Kaydet
a- | +A

Bayramlar aslında her hâliyle hayatın tadı tuzu… Bayramlar olmasaydı belki zamanın bize koyduğu engellere takılır, sıradan bir hayata teslim olur, sevdiklerimize de hiç kavuşamazdık.

Hep tarifini yapamayacağımız bir şeyleri beklerdik. Hani “bir sebep olsa da görüşebilsek” derdik. Güzel günleri hasretle bekleyen, hayal ettiklerine bir türlü kavuşamayanlar gibi herhâlde sabrımızı da ölçemezdik.

Oysa bayramlar geldiğinde bir kavuşma oluyor... Hasret kaldığımız şeylere kavuşma… Hatta imkânı olanlar için doğup büyüdüğümüz yerlere, orada bizi bekleyen, sevdiklerimize…

Ramazanlar nasıl ki bolluk ve bereketin bir başka adı ise, bayramlar da neşe ve sevincin muhabbet ve hürmetin adıdır... Birlik ve beraberliğin adı…

Bu güzel günleri anlatmaya kalkışmak malumun ilamı olur, öyleyse farklı bir şeyden bahsedelim. O da “nerede o eski ramazanlar, nerede o eski bayramlar?” diye başlayan konuşmalara cevap olsun.

Eskiden ramazan ayının kendine has bir kokusu, bir tadı vardı. Bitmesini istemediğimiz iftar sofralarında herkes bunu hisseder, o lezzeti alır, iliklerine kadar da yaşardı. O sofrada, sadece pideler değil, keyifler, huzur dolu saadetler de paylaşılırdı. Sabrın sonunun nimet olduğu hissedilirdi. Büyük küçük, kadın erkek bütün akrabalar bir arada, gözlerde aynı ışıltılı gülümsemeyi, ağızlarda aynı duayı, gönüllerde aynı inancı taşımamın güzelliği vardı.

Küskünler barışsın, kırgınlıklar bitsin diye beklenilen fırsattı. Dostlukların, sevgilerin çoğalarak zirve yaptığı o günlerin hasretini çekmek gayet tabiiydi. Rabbimizin kullarına en büyük mükafatıydı o mübarek geceler ve günler.

Sizi bilmem ama bana bu güzel günlerin hissettirdiği şey bu mübarek günlerin iyi insanlar gibi olması. Hasreti çekilen her zaman beklenilen, olması. Gidince de “bir daha kavuşacak mıyız” diye hareket eden tren arkasından gözyaşı ile uğurlanan, veda edilen sevgili gibi.

Neyse ki arkasında bayram gibi bir hediye bırakan bir ramazan yaşadık.

Şimdi kendime soruyorum; huzuru, neşe ve sevinci bir arada yaşatan ramazan bitti, bayramı yaşadık, bayramlaştık... Şimdi dua zamanı: “Her hâliyle müminlere huzur ve mutluluk veren bu mübarek günlere bir daha kavuşur muyuz?..”

Rumuz: “Madenci”

ŞİİR

Gönül sultanı

Gönül bahçemdeki bahar çiçeği,

Şu yalan dünyamın sonsuz gerçeği,

Anam öksüz koydu, babamsa yetim,

Sen de gider isen kalmaz takatim.

Şükür sebebimsin her daim Hakk'a,

Tonla derdim olsa kalır bir okka,

Anam öksüz koydu, babamsa yetim,

Sen de gider isen kalmaz takatim.

Düşsem tutunurum eteklerine,

Her dem minnettarım emeklerine,

Anam öksüz koydu, babamsa yetim,

Sen de gider isen kalmaz takatim.

Ağzımın tadısın, gözümün nuru,

Bu yürek seninle buldu süruru,

Anam öksüz koydu, babamsa yetim,

Sen de gider isen kalmaz takatim.

Sabaha dek yazsam, nakısım yine,

Gıyabî ömrünü sersin önüne,

Anam öksüz koydu, babamsa yetim,

Sen de gider isen kalmaz takatim.

Mustafa Özkahraman

KELAM-I KİBAR KİBAR-I KELAMEST

(Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür)

Din büyüklerimiz buyurdular ki: "Asıl imtihan ölünce başlıyor. Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) buyurdular ki: (Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz; nasıl ölürseniz öyle haşredilirsiniz.) Son nefes çok mühim. Çünkü Peygamber Efendimiz; (Hayatın sonu önemlidir) buyuruyor. Muteber olan, sondur. Kabir, şaka değil, mutlaka var. Hesap günü var, mahşer var. Mahşer yerinde 50 bin ahiret senesi beklenecek. Ahiretin bir günü bin dünya senesi. Güneş bir mızrak boyu yakın olacak... O dehşet günü, Müslümanlara iki rekât namaz kılacak kadar bir zaman olacak.”

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...