BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Bu yazıyı bir yerden gözüm ısırıyor

Salih Uyan
Facebook

Geçen hafta pazar günü yapılan LGS’den sonra soruları inceledim, sosyal medyada yapılan yorumlara baktım. Ve sonra da oturup gazete için bir şeyler yazmaya koyuldum. Birkaç paragraf yazdıktan sonra biraz açılıp ekrana baktım. Yazdığım yazıyı gözüm bir yerden ısırıyor gibiydi. “Bu yazı bana nereden tanıdık geliyor?” derken jeton düştü. Hemen geçen sene LGS sonrası yazdığım yazıyı buldum.

İki yazıyı ekranda yan yana yerleştirip baktım. Cümleler farklı olsa da düşünce olarak iki yazının birbirinden farkı yoktu. Benzer fikirleri farklı cümlelerle ifade ettiğimi fark edince de eski yazının orasından burasından biraz çekiştirip yeniden yayınlamaya karar verdim. Böylece eğitim sistemimize uygun bir yazı oldu.

 

Ya anlattığın gibi sor, ya sorduğun gibi anlat!

 

Bu sene Türkçe soruları biraz daha zor, paragraflar daha uzundu. Çocuklar yine patlamasına 45 saniye kalmış bir bomba düzeneğini iptal etmeye çalışır gibi soru çözdüler. Her şeyi sular seller gibi bilen öğrenciler bile bu kadar karmaşık metinlerin içinde metin olamadılar.

Peki, biz “İstanbul kaç yılında fethedildi?” noktasından, fetih psikolojisini çözümleme safhasına nasıl geldik? Bir zamanlar matematik sınavında çarpım tablosu sorarken, şimdi Picasso tablosu yorumlatma çabamızın sebebi ne?

Cevap belli aslında. Bilgi basamağında takılıp kalan eğitim sistemimizi, düşünme becerisi gerektiren bir ölçme sistemiyle zenginleştirmek gerekiyordu. Çünkü PISA karnemiz zayıflarla doluydu. Artık bu ezberci sistemden kurtulmanın vakti gelmişti falan…

İyi de bu işte bir terslik yok mu? Önce dersin sunumunda bir zihniyet değişimi yaşanır. Sonra bu değişim sınav sorularına yansır. Ama bizde sanki biraz tersi oldu. Derslerde öğrencilere ha bire bilgi yükleyip, sınavda yorum yapmalarını istedik.

Bu durumda öğrencilerin “Ya anlattığın gibi sor, ya sorduğun gibi anlat!” diye sitem etmeleri çok normal değil mi?

 

Çok okuyan mı kazanır, çok çözen mi?

 

Tamam, ideal öğrenme için bilgiyi kullanarak derinleşmeniz gerekiyor. Buraya kadar bir sıkıntı yok! Ama sınavda Benjamin Bloom’un sıraladığı o meşhur öğrenme basamaklarının ilk birkaç tanesi hiç yok gibi. Hele sözel bölümde bilgi es geçilmiş. Mesela Din Kültürü sorularını dinle diyanetle hiç alakası olmayan birisi yorumlayarak çözebilir. Diğer yandan bir din âlimi soruları çözmekte zorlanabilir.

Yani aslında sözel bölümde yer alan soruların hepsi Türkçe paragraf sorusu. Verilen metinler dinî konularla ilgiliyse Din Kültürü sorusu oluyor. Eğer metinde Amasya Genelgesinden bahsediliyorsa, İnkılap Tarihi sorusu…

Sınavdan önce birçok öğrenci “Bilmediğim konu yok ama hâlâ ful çekemiyorum” kaygısıyla ha bire soru bankalarında yeni hesaplar açtılar. Ama çok işe yaramadı. Kitap okumadıkları için sınavdan yine dört eşit taksite bölünmüş bir hayal kırıklığıyla çıktılar.

Bu sınavda “Çok okuyan mı kazanır, çok çözen mi?” sorusunun cevabının “çok okuyan” olduğu bir kez daha ispatlanmış oldu. Artık ilkokulda kitap okumayan öğrencilerin, iyi bir lisede okuma ihtimali yok gibi. Bu yüzden kitap okumayı artık bir boş zaman aktivitesi olmaktan çıkarmamız lazım.

 

Yüzde 90’ı okulda zor tutuyoruz

 

Analiz ve sentez basamaklarını çoktan seçmeli sorular üzerinden kurgulamak zor. Yani hem PISA sınavı gibi olsun hem de şıklı olsun denilince, işler karışıyor. Şıklarla sınırlandırılmış bir soru sistemine, Bloom taksonomisi şak diye oturmuyor işte.

Puanların ve derecelendirme sisteminin bu kadar net olduğu bir sistemde, açık uçlu sınavlara özenen soyut ve bulanık bir atmosfer oluşturmak ne kadar mantıklı bilemiyorum. Çocuklara hem şık verip hem de yorum yaptırmaya çalışmak, elleri kelepçeli birisine ters takla attırmaya benziyor.

Ha, şimdi diyeceksiniz ki, bu sınav zaten yüzde onluk bir dilimi ilgilendiriyor. Geri kalanının stres yapmasına, takla atmasına gerek yok! İyi de bakanlıktaki hesap okula uymadı işte. Sınav, herkese açık halk koşusuna döndü. Eşofmanını giyen geliyor. Ama koşamayanların psikolojisi bozuluyor. Çünkü ebeveynlere göre her çocuk doğuştan atlet! İşin kötüsü “Ne kadar çalışsam da yapamıyorum” diyen öğrencilerin liseyle ilgili kırılmış hevesleri maalesef alçıya alınmıyor.

İnşallah yaşanan tecrübeler ışığında seneye sınava sadece belli bir grubun gireceği şekilde bir sistem güncellemesi yaparız.

Ama şunu da söyleyeyim!

Eğer biz, sadece yüzde on için kurgulanan bu sınav sistemini yeniden ele almazsak, yüzde doksanı okulda zor tutarız!

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
628275 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/salih-uyan/628275.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT