BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Yağmur -1-

Bir sonbahar sabahı… Cama vuran yağmur sesi... İstanbul’da yağmur var… Pencereyi açtı, huzurlu bir kapıdan huzurlu bir yola girdi. Güzel anların habercisi yağmur… Kaldırımlarda, toprakta yağmur kokusu... Kiremitler en kırmızı, kuşlar pencere pervazlarına sığınmış, ağaçlar dallarıyla bir melodi tutturmuş bir o yana bir bu yana savruluyor.
Severdi yağmuru, onda kendini görürdü… Anıları canlanırdı. Daha çok özlenirdi özlenen yağmurda… Yağmur gibi o da bir âşıktı, ne zaman bir buğulu cam oluşmuş ve eğer yanında kimse de yoksa hemen buğulu cama sevgilinin adını yazardı… Ne keyifti o anı yaşamak… 
Yağmur altında yalnız yürümeyi de çok severdi… Sırdaştı, mahremini paylaşırdı kendisiyle ve çisil çisil yağan yağmur ile… Yağmur ne vefalı bir dosttu. Açsa da şemsiyesini, üstüne bassa da incinmezdi, darılmazdı kendisine…
Çayını yudumlarken televizyondan spikerin her günkü rutin haberleri okunuyor, ekranda alt yazılar geçiyordu. Halep’te bir hava saldırısı, enkaz altından çıkarılan çocuklar, dünyanın olup bitene sessiz kalması. Kan, gözyaşı, çaresizlik… Ah çaresizlik… Vicdanları kanatan, yürekleri dağlayan birer hicran yarası olan çaresizlik…
Filistin, Suriye, Irak… Yağmur toprağa küsmüş… Toprak kokusunu içinde saklıyor. Havada barut kokusu var. Çöl anlatamıyor derdini yağmura, yağmur yağmıyor…
Burada gök gürültüsü uçak sesleri,  bombalar sahte bulutlara yüklenmiş yağıyor… Yağdıkça ağlatıyor. Karabulutlar güneşi yutmuş. Gül yaprağına düşen yağmur değil bu…
Gülün adı ümitsizlik, gülün adı çaresizlik, gülün adı gözyaşı bu gülistanda... Taze birer gonca iken güller dalında solmuş. Dal incinmiş, gül incinmiş… Güller küs, bülbüller suskun, gülistan tarumar…
Çıkar tüccarlarının rüzgârları esiyor. “Bereket, özgürlük, bolluk, huzur bulutları getirecek bu rüzgârlar bu topraklara” demişlerdi. Uydudan böyle görülüyor dediler çok gelişmiş teknolojileriyle. Hava tahminini böyle verdiler. Oysa dürüst değillerdi. Nefret, kin, acı olup yağdılar üzerine çocukların, kadınların, kimsesizlerin… Yalandan dahi olsa “yanıldık” bile demediler, diyemediler...
           Doç. Dr. Erkan Özkan
 
 
 
ŞİİR
 
 
                    NASİHAT
 
Cahil sohbetinde kes, sakın ha ağaç kesme.                          
Rabbinin yolunda es, ama gayesiz esme.
                                               
Malını mülkünü say, katını yatını say,                               
Sen büyüklerini say ama yerinde sayma.    
                       
Sen sen ol lokmanı böl, sen emeklerini böl,
Sen sermayeni de böl, ha vatanını bölme.
                                              
Ev al, villa al, mülk al, kat, yat al, araba al,                        
İlim al ve fenni al ama beddua alma.   
                         
Rabbin karşısında sus, büyük sohbetinde sus,
Yemek sofrasında sus, haksızlık karşısında susma.
 
Kelimetullah oku, ilmi ve fenni oku,     
Önce kendini oku, ama lanet okuma.
 
Güzel vatanını sev, Kur’ân-ı kerimi sev,
Doğayı yeşili sev, ama fitneyi sevme.
 
Celal der ki; yazan ol, düşmanını kovan ol,
Minarede ezan ol, düzeni bozan olma.
 
         Celal Tikbaş İldem-Melikgazi/Kayseri
 
 
 
 
KISA KISA... KISA KISA...
 
 
SADELİĞİN İHTİŞAMI
Gösteriş aklım erdi ereli en gereksiz bulduğum işlerden biridir. Her alanda ve her şekilde sadeliğin huzuru temsil eden büyüleyici bir şey olduğunu düşünmüşümdür. Gerek kurduğumuz cümlelerde gerek sahip olduğumuz eşyalar gerek yaşadığımız ortamın sadeliğinin vazgeçilmez olduğunu savunurum.
Cümlelerdeki samimiyetsiz hitapları, giymediğimiz kıyafetleri, gereksiz arkadaşlıkları, vakit kaybından ibaret olan sosyal medyayı hayatımızdan çıkarsak ne iyi olur. Hayatımızı kolaylaştırırken bize müthiş bir kafa dinçliği verir...
Geçici bir dünya için fazla şatafatlı değil miyiz? “ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler” dememiş midir Hazreti Mevlâna?..
İhtişam kafamızda olmalıdır okuduklarımız da beynimizde ve bazen de sustuklarımızda. İhtişam içinde olmayan dışında arar. İçimizi süslemek dışımızdan daha mühimdir. Biz yaratılmışları razı etmek için yaratılmadık. Kendimizi buna göre yetiştirmeliyiz. Azın çoktan daha manalı olduğunu bilmeli, etrafımızı gereksiz eşyalarla doldururken kafamızı boşaltmamalıyız.
Rabia Özen
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617333 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/617333.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT