BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Kanları görünce iyice korktu, olmayan sesi daha da kesildi!

Yaralı ihtiyara acıyordu, yüzündeki çamuru silip temizlemek istiyordu ama buna cesareti yoktu...
 
Telaş, endişe dolu dakikalar geçmek nedir bilmiyordu. “Ah! Of!” diye inleyen ihtiyarın gözleri kapalı, elleri, yüzü kan revan içinde, çiziklerle dolu, üstü başı toz toprak karışımı çamurdu.
Tam yakınında, kapı tarafında oturmuştu Ali. Tanımadığı sürücü dönüp bakmadan, üzerine yönelmiş bir bakışla bir küçük yüreğin samimi, içten sıcaklığını hissetmişti. Elinde olmadan:
- Sakın üzülmeyesin yeğenim! Ben şimdi kavuştururum!
- !!!
- Sen hiç merak etme! Ben ralliciyim rallici!
- !!!
Ali, söylenenleri duymuyordu sanki. Kazazede ihtiyarın kanlı ve kuru ellerini sıkı sıkıya tutmuş, vücut diliyle; “yalnız değilsiniz” diyordu. Babacığı olsaydı o da aynı şeyi yapardı. Düşene, darda kalana yardım etmeyi pek severdi. Şimdi sıra kendindeydi. Vazifesini tam yapmalıydı.
Yaralı ihtiyara acıyordu, yüzündeki çamuru silip temizlemek istiyordu ama buna cesareti yoktu. Korku dolu bir bakışla gözlerini arabayı kullanan adama çevirdi:
- Hayatımın çoğu sokaklarda geçiyor, böyle bir şeye hiç rastlamamıştım dedi, tekrar baygın adama döndü.
- Ben de ilk defa bir yaralıyı taşıyorum!
- Kimse durmadı ya!
- İnsanlar, korkuyorlar!
- Suçu olmayan niçin korksun ki?
- İzahı zor be yeğen!
- Evet, izah edilemiyor!
- !!!
İnsan beşer, durmaz şaşar,
Eder hata, üçer beşer,
Asfalt yolda yürür iken,
Ayak sürçer, yere düşer!
 
İhtiyar boncuk boncuk ter içindeydi, arabanın koltukları ve yanındaki eşyalar da kan... Ali, akan kanları görünce iyice korktu, olmayan sesi daha da kesildi... Bir insanın böyle dakikalarca acı içinde kıvranmasına aldırmazlık edemiyor, seyirci kalamıyordu.
Trafikte zikzaklar çizip devamlı korna çalarak yol isteyen abi, usta bir şofördü. Araba, Melek Hoca Caddesi’nden geçerken “Babam buraları çok severdi” dedi. Fatih’in kalabalık şehir hayatından uzak ama yine de tarihî ve kıymetli bir semtiydi.
Bugün için hava soğuk, çok bulutlu, rüzgârlıydı. Tenha yerlerden, Arnavut kaldırımlı sokaklardan geçtiler. Küçüklü büyüklü, bazıları bahçeler içinde zarif tarihî binalar dikkatleri çekiyordu. Gösterişlerine bakılırsa kim bilir vaktiyle ne saltanat sürülmüştü.
Hiç boşluk yoktu. Bahçeli, cumbalı evler, taş işlemeli câmiler, suları akmayan çeşmeler, yeni yapılmış betonarme modern daireler, araba garajları, binbir emekle yetiştirilmiş çınarları bir bir geride bırakarak ilerlediler…
Kestirmeden çok kısa zamanda en yakın hastanenin aciline vardılar. Ortalık ana baba günü; ağlaşanlar, birbirine sarılanlar, sigarası elinde oflayan puflayanlar sarmış dört bir yanı... Ali, çok şaşırmıştı, korku dolu gözlerle etrafını süzdü. Hoparlörden gelen doktor anonsu, kulakları tırmalıyordu: “Doktor Salih Bey! Doktor Salih Bey! Acil hastanız var! Acile geliniz, lütfen acile!”
Sedyeye alınan ihtiyar, hızla muayeneye götürüldü.
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622297 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/622297.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT