Yaşlı Kızılderili reisi kulübesinin önünde torunlarıyla oturmuş, az ileride birbirleriyle boğuşup duran iki köpeği izliyordu. Köpeklerden biri beyaz, diğeri siyahtı ve on iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri köpekti bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için köpeklerden biri yeterli olabilecekken neden iki tane olduklarını ve neden renklerinin ille de siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu. Yaşlı reis bilgece gülümsedi.
"Onlar, benim için iki simgedir evlat. İyiliğin ve kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi iyilik ve kötülük de içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bu durumu düşünürüm."
Çocuk her çocuğa has olan bitmeyen sorulara bir yenisini daha ekledi:
"Peki, hangisi kazanır bu mücadeleyi?"
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa:
"Ben hangisini daha iyi beslersem o!"
Dünya iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, doğru ile yanlışın mücadele sahasıdır. İnsanlar da bu mücadeleyi kendi içinde yaşayıp ağır basan taraflarını belli ederek bu savaşta saf tutarlar. Bu sebepten insanın en büyük mücadelesi kendisi ve kendisini tanıma çabasıdır. İnsanın duyguları bıçağın iki keskin yüzü gibidir. Hangi tarafa suyu fazla verirse o tarafın keskinliği artar ve daha çok orasıyla iş görmeye başlar.
Bize düşen nabzımızda vuran iki zıt duygudan insanlığımıza ve kendimize yakışanı seçmektir. Muhakkak ki her insan, insan olmanın vergisiyle iyidir. Yeter ki ona bunu gösterecek imkânı olsun.
Hayat bu seçimlerden ibarettir. “Seni eksiğinle, kusurunla, günahınla, sevabınla hakikaten sevenin, “yanlış yaptın” diye seni terk etmeyenin sadece “Allah” olduğunu bilseydin, başkalarına kulluk etmekten vazgeçerdin.” Buyurmuş Abdulkadir Geylani hazretleri...
Nurettin Bozan- Eskişehir
ŞİİR
Dosta selam
İçimden geçenleri, dilim durdurur,
Arasan da olur dost aramasan da...
Yürek sabretse de gönül zor durur,
Hâl hatır sorsan da soramasan da...
Yalnızlık Allaha mahsustur bir tek
İnsana yalnızlık, olur mu dilek?
Dost dostla olunca bükülmez bilek
Yarayı sarsan da saramasan da...
Herkes ayrı gayrı hesap ederken,
Dost dosta demeli “merhaba yâren”
İyi gün kötü gün var seni seven
Sen bilsen de olur bilemesen de...
Allah işlerini hep rast getirsin...
İyi kullarına hep denk getirsin...
Karanlık dünyaya bir renk getirsin...
Sen görsen de olur göremesen de...
Hayal-i Giryan
TARİHTEN BİR YAPRAK
GÂFİKÎ: Endülüs’te yetişen meşhur Müslüman eczacı ve tıp âlimi. İsmi, Ahmed bin Muhammed bin Seyyid el-Gâfikî el-Endülüsî, künyesi Ebû Ca’fer’dir. Kurtuba yakınlarındaki Gafik köyünde doğduğundan Gâfikî diye tanınmıştır. Doğum tarihi belli değildir. Vefat tarihi olan 1165 (H.560) senesi dikkate alınınca, Gâfikî’nin Endülüs Emevî Devletinin çöküş ve yıkılma dönemlerinde yaşadığını söylemek mümkündür. Eğitimini eczacılık ve tıp sahasına; özellikle ilâçlar ile ilâç yapılacak nebâtî, hayvânî ve mâdenî maddelerin tetkik ve tasnifine ve yeni tıbbî terkiplerin geliştirilip hazırlanmasına sarf etti. Doktor ve eczacıların uymaları gereken ilmî ve ahlâkî kuralların izahını, sahasının elemanlarına telkin etti. Böylece, bu meslek sâhiplerinin, gösterdiği metot üzere yetişmelerini sağlamakla uğraştı. Gâfikî, Orta Çağ'da yetişen en büyük nebatat üstadı ve eczacısıdır. Bine yakın ilâcın ilmî tasnif ve tanıtımını yapan Gâfikî, Kitab-ül-Edviyet-il- Müfrede adlı eseriyle tanınmıştır. Eserde, ilâçların kullanış yerleri ve usulleri en iyi şekilde izah edilmiştir. Tıp ve eczacılık sahasında temel müracaat kaynağı olmasına rağmen, eserinin tam bir nüshası henüz bulunamamıştır.
Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...