çok camide kılınması baş gösterince müçtehit âlimler bu konuda içtihatta bulunmuşlardır. Neticede Peygamber efendimiz dönemindeki eda şartlarının bir kısmının değişmesi itibarıyla müçtehit din âlimleri ihtiyat prensibi gereğince zuhr-i âhir namazını kılmanın uygun olacağını belirtmişlerdir.
4. “Zuhr-i âhir namazı bid’attir” diyenler olmuş!
Böyle düşünenlere ahmak tabirinden başka bir şey yakıştıramıyorum. Zira şayet bid’at denecekse asıl bid’at cuma namazını Peygamber efendimiz ve ashabının kıldığından farklı kılmaktır. Demek ki bunların ya cuma namazının ilk dönemde nasıl kılındığından haberi yok veya bid’ati bilmiyorlar. Bu takdirde bir şehirde birden fazla camide kılmak bid’at olurdu. Oysa yapılan sadece ihtiyat prensibine göre harekettir. Nitekim Hanefi mezhebi âlimlerinden Ebü’l-Berekat Nesefi: “Namazın caiz veya fasit olmasından şüpheye düşüldüğünde, ihtiyat gereği namaz yeniden kılınır” demiştir. Dolayısıyla zuhr-i âhir namazının bidatle bir ilgisi yoktur.
5. “Zuhr-i âhir namazını uygun bulmayan âlimler de var!” demişler.
Evet İbn Nüceym ve Haskefi gibi zuhr-i âhir namazının kılınmasını uygun görmeyen âlimler var ise de bunların delilleri çürütülmüş ve pek çok Ehl-i sünnet âlimi zuhr-i âhir namazının kılınması gerektiğini belirtmiştir. Fetva da asırlardır onlara göre verilmiş olup bütün beldelerde mutlak olarak uygulanmıştır. Nitekim âlimlerin içtihadı ile birlikte uygulanmadığı bir dönem gösteremezsiniz!
6. “Zuhr-i âhir namazının kılınması gerektiğini söyleyen âlimlere misal verebilir misiniz?” diye sormuşlar.
Kufe fakihi Habib İbn-i Ebi Sabit (v.737), müçtehit imamlardan Evzâi (v.774), Hanefi mezhebi fakihlerinden büyük âlim Şemsüleimme Serahsi (v. 1090) başta olmak üzere İmamü’l-Haremeyn Cüveyni (v.1085), Zerkeşi (v.1392) Takiyüddîn Subkî (v. 1355) bu âlimlerin önde gelenleridir.
7. “Son dönemlerde zuhr-i âhir namazına karşı çıkan olmuş mudur?”
Evet olmuştur. Ancak bunlar Ehl-i sünnet yolunun muarızlarıdır. Nitekim zuhr-i âhir namazına bidat diyerek karşı çıkan Şevkâni (v.1834), Mustafa el-Galâyini (v.1944), Abduh (v.1905) ve Reşid Rıza (v.1935) gibi reformistler bunlardandır. Ancak bunların sözlerinin uygulamaya hiçbir tesiri olmamıştır.
8. “Bunlara cevap veren Ehl-i Sünnet âlimleri var mıdır? Sözlerine misal getirebilir misiniz?”
Elbette pek çok âlim cevaplar vermiş ve zuhr-i âhir namazının mutlaka kılınması gerektiğini belirtmiştir.
Halveti yolunun büyüklerinden büyük fıkıh ve kelam âlimi Amasyalı Nuh Bin Mustafa el-Konevî (v.1660 / Kâhire) bu konuda çok kapsamlı bir risale yazmıştır. O, “Bir şehrin birden çok yerinde cuma namazı kılınması veya cuma namazı kılınan meskûn mahallin (şehir) niteliği taşımaması durumunda zuhr-i âhir namazının kılınması gerektiğini belirtmiştir. Böyle durumda mükellefin, (üzerime son farz olan kılmadığım öğle namazını kılmaya niyet ettim) diyerek dört rekât daha namaz kılması (zuhr-i âhir) gerekir” demiştir. Âlimler de genelde bu niyeti tavsiye etmektedir.
Konevî’ye göre; “Cuma namazı sahih olmamış ise bu dört rekât namaz 'vaktin farzı', eğer sahih olmuş ise 'kaza namazı', kaza namazı borcunun bulunmaması hâlinde ise 'nafile namaz yerine geçer'. Dolayısıyla adı geçen namazı kılmak her hâlükârda hayırlı ve faydalıdır."
Yine, Ehl-i sünnet ulemanın büyüklerinden, dört mezhebin fıkhına vâkıf Şeyh Yusuf Nebhanî (v.1932) de zuhr-i âhir hakkında müstakil bir risale kaleme almıştır.
Nebhanî’ye göre, bu namazı terk edenler ancak vesveselerinden, cahil ve fasıkların iddialarından ve yeryüzünde fesada sebebiyet vermek için içtihat iddiasında bulunanlardan ötürü terk etmişlerdir.
Din hususunda içtihatta bulunmuş dört mezhep imamının bunca kıyasına rağmen, onların dışında delillerden yoksun birtakım iddialar ileri sürenler Nebhanî’ye göre ilimde, akılda ve dinde eksik olan insanlardır.
Zuhr-i ahir namazı hakkında geniş bilgi veren âlimlerden bir tanesi de Muhammed Bahit el-Muti’dir (v.1935). Fıkıh, usul-i fıkıh, hadis, tefsir, mantık ve belagat konularında büyük âlim olup Mısır Başkadılığında bulunmuş olan Muhammed el-Muti’nin zuhr-i âhir namazı hakkındaki hükmü, bin küsur senelik uygulamayı en güzel bir biçimde özetler mahiyetindedir. Şöyle ki:
“Üzerindeki sorumluluktan kesin bir surette kurtulmak ve bütün mezheplere göre farzı yerine getirmiş olmayı isteyen mükellef için ihtiyata en uygun olan; herhangi bir müçtehidin (çok küçük köy de olsa) cumanın farz olduğunu söylediği her yerde cuma namazını kılması, ardından başka bir müçtehidin, şartlarını taşımadığı gerekçesiyle cumanın farz veya sahih olmadığını söylediği her yerde zuhr-i âhir namazını eda etmesidir.”
Söylenecek söz çok! Elbette âlimlerin sözüne kulak ve değer verene!
Ancak DİYK üyelerinin yaptıkları gibi, “bu bir varsayımdır, dolayısıyla kılınmaz” tarzıyla, Don Kişot'un kılıç sallaması gibi fetva vermesi kabul edilemez!
Diyanet İşeri Başkan yardımcısı Prof. Dr. İ. Hilmi Karslı’nın ise, zuhr-i âhir namazını kıldıran bir ilçe müftümüze “Pandemi sayesinde kaldırdığımız bu namazı niçin kıldırıyorsunuz” diyerek serzenişte bulunması, cüretkârlıklarını hangi safhaya vardırdıklarının göstergesidir. 
Öte yandan kendi kafasına göre hareket eden cühelaya göre ise her yol mübah!
Dolayısıyla onlara da söylenecek söz yok!
 
 
TEFEKKÜR
 
Bî-derk olan kusûrunu nâkıs kılar gider
Ayn-ı kemâl imiş kişi bilmek hatâsını
                                                  Haşmet
(İdraksiz kişi hatalarını düzeltmeden gider,
Kişinin hatasını bilmesi olgunluğun ta kendisidir.)
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619964 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ahmet-simsirgil/619964.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT