BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Düşmanlar yapmaz bunu! Nasıl üzülmeyeyim Çağrı?"

 
"Ben bir garip çocuğum, kime ne yapmışım? Ne isterler anlamıyorum arkadaşım?.."
 
Sınıf Başkanı Çağrı:
- Ne o Ali? Karadeniz’de gemilerin mi battı? Yüzünden düşen bin parça!
- Hakikaten kötü mü görünüyorum?
- İstersen bir aynaya bak! Seni tanımayan da “amma da somurtkan” der, başka bir şey demez.
- Allah Allah! İnsanın içi karmaşık olunca dışı da düzgün olamıyor demek!
- Sen bize sabır, tevekkül telkin eder, hüsnüzan sahibi olmamız için güzel huylardan bahsederdin, hayırdır ne oldu, senin ne derdin var? Biri fena kızdırmış olmalı!
- Bugün okulda proje olarak ne var?
- Çocukların kavgası.
- İşte ben de kafayı ona taktım. 
- Nasıl?
- Ne bileyim; ben bir garip çocuğum, kime ne yapmışım? Ne isterler anlamıyorum arkadaşım? Ailemiz zaten perperişan, kimseyi tanımıyor, bilmiyoruz. Ağır bir hastalık geçirmişim, simit satarak bir şeyler yapmak istiyorum. Sen tut simitlerini yerlere at, yetmiyor üzerime köpekleri sal, yine hızlarını alamamışlar ki bir köşede sıkıştırıp kıyasıya dövdüler. Düşman yapmaz bunu! Nasıl üzülmeyeyim Çağrı?
- Vah vah! İçim yandı! Hep böyle olur yeni gelenleri kabullenmek kolay olmuyor. Bir bahaneyle rahatsız edenler çıkıyor.
- Hem de ne rahatsızlık! Korkuyorum!
- O kadar demek!
- Evet! Kapıyı, pencereleri sıkıca kapatıyorum. Sanki Ermeni çetecilerden kaçıyorum! Bence suçlu ana ve babalar kardeşim! Ailesi tarafından küçük yaşta sahtekâr olarak yetiştirilen çocuk, başka ne yapacak? Bırak on bir yaşındaki çocuğu, mesleği kitap okumak olan insanlar bile birkaç ayda iki yüz, üç yüz sayfa kitabı okuyup bitiremiyor. Bunlar, tecrübeyle sabit güzel huyları nasıl kazanacaklar? 
- Bahaneleri çok; uyku, zaman zaman depreşen ağrıları, acıkma, susama… okulu var, ödevi var… Saymakla bitmeyen mâniler.
- Babam bize sık sık der ki: “Çocuğu, sahtekârlığa hazırlayanlar, birkaç güzel huy edinme paragrafını ezberletmede zorlanıyorlar. Niçin? Samimiyet yok da ondan. Küçük yaşlarda ne verilecekse verilmeli, faydalı malumatlar o yaşta ezberlenir, yaşanır. Dört yaşında Kur’ân-ı kerim hıfzeden, hafız olan çocuk bile var. Felsefe okuyanları ise yere göğe sığdıramıyorlar, ‘Dâhi çocuk’ diye övüyorlar…” 
- İşte örnek Atakan. Tek kelimeyle “ukala!” Annesinin konuşmasını yarıda kesip "Seni şuraya alalım" diyebiliyor, sıkılmadan.
- Bunlar hep düşüncesizliğin ürünü canım kardeşim. Felsefi konularda büyük adamlar gibi ahkâm kesen çocuk, ailenin ne demek olduğunu öğrenememişse neye yarar!
- Hiç unutamıyorum son basın toplantısında annesini susturarak "sen git oraya otur" demesi herkesin tepkisini çekmişti. Görgü ve ahlak kuralları, kaideleri yazılı olmayabilir. Çocuk bunu yaşayarak öğrenir, aileden, arkadaş çevresinden, okuldan öğrenir. Biz hepimiz de ailemizden ne görüyorsak öyle yaşıyoruz Ali.
- Adı geçen çocuk; çok fena! Bir gün televizyonda seyrediyordum sanki profesör gibi konuşuyordu. Diyordu ki: “Çok kitap okudum, Homeros İlyada okudum. Zerdüşt okudum" diye durmadan övünüyor. Esas tuhaf olan şey, anacığının zavallılığıydı. Kadıncağız utancından yüzü kızarıp kalıyordu bir köşede. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620556 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/620556.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT