BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Cepheden gelen haberler hiç de iç açıcı değildi!..

Hepsinin yüzünde yük taşıyan, dertli insanların yorgunluğu ve bezginliği vardı...
 
 
Nene Gelin, içinde bir sır saklıyormuş da, izah etme ihtiyacıyla hemen söze girdi, tereddüt etmeden başladı anlatmaya:
- Hocam! Şu kapı komşularımızda hiçbir hareket yok! Sanki Urus onlara gelmiyor, sanki Ermeniler ebedî dostları! Kızları Züleyha, çocukluk arkadaşım, sizin de talebeniz. Onunla dertleşirken; sanki bende var, onda yok, üstelik benim üzüntü çekmeme aldırmıyor, yüzüme pek de manalı bakıyordu...
- Hımmm!
- Hâlleri farklı geldi bana, tiksindim âdeta!
- Kardeşim Hafız Osman Bedreddin araştırmacıdır... Urusların gelmesinden korkmayan aileleri tespit etmiş. Elinde uzun bir listesi var ama söylemedi. Fitne çıkmasından; kurunun yanında yaşın da yanmasından imtina edermiş. “Kul hakkı olursa hiçbir şey bizi kurtarmaz” diyor, başka bir şey demiyor.
- Cenâb-ı Allah sonumuzu hayreylesin.
- Âmîn âmîn...
Hiç kimse gülümsemiyordu. Hepsinin yüzünde yük taşıyan, dertli insanların yorgunluğu ve bezginliği vardı. Erkekleri onları bir tarafa götürmese, oldukları yerde yığılıp kalacaklarmış gibi ezik ve bitikti. Her hâllerinde bir bedbinlik, küskünlük görünüyordu. En küçük sebeplerle ağlamaya bahane arıyorlardı sanki.
Çayırda kara koyun,
Tutun ağıla koyun.
Beni yârdan edenin,
Adını Ermeni koyun!
             ***
       İSTİŞARE
Gelen haberler hiç de iç açıcı değildi. Cephelerde harp bütün şiddetiyle başlamış, olanca kuvvetiyle de devam ediyordu. Millet, fakr-u zaruret içinde oldukça da yorgundu, fakat canını dişine takmış toparlanmaya, ayakta kalmaya, her meşakkate rağmen mücadeleye kararlıydı. Şarkta ise iş çığırından çıkmış, silah ve cephane üstünlüğüyle Ruslar, Hasankale’ye iyice yaklaşmıştı.
İçlerinde Nene Gelin’in kocasının da bulunduğu ehl-i dert bir grup; Bevelkâsım köyüne, Seyyid Hoca Efendi’yi ziyarete gitti. Seyyid Ahmed Merâmî hazretleri, misafirlerini muhabbetle karşıladı, cömertçe ağırladı, onlara bol bol nasihat etti, yol gösterdi. Bu sohbetin bereketiyle içlerinde bir umut ışığı alevlendi ki sormayın, kendileri bile şaşırıyorlardı bu değişikliklerine. Kalpleri ferahlanmış, huzurla dolmuşlardı. Nice sırların kapısı aralanmıştı da birçoğu farkında değildi...
İçlerinden biri:
- Efendim, müsaade buyurursanız bir hususu arz etmek isterim.
- Estağfirullah! Buyurun kardeşim.
- Muhterem efendim! Malûmunuz, yedi düvel bir oldu, bütün kuvvetleriyle güzel memleketimize istila etmek için sınırlarımızdan içeri girdiler!
- Düşman düşmanlığını yapacak!
- Öyle de insanlık denilen mefhumlar var!
- Adaletli insanlar için dediklerin! Allahü teâlâya isyan eden, sana mı etmeyecekmiş?
- Ama efendim!
- Aması yok! Herkes dostunu, düşmanını iyi belleyecek ve tedbirini de ona göre tam alacak! Başka yolu yok gardaşlar!
- Efendim haklısınız, uyanık olmak aldanmamak lazım ama kananları ne yapacağız? Adil devletimizin dört bir yanından giren bu kefereler; kanlı ayaklarıyla her tarafı kirlettiler. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
616364 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/616364.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT