BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Kendini bulamama sancısı!..

Kendi içimize eğilip seslenmenin bir dal gibi titrek ve ürkek olduğu, kayıp zamanlar olur. İçimizde bunca sene biriktirdiğimiz hayal kırıklıklarımız, bizi boşluğa sıkıca bağlayan zincirlere dönüşüverir bir anda. Şöyle günlerimizi hizaya çekerek tek tek sorsak, ‘en son ne zaman iyi geçirdim seni’ diyerek. Yüzü asık cevaplar sessiz fısıltılar karşımızda belirir. Kendimi günleri hizaya çekerek de bulamayacağım belli oldu, peki nerede arayacağım? Ben en son beni nerede gördüm? Siz beni en son nerede gördünüz? Hayal meyal hatırlıyorum, ufku çok açık bir çocuğun heyecanlı düş anlatımında kendimden bir parça orada kaybolduğumu…
Parçamı oraya bırakmak bana kayıp değildir, çünkü bıraktığım yeri hatırlıyorum. Fakat nerede ve nasıl zaman içimden çekip beni aldı, işte ondan haberim yok! Dünyanın ekseninde dört adımla, gergin fakat hatırlamaya çalışır tavırlarla ilerliyor olmak ile bu kaybı kabullenmek arasında bir yerde oturmuş bekliyorum. İnsan kendisini anılarından toplayabilir mi? Ve yıllarca biriktirdiğimiz onca anı, bizi bir ân bile olsa biz yapmaya yeter mi? Kendi parçamızı oluşturacak kadar iyi anılar biriktirmiş miyizdir ki? “Bir şeyin üstesinden gelmenin ilk ve en önemli adımı bir an durup ‘bunu yapıyorum ama benden geriye ne kalıyor’ diye düşünmek” diyor usta sanatçılar… Bu tür haklı bir iç sorgusu pek az gördüm. Bu yazılanı okudukça bir şey kaybettiğini fark eden kişi/ler. İçinizi bir telaş aldı değil mi? Kendinizi arıyorsunuz tam şu anda. Ceketin iç cebinde, arkadaşınla yaptığın en son muhabbetinde, dün bayılarak yediğin leziz bir yemekte, yanıklığında kendini gördüğün bir gün batımında… Ve daha nice hayat parçacığında... Ara ki bulasın…
Ben de bu derde işte böyle bir boşlukta düştüm. Sakin ol ve aramaya devam et, aslında aramakla bulunmayacak olanı… Şunun kıymetini hiç unutmamak gerek ki; insan bütün hayatı boyunca kendini fark ettiği ve bulduğu tek bir andan ibarettir. O kıymetli tek bir ânınızı bulmanız dileğiyle...
       Ebrar Dumlu
 
 
 
 
 
 ŞİİR
 
    MÜZEYYEN TEYZE 
 
Arvas'ın ziyneti Müzeyyen Teyze,
Ne olur şefaat ediniz bize.
Dualar, hatimler, tehliller Size.
Arvas’ın ziyneti Müzeyyen Teyze.
 
Dünyayı sevmeden oldunuz vasıl. 
İnanmak, şehadet, derdiniz asıl.
Zikirde, şükürde birdiniz hasıl. 
Arvas’ın ziyneti Müzeyyen Teyze. 
 
Evlad-ı fatihan oldunuz şükür. 
Ardında sevenler, dualar yürür.
Demek ki insanlar böylece ölür. 
Arvas'ın ziyneti Müzeyyen Teyze. 
 
Nimetin sahibi çağırdı sizi.
Evladın, ahbabın çözüldü dizi. 
Bir cuma gününde ayırdı bizi.
Arvas’ın ziyneti Müzeyyen Teyze. 
 
Gök'ümün ailesi sizlere hayran. 
Sevenler mevtini ediyor seyran. 
Ağlıyor semalar, inliyor meydan.
Arvas’ın ziyneti Müzeyyen Teyze.
 
                  Abdurrahman Gök
 
 
 
GÜZEL YURDUMUZ
 
AKÇAKOCA: Akçakoca ve çevresinin tarihi hakkında kesin bilgi ve belgeler olmamakla birlikte, bölgede yapılan kazılar ve kapsamlı araştırmalar sonucunda elde edilen veriler, M.Ö. 1200 yılına dayanmaktadır. 1299 yılında Osmanlı Beyliği’nin kurulmasıyla birlikte bölgede söz sahibi olan Türkler, Akçakoca’nın da içinde bulunduğu bölgeye akınlar düzenlemeye başlamışlar. Bu süreçte 1319 yılında Diapolis, 1323 yılında Prusias, 1324 yılında da Claudiopolis şehirleri Orhan Gazi, Konuralp ve akıncı beylerinden Akça Koca Bey tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmışlardır.
1319 yılından bu yana Türk toprağı olarak varlığını sürdüren Akçakoca, tarihi boyunca denizle iç içe yaşayan önemli bir liman konumunda olmuştur. 9 Aralık 1999 tarihli ve 231901 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan kanun hükmünde kararname ile “81. İlimiz Yeşil Düzce’miz” mottosuyla il olan Düzce’mizin ilçelerinden biri olan Akçakoca, “Karadeniz’in İncisi” olarak ülkemizin önemli turizm merkezlerinden biri olarak köklü tarihini sürdürmektedir. [Tarihçe – Akçakoca Belediyesi (akcakoca.bel.tr)]
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
629037 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/629037.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT