BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Kanunî ve Barbaros

CUMA DİVANI
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
Facebook
Kanunî Sultan Süleyman Han döneminde Osmanlı ordusu dünyanın tek gücü hâline gelmişti. Mohaç’ta Avrupa destekli büyük Macar ordusunu iki saatte yok eden bu kudretli gücün karşısına Doğu'da ve Batı'da hiçbir devlet çıkamıyordu...
 
Buna rağmen Kanunî’yi endişelendiren bir husus vardı! Deryada Haçlı donanması bilhassa ünlü amiralleri Andrea Doria kaptanlığında faaliyetlerini devam ettiriyordu. Kanunî Sultan Süleyman bu durumdan rahatsızdı.
 
Nitekim son Avrupa seferinde (1532) iken Andrea Doria, Mora sahillerinde yıkıcı faaliyetlerde bulunmuştu. Koron Kalesi'ne ani bir baskın yapmış Rumlarla Arnavutların da hıyaneti sebebiyle kaleyi elde etmeye muvaffak olmuştu (1532). Ardından da Patras ile İnebahtı’yı da zapt etmişti.
 
Kanunî, seferden döndükten sonra ilk iş olarak Semendire Sancakbeyi Yahya Paşazade Mehmed Bey’i Koron üzerine sevk etti. Bu kuvvetler kısa sürede Koron’u tekrar devlete kazandırdılar.
 
Ancak Padişah bu kadarla yetinmek istemiyordu. Mora yarımadasında fütursuzca gezinen ve kıyıları vuran bu Haçlı donanmasını mahvetmek emelindeydi. Bu din düşmanları ve bölgeye büyük zarar veren Andrea Doria’nın en ağır bir biçimde mutlaka cezalandırılması gerekiyordu.
 
Padişah uzun bir süre bu konuda neler yapabileceğini düşündü. Bu iş için bilhassa vilayetleri iyi tanıyan, derya savaşlarında çok usta bir kaptan gerekti.
 
İşte bu düşünceler içerisinde iken aklına Barbaros Hayreddin Reis geldi ve;
“Cezayir’de böyle bir kimse vardır. Ol vilayette sultan makamındadır ve hâlen benim kulumdur. Babam Selim Han’a devamlı bağlılığını arz ederdi. Ya ben onu niçin davet edip kapıma getirtip hizmetime almayayım. Seferlerde kılavuz ve kaptan tayin edip göndermeyeyim. Yıllardır deryada ol kâfirlerle cenk içerisindedir. Kâfir diyarlarının hâlini ve durumunu iyi bilir ve her bakımdan hakkından gelir. Hem kendisi dahi benim kulum olması hasebiyle hutbeyi namıma okutur ve sikkeyi adıma kestirir. Bizim onu davet edip izzet ve ikram etmemiz gerekir” diye aklından geçirdi.
 
Kanunî derhal padişahça hediyeler hazırlattı. Ardından bir name yazarak mutemet adamlarından Sinan Çavuş’a verdi. “Bir dakika geçirmeden derhal Cezayir’e varasın ve Hayreddin kuluma selam ve dualarımla bu nameyi veresin” diyerek tembihledi.
 
İstanbul’dan gelen gemi Cezayir limanına yanaştığında büyük bir heyecan olmuştu. İstanbul’dan cihan padişahının çok özel bir elçisinin geldiği konuşuluyordu.  Konu neydi, Padişah neden bu elçiyi göndermişti? Cümle gaziler merak içindeydi. Herkes bu mevzuyu konuşuyordu. Muhtemelen çok önemli bir konu olmalıydı.
 
Öte yandan Sinan Çavuş, Cezayir’e varır varmaz Padişahın hediyeleri ile birlikte Hayreddin Bey’in huzuruna vardı. Padişahın selam ve muhabbetlerini bildirerek namesini çıkarıp Barbaros’a verdi.
 
"Sen ki Cezayir Beyi'sin!.."
 
Nameyi üç sefer öpüp başına koyan Hayreddin Reis, yüksek sesle okuması için tekrar Sinan Çavuş’a verdi. Kanunî şöyle yazmıştı:
“Sen ki Cezayir Beyi Hayreddin Bey’sin! Benim evvelden beri kulum oğlu kulumsun. Benim sancağım ve alemim çekersin.  Şimdi benim İspanya vilayetine bir sefer niyetim vardır. Sen dahi gelip bizimle olasın. Hem ol yerlerin yolunu ve izini her bakımdan bilirsin. Yerine mutemet ve güvenilir bir adamını bırakıp Asitane-i saadetime gelesin!..”
 
Barbaros Hayreddin Reis sevinç gözyaşları ile nameyi dinlemişti. “Sultanımın emri can ve baş üstüne”, dedikten sonra Sinan Çavuş’u görülmemiş hediyeler ile şâd etti. Ardından Cezayir şeyhleri ile âlim ve âbidlerinin büyük camide toplanmasını istedi.
 
İşbu emre her kim eylerse inad
Bulmaz ol iki cihanda yahşi ad
Kâfir olur hâsıl olmaz âkıbet
Dünyada ukbada bulmaz âfiyet
 
Kendisi de Sinan Çavuş ile oraya vardı. Cezayir âlimleri, abidleri ve Hayreddin Reis’in ileri gelen namlı yiğitleri hep orada idiler. Barbaros Hayreddin hepsini selamladıktan sonra;
 
“Ey azizler! Bana efendimin kapısından davet geldi. Elbette bir dakika geçirmez ve giderim. Zira beni zillet toprağından yüksek saadet kapısına çağırmaktadır. Efendisinden ferman olan bir kişiye hiç durmayıp ol kapıda durmak yaraşır. Zira kullar memurlardır. Onlara efendilerinin emirlerine tam itaat üzere olmaları gerektir. Her nerede olsa emir padişahındır. Yerime koyduğum adamıma bana itaat ettiğiniz gibi itaat ediniz. Ona itaat bana itaattir” dedikten sonra, “Bu konuda bana söz verecek misiniz?” diye sordu. Hemen hepsi;
 
“Sen ne dersen biz oradayız Baba Reis” dediler. Bu söz Barbaros’u ferahlatmıştı. Hepsine dualar eyledi ve kendisini de duadan mahrum bırakmamalarını tembihledi...
 
Sinan Çavuş’u hediyelerle yolcu eden Barbaros en kısa sürede geleceğini padişahına bildirmesini istedi...
İşte Barbaros Hayreddin Reis’in Osmanlı hizmetine geçmesi bu davetle başlamıştı. O artık Akdeniz’i Haçlılara ve Andrea Doria’ya dar edecek muazzam Osmanlı donanmasının başbuğu idi.
 
Gazalarını da yazdırdı
 
Kanunî Sultan Süleyman, Barbaros’u sadece hizmetine almakla bırakmadı. Bu yiğit gazinin hayatının Türk gençlerince bilinmesini arzu etti. Sonraki nesillerin de okuyup istifade etmelerini temin maksadıyla Barbaros’un yanında bulunan yiğitlerden Seyyid Muradî’ye onların gazâlarını ve hâllerini yazma vazifesini verdi.
 
Seyyid Muradî de uzun yıllar birlikte bulunduğu bu büyük Türk amiralinin hayatını ve gazalarını yazdı. "Gazâvat-ı Barbaros Hayreddin Paşa" adını verdiği eserini Türk tarihine kazandırdı.
 
Bu muazzam eser nedeniyle Türk milleti Kanunî’ye ne kadar şükran duysa azdır. Zira bu eser sadece denizlerde bir sergüzeşti ve çarpışmaları içermemektedir. Onda; tarihin gayesi ve maksadı olan ibret alma, ders çıkarma, tefekkür etme, başarıya giden yolların açılması, üzüntü ve mağlubiyetler karşısında takınılacak tavırlara varıncaya kadar her türlü faydalar yeri geldikçe tatlı ve güzel bir üslupla sunulmuştur...
 
Seyyid Muradî’nin Gazavatnamesi, sonraki asırlarda da okuyucuların ve müelliflerin ilgisini çekmeye devam etmiştir. İstinsah edilen nüshaları dünyanın dört bir tarafına dağılmıştır...
 
Gençlere gaza aşk ve sevdasını en fazla bu eser ve Barbaros’un emsalsiz hayat hikâyesi kazandırdı.
 
Eserin manzum ve mensur nüshaları üzerinde günümüz Türkçesiyle de pek çok çalışmalar yapıldı.
 
Bugün bu şanlı Türk amiralinin hayatı TV dizisi olarak gösterimdedir. Dizinin görüntü, ses, çekim ve oyunculuk kalitesi olarak mükemmel olduğu meydandadır.
 
Ancak Ertuğrul Gazi, Osman Bey gibi Barbaros’un hayatının da şimdiden kadın kız aşkına feda edileceği belli olmuştur!
 
Kanunî Sultan Süleyman, bu yiğit donanma başbuğunun hayatını dahi yazdırdı ise de gören nerede?
 
Tarihî şahsiyetlerimizin reyting uğruna feda edildiği acıklı ve üzücü bir dönem geçirmeye devam ediyoruz!..
 
 
TEFEKKÜR
 
Ne denlü çok ise ehl-i tuğyân
Bizimledir dua-yı ehl-i iman
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620853 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ahmet-simsirgil/620853.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT