Modern hayatı ve çalışma şartlarını bahane edip akşamları aynı sofrada buluşmayı ‘nostalji’ ilân ettik. Kültürümüzü gösterişe, duygularımızı bilgi toplumuna kurban verdiğimiz bu düzende soruyorum: Olması gereken gerçekten bu mu?
Yemek, son elli yıldır ülkemizde ciddiye alınan bir kültür olmaktan çıktı. Hatta “Yaşamak için yiyorum.” diyenlerin sayısı da hiç az değil. Yalnız başına yemek yiyenler, buzdolabını talan edenler, sofraya gelmeyip ayaküstü atıştıranlar çoğaldı. Üç öğün yemek kavramı da yavaş yavaş yok oluyor.
“Kahveden önce” anlamına gelen kahvaltı, artık birçok evde yapılmıyor. Akşam yemeklerinde ailenin bir araya gelmesi ise anılarda kaldı. Günümüzde bu gerçeklerin de hep bir açıklaması var: Modern yaşam, çalışma şartları, trafik... Peki, bu bahanelere gerçekten inanıyor musunuz?
Ailenin her akşam bir arada olması için illa mükellef sofralara mı ihtiyaç var? Allah ne verdiyse masaya koyup paylaşmak neden nostalji olsun? Ama artık durum böyle. Hatta birçok kişi bunu fantastik buluyor. Sanki bunlar günümüz gerçeklerinden çok uzak düşüncelermiş gibi davranılıyor.
Ekonomik sıkıntıların artması elbette bir sorun. Sosyal medyada görülen her şeyin gerçek sanılması da öyle. Ama inanın, eskiden de sorunlar vardı. Gösteriş merakı aldı başını gitti. Sosyal medya amacından uzaklaştı. Özel hayat diye bir şey kalmadı; her şey bolca teşhir ediliyor. PARDON YANİ.
AİLE KAN KAYBEDİYOR
Kültür kelimesi, yerini sonradan görme bir anlayışa bıraktı. Parası olanlar akıllı, parası olmayanlar ise beceriksiz sayılıyor. Anadolu’nun İstanbul’u, İstanbul’un Avrupa’yı model alması, kendini dindar olarak tanımlayan bazı kesimlerin ise başka kültürlere özentisi ülkemizde ciddi kimlik problemlerine yol açtı.
İnsanlar artık sadece kendilerine değil, başkalarına da dolaylı yoldan kötülük ediyor. Her anlamda ilişkiler fazlasıyla kırılgan. Hepimiz çok gerginiz. Televizyonlardaki gündüz kuşağı programlarında çarpık ilişkilere sıkça yer veriliyor. Neredesin RTÜK? PARDON YANİ.
Modernlikle geleneksellik arasına sıkışıp kaldık. Oysa her aile küçük bir devlettir, her devlet de büyük bir ailedir. Bu yüzden milletler ayakta kalabilmek için aile kurumundan güç almak zorundadır. Elbette günümüz şartlarına uygun ve sağlıklı bir aile yapısından söz ediyorum.
Geldiğimiz noktada aile kurumu, sadece ülkemizde değil, tüm dünyada kan kaybediyor.
DUYGULAR İKİNCİ PLANDA
Yeni ortaya çıkan “çekirdek aile” modeli, ne yazık ki ailelerin ayakta kalmasına yetmiyor. Hızlı yaşam, modernizmin getirdiği anlam karmaşası ve yaşam felsefesindeki değişimler, aileye ilişkin değerleri hızla yıpratıyor.
1960’lı yılların sonlarından itibaren Batı ile kurduğumuz kültürel iletişim, kültürel etkileşimi de beraberinde getirdi. Böylece her alanda değişim kaçınılmaz hâle geldi. Duygular ise ikinci plana itildi.
Bu değişimin geleneksel mutfağa, hatta daha geniş anlamda Türk mutfağına yansımaları da oldukça açık. Yemek yapmayı gereksiz gören kadınların sayısı artmaya başladı. Elbette kadınlarımızı; beklentileri, sosyal hayatın dinamikleri, eğitim ve bilgi düzeyi, hayat algısı, teknolojik gelişmeler ve geleneksel normlar gibi birçok unsur etkiliyor. Bu değişimin en görünür yansımalarını ise evlerimizde, sofralarımızda ve yemeklerimizde görüyoruz.
Olması gereken bu mu? İdeal olandan bile vazgeçtim; olmamız gereken noktanın çok gerisindeyiz. Bizi biz yapan değer yargılarını giderek ihmal ediyoruz. Günümüz gençleri hayatı daha kolay yaşamak istiyor. Eğitim kurumları ise çoğu zaman sadece bilgi yüklüyor. Hâlbuki hayatta bilgi tek başına yetmiyor. Duyguların da eğitilmesi şart. Çünkü insan, sadece bildikleriyle değil, duygularıyla da insandır.
Sözüm ona “bilgi toplumu” olmaya çalışıyoruz. “Daha iyi hayat” sloganları, tüketim çılgınlığı ve lükse düşkünlük hayatımızı kuşatmış durumda. Beslenme, gelenek, örf ve âdetler elbette mutfaklarda yaşar. Ama artık mutfaklar sanal.
DÖNÜŞ MÜMKÜN
Sanal dünyanın nimetleri sayılamayacak kadar fazla. Ancak yanlış kullanımı sebebiyle topluma verdiği zarar, belki de bütün faydalarını gölgede bırakacak kadar büyük.
Peki, dönüş mümkün mü? Elbette mümkün. Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Emine Erdoğan’ın bu konuyu daha fazla gündeme taşıyacaklarını umut ediyorum. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve TRT bu konuda daha etkin çalışmalar yapmalı.
Özel televizyon kanalları da “gündüz kuşağı” adı verilen saçmalıklardan arındırılmalı. Sadece çok izlenmek uğruna yayın yapmak doğru mu? Olması gereken bu mu?
İNCEĞİZ ÇORBASI
MALZEMELER
>> Yarım su bardağı nohut
>> Yarım su bardağı buğday
>> 1 yemek kaşığı tereyağı
>> 50 g kavrulmuş kuzu eti
>> Yarım demet semizotu sapı
>> 2 yemek kaşığı un
>> Kırmızı toz biber
>> Yeteri kadar su
>> 1 kâse yoğurt
>> Tuz
HAZIRLANIŞI
Haşlanmış nohut ve buğday, küçük küçük doğranan kavrulmuş et ile birlikte tencereye alınır. Üzerine biraz sıcak su konulur. Semizotu sapları ince ince kesilir ve tencereye eklenir. Tuzu ayarlanarak pişmeye bırakılır. Bir kâse içerisinde; un, yoğurt ve su iyice özleşene kadar çırpılır. Çorbanın suyundan biraz alarak yoğurtlu karışıma eklenir ve ısısı eşitlenene kadar karıştırılır. Hazırlanan yoğurtlu karışım yavaşça tencereye ilave edilir. Sürekli karıştırılıp çorba ile harmanlanır. Kaynamaya başlayınca ocaktan alınır. Küçük bir tavada tereyağı eritilir ve kırmızı toz biber serpilerek ocak kapatılır. Servis tabağına alınan çorbanın üzerine hazırlanan sos gezdirilir. Sıcak şekilde servise sunulur.
ALİ PAŞA PİLAVI
MALZEMELER
Köfte için;
>> 300 g kıyma
>> 1 adet kuru soğan
>> 2 diş sarımsak
>> 2 yemek kaşığı galeta unu
>> 1 yemek kaşığı salça
>> 2 yemek kaşığı sıvı yağ
>> 1 avuç kıyılmış maydanoz
>> 2 yemek kaşığı un
>> Tuz, toz biber, karabiber
Pilav için;
>> 2 su bardağı pirinç
>> 3 su bardağı kaynar su
>> Yarım su bardağı tel şehriye
>> 1,5 yemek kaşığı tereyağı
Sosu için;
>> 2 adet domates
>> 1 yemek kaşığı salça
>> 3 yemek kaşığı sıvı yağ
>> 1 diş sarımsak
>> Tuz, kekik
HAZIRLANIŞI
Pirinç, üzerini geçecek kadar ılık tuzlu suda 20 dakika bekletilir. Köfte için rendelenen soğan ve sarımsak, un hariç diğer malzemelerle yoğurulur. Harçtan misket büyüklüğünde parçalar alınarak yuvarlanır, un serpilmiş tepsiye dizilir ve kızgın yağda kızartıldıktan sonra fazla yağı süzdürülür. Pilav için tereyağı eritilip sıvı yağ eklenir. Yağda şehriyeler hafif renk alınca süzülen pirinç eklenip birkaç dakika kavrulur. Sıcak su ve tuz ilave edilerek kısık ateşte suyunu çekene kadar pişirilir. Bu sırada rendelenmiş domatesler, salça ve sıvı yağla ocağa alınır. Gerekirse biraz sıcak su eklenir; baharatlar ve rendelenmiş sarımsak ilave edilerek sos hazırlanır. Pişen pilav, üzerine kâğıt havlu serilerek 10 dakika demlendirilir. Kalıba alınarak servis tabağına ters çevrilir. Sosla harmanlanan köfteler pilavın ortasına yerleştirilir. İsteğe göre maydanozla süslenerek sıcak servis edilir.
BABAGANNUÇ
MALZEMELER
>> 3 adet patlıcan
>> 3 diş sarımsak
>> 2 yemek kaşığı
>> Sade yağ
>> 4 adet yumurta
>> 1 tutam tuz
>> 1 tutam maydanoz
HAZIRLANIŞI
Patlıcanlar közlenir ve kabukları soyulur. Tuzlanıp sarımsaklarla birlikte püre kıvamına gelene kadar kıyılır. Sade yağ tavada kızdırılır. Ayrı bir kâsede çırpılan yumurtalar sıcak yağın içerisine dökülerek karıştırılarak pişirilir. Yumurtalar hafif nemliyken patlıcanlı karışım da tavaya eklenip tekrar karıştırılır. Babagannuç sıcakken üzerine kıyılmış maydanoz serpilir.

