BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İNSANLI DİPLOMASİ!..

Bu haftanın büyük haberi ve yılın büyük olayı, Türkiye ile BAE-Birleşik Arap Emirlikleri arasında imzalanan 10 milyar dolarlık yatırım andlaşmasıdır…
Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığındaki Türk hey’eti ile Abu Dabi Veliahd Prensi M. bin Zayed el-Nahyan başkanlığındaki BAE hey’eti arasında Ankara’da yapılan müzakerelerden sonra tarihe imza kondu…
10 milyar dolarlık yabancı sermaye girişi, dünyanın her tarafında çok mühim bir gelişmedir. Ankara, bu atakla büyük bir muvaffakiyet yakaladı. İntiba o ki yatırım bu meblağdan ibaret kalmayacak ve devamı da gelecektir. Devamı gelse de gelmese de andlaşmanın hacmi büyüktür. Bundan dolayı olmalı ki dolar darbesiyle gölgelenmek istendi…
Hatırlanacağı gibi BAE ile Türkiye’nin arası iyi değildi. Zira bu devlet, hem 15 Temmuz darbe ve işgal teşebbüsünde darbecilere destek vermiş ve hem de Körfez’den Tunus’a kadarki geniş sahada hiç rahat durmuyordu. Bunları küçük bir ülkenin tek başına yapması beklenemez. Belli ki onu kullanan Batılı başkentler vardı. Manzara bu ve bizim de boyunu aşan işlere kalkışan bu eski nahiyelerimizin yeni sakinlerine bakışımız belli iken bir gün, güne, şaşırtan bir haberle başladık. BAE’nin unsurlarından Abu Dabi Veliahd Prensi, yani yarınki Emîri Ankara’ya geliyordu. Geldi ve muazzam meblağdaki bir yatırım için imzalar atıldı.
Mesele, çok yönlüdür:
BAE, "biz ne yapıyoruz? Biz, bu bölgenin çocukları, Türkler ve diğer Araplar da bu bölgenin çocukları olduğumuz hâlde sırtımızı sıvazlayanlar hesabına darbelere destek vermemiz, yakın ve uzak komşu memleketlerde kargaşa çıkarmamız doğru olabilir mi?" diye kendi kendilerine sormuş olabilir. Bu berraklıkta sorulmuş veya sorulmamıştır ama kendilerini hesaba çektikleri ihtimali yok sayılamaz. Bundan sonra kalkıp Ankara’ya gelmiş olabilirler. Anlaşılan o ki bir süreden beri diplomatik görüşmeler olmuştur. Bunun ardından da ziyaret yapıldı. Sadece akdedilen yüksek meblağlı andlaşma değil, muhatap tarafın kalkıp buraya kadar gelmesi de Ankara için önemli bir başarıdır. Diplomatik görüşmelerin son ana kadar sızdırılmaması ise ayrı bir hünerdir.
Akla şu soru gelmekte:
Acaba, bütün ketumluğa rağmen birileri için Ankara gibi BAE de kontrolden çıkarak birbirlerine yakınlaştıkları için mi dolar darbesine teşebbüs edildi? Doların 13,50 TL gibi çok fahiş bir yere sıçramasıyla BAE ile 10 milyar dolarlık andlaşmanın üst üste çakışmasını tesadüf olarak göremiyoruz. Ön almak istediler. Yatırımı değersizleştirme gayreti güttüler, havayı karartmaya çalıştılar. Nitekim anlaşma imzalanınca dolar 1,50 TL geriledi.
Hadiseye atfedilecek bir bakış budur.
İkincisi ise komşuluk münasebetlerimizdir:
"Orta Doğu" diye bir coğrafya yoktur.
Bu tabir, Batılı kalemlerin geçen asrın başlarında yaptıkları bir yakıştırmadır. Bölgemiz, üst kimlikle İslâm âleminin bir parçası, fiilî doğruyla da Osmanlı topraklarıdır. 500 yıl boyunca hükümran olduğumuz ve nakış nakış işlediğimiz yerlerdir. Bu gerçek Orta Doğu için olduğu gibi Balkanlar Kafkaslar ve Kuzey Afrika ve Sahra Altı Afrika için de mevzubahistir. Orta Doğu’da halklar Osmanlıdır, Türkleri sever. İdarelerse halklardan kopuktur. Onlar müstemleke güdümlüdür. Bize düşen bu iklimlerde bıkıp usanmadan, dostluk köprüleri inşa etmektir. Körfez’le, Kuzey Afrika’yla, Kafkaslar ve Balkanlarla yılmadan ve yorulmadan dostluklar geliştirmeli, husumetleri kaldırmalı, tozları silkelemeliyiz. Arap devletlerini de Ermenistan ve Yunanistan’ı da emperyalist dünya yani dün bu coğrafyayı masabaşı haritalarıyla paramparça edenler, iliklerine kadar sömürenler, kullanmakta, kışkırtmakta ve bölgeyi huzurdan mahrum etmektedir.
BAE ile vaki bu güzel gelişme başlangıç, ibret ve örnek olmalı.
Nitekim hadise, Mısır ve İsrail’le havanın yumuşamasından sonra gelişti. Komşularımız Türkiye’ye rağmen bölgede arzu ettikleri hedeflere varamayacaklarını adları gibi biliyorlar. Bilmiyorlarsa biz, onları ikna etmeliyiz. 10 milyarlık yatırımdan kazanan yalnızca Türkiye olmayacaktır. BAE de kazanacaktır. Bundan dolayı Körfez’den başlayarak yukarıya doğru yeni bir barış harekâtına girişmeliyiz.
Bu barış taarruzumuza Suriye de Ermenistan ve Yunanistan da dâhildir.
Böyle bir çalışmanın çekemeyeni elbette çok olacaktır. Ama buna rağmen biz hem bileğimizle hem kalbimizle güçlü olmalıyız. Her komşu veya mücavir ülkenin kendine göre yapısı, bize bakışı ve peşin hükümleri vardır. Her çetinliğe rağmen sulh ve sükûnu tesisle mükellefiz.
Mısır ve İsrail ile konuşmalar oluyor.
Sırada Suriye yoktur denemez.
Niçin olmasın?
Suriye, Esad aile ve idaresinden ibaret değil.
Bugün dahi Suriye de Irak da toprak bütünlüğünü bize borçludur.
Çok iyi yetişmiş diplomatlarımız, bölgeyi hallaç pamuğu gibi atmalılar.
İnsansız hava araçlarıyla yakaladığımız askerî rüzgârı, insanlı diplomasiyle kucaklaşmaya kalbedebiliriz. I. Dünya Harbi, bitmemiştir. Onu biz başlatmadık. Fakat biz, bitirebiliriz. I. Dünya Harbi bittiğinde yaşanabilir yeni bir dünya kurulur.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621661 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/621661.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT