Kaydet
a- | +A

Eskiden bir eve misafir gidince kapı üç kere tıklatılır, içeriden “kim o?” sesi beklenirdi. Dalıp girilmezdi. İzin isteyip, müsait olup olmadığı sorulurdu. Sofraya oturulunca büyükler başlamadan kaşık şıkırdamazdı. Kalkarken “elinize sağlık, Allah bereket versin” demeden sofradan ayrılmak ayıp sayılırdı.

Osmanlı’da da bu incelik hayatın her yerindeydi. Kapı tokmakları bile iki taneydi: Kalın sesli erkekler için ince sesli hanımlar için. Böylece ev sahibi gelenin kim olduğunu sesinden anlar, ona göre kapıyı hanım mı bey mi açacağına karar verirdi. Pencereye sarı çiçek konursa “evde hasta var, sokakta gürültü yapmayın” demekti.

Osmanlı çarşısında esnaf, sabah dükkânını açınca siftahı yapmamış komşusuna müşteri yönlendirirdi: “Benden siftah yaptınız, komşum henüz yapmadı, ona buyurun.”

Kahve ikram edilirken yanında su gelirdi. Misafir önce kahveyi içerse “karnım tok” demekti, önce suyu içerse “açım” demekti. Ev sahibi ona göre sofra kurardı.

Şimdi? Şimdi kapı çalmadan mesaj atıyoruz: “Geldim”... Sofrada herkesin elinde telefon. Biri konuşurken diğerinin gözü ekranda, kulağı yarım. “Görüldü” atıp dönmemek normal oldu. Asansörde selam vermek, apartmanda komşuyu tanımak lüks. Yaşlı ayakta, genç koltukta baş öne eğik oyun oynuyor.

Teknoloji ilerledi ama incelik geriledi. Eskiden adab-ı muaşeret kitapları vardı, mekteplerde okutulurdu. Şimdi “bireysellik” adı altında bencillik normalleşti. Hâlbuki mesele kural ezberlemek değil. Mesele başkasının alanına saygı duymak. Rahatsız etmemek. Varlığını hissettirirken yok saymamak.

Belki de yeniden hatırlamak lazım. Selam vermek bedava. Teşekkür etmek dilde tüy bitirmez. Kapıyı tutmak iki saniye. İnsan insana lazım. Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) yaptığı gibi, en küçük bir incelik bile gönül alır. Adab-ı muaşeret dediğimiz şey de tam olarak bu. Birlikte yaşamanın incelikli protokolü...

Songül Uzun Malakçı

ŞİİR

Öğretmenim

''Eğitimi şefkat’’ bildin, derman oldun.

''Öğrenci, aile'' dedin, harman oldun.

İyi niyetinle, yürekler uçurdun.

Sevgi ve saygıya değersin öğretmen!

''O, merhamet yüklü!'' diyenler çok haklı.

Sana kim verdi, bu tükenmeyen aklı?

"Teşekkürler!’’ İşin sırrı burada saklı:

Fırsatı, faydaya çevirirsin öğretmen!

İki öğrenciniz küstü birbirine.

''Göz göze bakışın!'' dedin, her birine!

Barıştırdın iki küs çocuğu yine!

Öğretmenlere, bir örneksin öğretmen!

İki noktadan bir adet doğru geçer.

İnsan, tabii ki bu doğruyu seçer.

Kötü arkadaşa uyan kalır naçar.

Eğri yolda da sen rehbersin öğretmen!

Yorgunluk bilmedin, sen işine baktın.

Geceye aydınlık, sabahlara şavktın.

O sevapla, pek çok gönüllere aktın.

Rabbim sana, nice şevk versin öğretmen!

Rıdvan Üzel

BİTKİLERİN DİLİNDEN

CAN ERİĞİ: Can eriği, yaz gelirken manav reyonlarını süsleyen kendine özel ekşimsi veya mayhoş aroması olan yeşil renkli bir erik çeşididir. C ve A vitamini bakımından zengindir. Potasyum, magnezyum ve antioksidan içerir. Can eriği vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren, vücudu yenileyen bir meyvedir. Beraberinde soğuk algınlığı ve enfeksiyonlara karşı da koruyucu özelliği vardır. Lifli gıda olduğu için sindirimi kolaylaştırır, kabızlığa karşı iyi gelir. Çünkü bağırsak hareketlerini düzenler. Can eriği aynı zamanda bir antioksidan meyvedir hücre hasarını azaltmaya yardımcı olur. Can eriği öte yandan kan şekerini dengelemeye de yardımcı olur. Gözlere iyi gelir. Ciltte kolajen dokuyu artırır sağlıklı bir cilt görünümü sunar. Bu nefis şifalı meyve, bahar sofralarında hemen herkesin favorisidir... Sağlığınız için doktorunuza danışınız.

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...