BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Siste yürüyüş

Siste yürüyüş olur mu? Olmaz ama, otomobilinizle çevre yolundasınız, "durulmaz ve geriye dönülmez" hayat şartlarındasınız, sis, bir metre ötenizi görmeye izin vermiyor. Yoksa kimse siste sabah yürüyüşüne çıkmış değil. Herkes bir mecburiyet içinde, herkes ağır yükler altında. Bugün, başlangıçta 5 Nisan 1994 krizi ile kıyaslanıyordu. Şimdi ise İstiklal Harbi yılları ile karşılaştırılıyor. 5 Nisan o kadar küçük kaldı ki. 5 Nisan beterdi, başımızdaki kriz beterin beteri. Üstelik bu krize bir doğum günü adı da verilemiyor. 15 Kasım Kara Çarşamba Krizi deniyor, sonra şubatta ikinci bir dalga geliyor. Şubat dalgası devlet krizi tarzında tecelli etti. Yokluk dövüştürür, varlık seviştirir. Başbakanla Cumhurbaşkanı bu deyimin ne denli doğru olduğunu isbat ettiler. Yokluk, zirvede kavga çıkarttı. Ortalık toz dumana döndü. Sis daha da koyulaştı. Kimse o kavgadan söz etmiyor artık. Belki edilmemesi daha hayırlı. Bir başka hayırsa vaki olanda. Eğer devlet krizi çıkmasaydı. Kemal Derviş diye bir şahıs bilinmeyecekti. Vatandaş, Kemal Derviş'i sevdi. Sade, samimi bir insan. Başarması isteniyor. Başka da bir şans yok gibi. Sokaktaki insanın Kemal Derviş'in devreye girmesine dair yorumu da çok ilginç. "550 kişinin arasından bir Derviş çıkmadı" diyor. En kestirme ifade. Şu var ki kabahat o 550'den ziyade sistemde. Lidere kilitli demokrasiyle bu kadar oluyor. İşte bir ânda ümidlerin odağındaki adam haline gelen Kemal Derviş, çalışma stili ile de dikkatleri üzerine topladı. Sabahın 06.30'unda üst düzey bürokratlarla bir araya gelmek ilk defa yaşanıyor. Bir asırdır böyle bir çalışma yok. Basın "Amerika gibi"... dedi. Yanlış. Asıl Türk gibi. Ama bugünkü Türkler gibi değil. Sabah namazından sonra besmele ile dükkânının kepengini açıp ikindiden sonra da ilmi çalışmalara giden eski Türkler gibi. İnşallah TBMM de ibret alır da o mesaiye 15.00'de başlama garipliğinden kurtulur. Sabahın hayrı, sabahın bereketi şafakta. Şafak operasyonu ile bir darbe yapılacağı açık. Şu 12 Martlar pek tekin değil. 30 sene evvel askeri darbe olmuştu. Şimdi de finans darbesi oluyor. Derviş, 12 Mart şafağında başlattığı operasyonla bankalara çeki-düzen vermek istemekte. Herhalde irili-ufaklısı ile ayakta kalan banka sayısı 10'dan fazla olmayacak. Kapanmalar, birleşmelerle siyaset para musluklarından uzaklaşıyor. Artık koalisyonlarda şu banka senin, bu benim, şu da onun paylaşması bitecek. Banka merkezli çalışmanın adı "ulusal program". Peki asla taviz verilmeyeceği en yetkili ağızdan iddia edilen "İstikrar Programı"na ne oldu? İstikrar Programı öldü. Ancak bir dolaylı itirafla karşı karşıyayız sanki. Bu ulusalsa, milliyse diğeri neydi? Gayrı milli mi? Küçücük çocuklara, yaşlı ninelere, çaresiz anne-babalara zehirlerden imbiklenmiş bir bayram yaşattıktan sonra ne önemi var tedbirlerinizin şu veya bu adı alması? Evet, vatandaş diyorduk. Vatandaş gerçekten Kemal Derviş'i sevmekte. Onu kendinden biri olarak görüyor. Hedeflerine varabilmesi için de dua ediyor. Vatandaş, aynı zamanda korkuyor da. Kemal Derviş'in ayak oyunları ile, tezgâhlarla parçalanmasından kaygılı. Bunların... Bütün bunların cilaları, sıvaları dökülmüş bu hükümete yöneltilip tatmin edici cevaplar alınması lazım. Kim tarafından? Muhalefet. Muhalefet, hükümet hakkında gensoru verdi. Bugünkü gensorudan bir sonuç alabilecekler mi? Şüpheliyiz. Eğer muhalefet olsaydı; sis basmazdı. Bugün, sadece hükümet değil, muhalefet de imtihanda.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
101534 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/101534.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT