BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Çoğu gitti azı kaldı biraz daha sabır…

İçeride yenecek bir şeyler vardı ve çocuklar sabırsızlıkla babalarını bekliyordu.
 
Neredeyse serinlemeye başlamış olan havayı soluyarak kapıya kadar geldi. Yangın yerinin ortasına oturan çaresiz bir baba gibi hanesinden arta kalan külleri elleriyle şuursuzca karıştırıyormuşçasına kapı zilini aradı. Artık ona ölüm kadar zor gelen bu hanedeki biçare evlatlarıyla karşılaşmanın vaktiydi ve göz göze geldiklerinde “baba bize ne getirdin?” diye bakan o taze gözlerin çaresizliğini şimdiden görüyor, kahroluyordu.
Ümitlerinin yıkılış acısını kalbinde hissetmekle birlikte, neticeyi az çok tahmin ediyordu. Zile dokunduğunda; “Aha babam geldi, bize meyve getirdi, ekmek, peynir getirdi” seslerini duyacakmış gibi onlara cevaplar hazırlıyordu... “Bugün boş geldim ama yarına iş sözü aldım çocuklar. Çoğu gitti azı kaldı biraz daha sabır…” demeye ne ruhu ne vicdanı hazır değildi. İçindeki çaresizliği bir türlü kabullenemiyor, izah da edemiyordu. İşte bunun için ölmemeliydi ama takdir-i ilâhî neyse o olurdu, ona boynu kıldan inceydi. Bu yavrular ve ümidini kendine bağlamış Şükriye için yaşamalı, bir şeyler yapmalıydı. Çünkü eğer başına bir şey gelirse, çocukları nerede saklanacak, ne yiyip içecekti ve tehlikelerden nasıl korunacak ve kim muhafaza edecekti? Eğer kalbi dayanamaz, nefes almasına son verirse, kim onları bu şehrin akıl almaz hengamesinden çekip çıkaracaktı?
 
Emrah der ki bugünümdür,
Arş’a çıkan tütünümdür.
Yâre gidecek günümdür,
Düşem yollara, yollara…
 
Yusuf, ne yapsaydı? “Bir kenara çekilip çocuklara görünmeden sabahı bekleyip sonra da o tanıştıkları yere gitseydi daha iyi olurdu” diye düşünürken içeriden çocukların seslerini duydu. “Hatice dur yeme… babam gelmek üzeredir. Annem, babanızı bekleyin, birlikte sofraya oturalım demiyor mu?” Kulak kabarttı. Başını kapıya dayadı, gelen sesleri anlamaya çalıştı. İşittikleri doğru muydu? İyice dinledi. Evet yanlış duymuyordu. İçeride yenecek bir şeyler vardı ve çocuklar sabırsızlıkla babalarını bekliyordu. Dışarıda kalma fikrinden vazgeçti Yusuf. Hemen kapıyı tıklattı. “Anne! Babam geldi! Baba baba…” diye bağrışarak bir koşuşturma bir koşuşturma…
Eskiden oldukça sempatik ve birazcık şişmanca sayılırken, şimdi ise iyice zayıflamış, hepten bir deri, bir kemik kalmıştı. Oldukça sessiz, çoğu zaman endişeli; yüzü asık biri olup çıkmıştı.
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619998 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/619998.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT