Kaydet
a- | +A

Nedense ülkemizde kimi kesimler her fırsatta korumaya alınıp, bir dedikleri ikiletilmezken, büyük bir çoğunluk hep unutulur. Bunlar, milyonları temsil edip, sık sık caddelerde kaldırım taşı eskiterek, seslerini duyurmaya çalışsalar da, frekansları değişik olduğundan olsa gerek, Meclise ve hükümetlere bir türlü meram anlatamaz.

Öte yandan kapalı kapılar ardında bir avuç seçkin en küçük kaygısını bile dilediği makama duyurmakta fazla güçlük çekmez. Ayrıca endişe ve kaygısını giderecek tedbirlerin alınmasını sağlamada da fazla sıkıntıya girmez.

Son günlerde vergi reformu etiketi taşıyan vergi uygulamaları nedeni ile bir kesim, medyanın güçlü üfürüğünü de sırtlayıp, Çankaya sırtlarında gürlerken nedense devlet çarkını döndürecek en büyük kalemin vergi olduğu unutulur. Vergi tıraşlanırsa ülke ekonomisinin ve enflasyonun hali ne olur sorusu da tartışmaya açılmaz. Sadece devletin alması gereken vergiden vazgeçmesi istenir. Bu arada yıllardır bütçenin üçte ikisini iştahına katık yapan "faizci-tefeci" kliği için de ülke ekonomisinin dikensiz gül bahçesine dönüştürülmesine çalışılır. Ekonomik krizin suçlusu olarak vergiyi gösteren bazı çevreler, vergiyi ipe çekip her zamanki gibi enflasyonu yoksul halkın üzerine saldırtmanın hesabı içine girer. Bu çevreler vergi toplama yerine enflasyonu önerir. Ekonomideki yağmanın eskisi gibi sürmesini ister. Başbakan Ecevit''in bu baskılar karşısında ne ölçüde direniş göstereceğini ise önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Bizim şu anda dikkatimizi çeken, çok büyük bir kesimin perişan hallerine karşılık, bunlara ne ekonomistlerin ne medyanın ne iş çevrelerinin, ne de ülkemize borç verecek yabancı ülkelerin yüz vermemiş olmasıdır.

Şöyle ki memuru, işçisi, esnafı, çiftçisi ve emeklisi her zamanki gibi, ekonomik krizin kurbanları seçilir. Krizin faturası bu kesimlere çıkarılmak istenir.

Yılda iki defa yasa gereği zam yapılması sırasında, ya da ''yetti artık'' deyip, çoluk çocuk sokaklara dökülüp gazetelere manşet olduklarında hatırlanan memurlara, işçilere ve emeklilere bugünlerde vakitsiz öten horoz gözü ile bakılır.

IMF ile borç para pazarlığı yapılacağı sırada işçinin, memurun, çiftçinin ve emeklinin "açız" diyerek yaşamak için zam istemeleri, pişmiş aşa su satma, şeklinde algılanır. Nedeni de devlet bütçesinin yüzde sekseni iç ve dış borçlara aktarıldığında memura, emekliye, esnafa zam yapacak mali kaynak bulunmaz. Ayrıca bütçeye kaynak oluşturan vergi konusunda da yeni bir tartışma başlatılır. Ekonomik kriz bahane edilerek, ''vergiye boşver, enflasyon gazına bas'' önerisi öncelik kazanmaya başlar.

22 milyon insanı yakından ilgilendiren SSK''lıyı, Bağ-Kurl''uyu da kapsayacak olan memur zamları için aylık enflasyon oranında bir zam tavan kabul edilirken, 34 bin faizci korumaya alınmak istenir. Vergi tahsilatında SİT alanları kurulmaya çalışılır.

Bugünlerde yine arada bir hatırlananların beklentileri Meclis ve hükümet gündeminde yer alır. Fakat her zamanki gibi milyonların hakkı enflasyon suçlusu görülür.

Memurun zam tartışması Gazetede yer alan haberlerden öğreniyoruz. 1999 yılının ikinci yarısında memura yapılacak zam, yüzde on ila yirmi arasındaymış. Bütçede faizcilerden arta kalan kaynak olmadığından her zamanki gibi hep tasarruf memur için söz konusudur. Hiç kuşkusuz memura yapılan zam oranı sadece memur ve emeklisi ile sınırlı değildir. Bu oran, SSK emeklisi işçiler ve Bağ-Kur üyesi esnaf için de söz konusudur. Neresine bakılırsa bakılsın, milyonlarca insanı ilgilendiren bir sorun ortadadır. Ne diyeyim. Yapılan bu pazarlığa insaf demekten öteye bir kelime bulamıyorum. GÜLŞAH GÜLCÜ-ZONGULDAK

Kadrolaşma ve torpili önlemek mümkün mü? Kamu''da torpil ve kadrolaşmayı önlemek için, kamuda istihdam edilecek elemanların merkezi sınavla alınacağına dair çıkarılan hükümet kararına işaret eden okuyucumuz, yazılı sınav sonrası yapılacak mülakatın ''işe alınmada'' oynayacağı rol üzerinde duran mektubunda, bu konudaki endişesini şöyle dile getiriyor:

Geçenlerde konuyla ilgili gazetelerde bazı bilgiler yer aldı. Sınavın yılda bir kez Ekim ayında yapılacağı, gerekirse ikinci bir sınav açılacağı açıklandı. Ayrıca yazılı sınavda başarılı olanların özel komisyonlar tarafından ''mülakata'' tabi tutulacağını okudum. Bu uygulama ile torpilin, adam kayırmacılığının ortadan kalkacağı ifade ediliyor. Benim gibi yani torpil yaptırmaya dayısı olmayan garibanlar için, doğrusu bu güzel bir haberdir. Sevindirici bir gelişmedir. Ancak iddia iyi ve güzel de mülakatı yapacak özel komisyonlar kapalı kutu gibidir. Şahsen ben bu komisyonlarda torpil olacağından endişe duyuyorum. Önceki yıllarda da torpili olanlar mülakatı rahatça geçerken, arka çıkacak dayısı bulunmayanlar hep mülakat sırasında elenmiştir. Görüldüğü kadarı ile, şimdi de mülakat elemesi vardır. Söylenen bu mülakatın, özel komisyonlarca yapılmış olmasıdır.

Benim kaygım, torpilin bu özel komisyonlarda işlemesidir. İnşallah bunlar yersiz kaygılardır. Ben buradan yetkililere sesleniyorum. Açıklama yapmalarını ve bu konuda millete tatmmin edici garanti vermelerini istiyorum. Şöyle ki, bu özel komisyonlar kaç kişidir? Kimlerden oluşacaktır? Yapısı itibarı ile, siyasi erke boyun eğecek midir? Bu konuda sayın Ecevit hükümetinden yüreğimize su serpecek açıklamayı bekliyoruz.

SALİH SAĞIROĞLU-Veteriner Hekim/ORDU

Onbinlerce esnaftan İMDATsinyali Ülke istihdamında ve milyonların geçiminde ilk sırayı alan esnaflık kurumu, hızlı bir çöküşün içerisinde olduğunu yazan okuyucumuz her gün yüzlerce dükkanın kapandığını ve onbinlerce esnafın ''işsizler ordusuna'' katıldığını belirtiyor. Süpermarket rekabetine dayanamayan esnaf''ın her geçen gün pazar payının azaldığına da dikkat çeken bu okuyucumuz sözü geçen mektubunda feci durumlarını ve hükümetten beklentilerini şu şekilde ortaya koyuyor:

Dünyanın her yanında olduğu gibi, ülkemizde de yıllardır esnaf ülkenin orta sınıfını temsil ederken, bu denge enflasyon, kötü şartlar ve ekonomik kriz yüzünden ortadan kalkmıştır. Artık esnaf, dükkanını kapattıktan sonra işçi olmanın yolunu aramaktadır. Genç yaşta ve becerisi de varsa, iş bulma şansını elde etmektedir. Fakat büyük bir çoğunluk, işsizler ordusuna katılmaktadır.

Ülkemizde esnaflık, hızla erozyona uğramaktadır. İçimizden pek çok arkadaş Bağ-Kur primlerini bile ödeyemediği için, kepenklerini indirmek zorunda kalmıştır.

Bugün icra takibinde olmayan esnaf yok gibidir. Ayrıca enflasyon nedeni ile yetersiz sermayeyi de hızla eritmek te ve birtakım esnaf, enflasyon kurbanı olmaktadır. Mesela bakkallık kazançlı meslek olmaktan çıkmıştır. Büyük şehirlerde faaliyet gösteren süpermarketler, pek çok esnafın nafakasını elinden almıştır. Öte yandan bakkalın alışverişteki veresiye üstünlüğü de kredi kartı uygulaması ile sıfırı tüketir. Artık kimse veresiye mal almıyor. Süpermarkette yapılan kredi kartlı satışlarla alıcı-tüketici bir ay sonra aldığı malın parasını ödemekle zaten veresiye alışveriş yapmaktadır. Özetlersek, esnaflık can çekişmektedir. Siyasi iktidar, milyonlarca insanın sefaletine seyirci kalmaktadır. Yeni bir hükümet kurulmuştur. Esnaf kesimi olarak hükümete sesleniyoruz ve diyoruz ki: - 57. hükümetimiz hayırlı uğurlu olsun. Saygılarımızı sunarız. Esnaf çok dertlidir ve yardımlarınızı acilen beklioyor. İşte beklentimiz: - Esnaf kefalet kooperatiflerinden esnafın aldığı krediler mutlaka arttırılmalıdır. Ayrıca icraya ve takibe uğrayan kredilerin de 3 ay ya da 6 ay uzatılmasını istiyoruz. Tarım kredi kooperatiflerinden alınan kredilerle ilgili hacizler ve icralar durdurulsun. Esnaf çok ama çok zor durumdadır. Üzerimizdeki icra kâbusu üç ya da altı ay içinde olsun kaldırılsın. Esnaf rahat bir nefes alsın. Borç borçtur. Mahsul zamanına kadar icra takiplerinin durdurulması hem bizleri iflastan kurtaracaktır, hem de esnaf borcunu öder duruma gelerek ödeyecektir. Güçlü hükümetten esnafın beklediği şimdilik budur. ONBİNLERCE ESNAF/TÜRKİYE

Cep telefonu ödemelerinde kargaşa Yaklaşık 3 yıldır sim kartlı cep telefonu kullanan ve bugüne kadar son olay dışında çiddi bir sorunla karşı karşıya gelmediğini yazan okuyucumuz, Mayıs ayı içerisinde iki telefon faturası gönderildiğini belirttikten sonra Turkcell''e 17.5.1999 tarihinde dilekçe yazdığı halde kendisine hâlâ cevap verilmediğini ifade ettikten sonra, dilekçesi ve şikayeti konusunda şöyle diyor. Mağduriyetimin düzeltilmesi için Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş'' ye şu dilekçeyi yazdım:

"0 532 295 55 74 numaralı telefonun sahibiyim. Tarafıma göndermiş olduğunuz 4.5.1999 son ödeme tarihli faturanız tarafımdan 4.5.1999 tarihinde Pamukbank Şişli şubesi kanalıyla ödendi. Fakat daha sonra 26.5.1999 son ödeme tarihli bir faturanız daha elime geçti. Müşteri hizmetleriniz ile yaptığım görüşmede bunun 12.5.1999 tarihinde yapmış olduğum yeni abone değişikliğinden kaynaklanmış olabileceği söylendi. Daha sonra bunun Bilgisayardan kaynaklandığı bildirildi. Faturayı ödemem için 20 günlük süre tanındı. Kısacası aynı ay için iki ayrı fatura çıkarılmıştır."

Okuyucumuz mektubunda özelleştirilmiş bir şirket olarak bunun hangi anlayışla yapıldığını da merak ettiğini ifade ettikten sonra, istemiş olduğu ayrıntı dökümlerin de nedense ayda yılda bir gönderildiğini belirtiyor ve "Hattım yurt dışına açılmamış olduğu halde yurtdışı kullanım ücreti ödemekteyim" diyor.

Bize yazdığı şikayetleri dilekçe olarak Turkcell yetkililerine verdiğini söyleyen okuyucumuz, bugüne kadar herhangi bir cevap alamamış. DİLEK BÜYÜKNOHUTÇU/İstanbul

Birimizin Derdi Hepimizin Derdi

Yeterlilik sınavı Bizler, 1996 yılının Aralık ayında Türkiye genelinde yapılan İmam Hatip yeterlilik sınavına Kars ilinden girdik. Sınavı yedek olarak kazandık. Ancak asaleten tayinimiz bir türlü yapılmadı. Sayın Devlet Bakanımızdan bizlerle ilgili bir açıklama bekliyoruz. Aradan bu kadar süre geçtiği halde mağduriyetimizin sürdürülmesi hiç de hoş değildir. Bizler gibi pek çok imam hatipliler sınav sonuçlarına göre yapılacak atamaları beklemektedir. İlgililerden mağduriyetimize daha fazla izin vermemelerini rica ediyoruz. METİN YARAR - Yaymeşe Köyü-Şenkaya- ERZURUM ERTAŞ BAYSAL-Özyurt Köyü-Şenkaya-ERZURUM

Şebinkarahisar ne zaman il olacak? Bu yazıyı okuyunca ne demek vilayet mi arıyorsun dersiniz. Evet biz vilayetimizi arıyoruz. Bizim vilayetimiz sadece nüfus kağıdımızda Giresun yazılı. Ama Giresun ne yandadır? Onu bilemiyoruz. Biz vilayete, 180-200 km uzaklıktayız. Üstelik bu vilayetten ne vali, ne memur bize gelir. Bize böylesine uzak bir vilayet istemiyoruz. Bu bakımdan da Şebinkarahisar ilimiz olsun istiyoruz. Türkiye''nin en çok göç veren illerinden birisi Giresun''dur. Benim köyüm 2700 hane olup 7 bin nüfusa sahiptir. Ne var ki göç sonrasında nüfus iyice azalmıştır. Köyde kışın 20-24 hane kalır. Yazın 60-80 haneye çıkar. Şebinkarahisar''ın il olması bölgemizi kalkındırır diye düşünüyoruz. Bu konuda Ankara''nın dikkatini çekiyoruz. Tüm Şebinkarahisarlıları birlikte mücadeleye çağırıyorum. Üstelik Şebinkarahisar''ın vilayet olması için her şeyi hazırdır. Bir valisi eksiktir. SELAHATTİN TOKGÖZ/Çamoluk İlçesi-Uslucaköyü ŞEBİNKARAHİSAR

SSK''dan açıklama Türkiye gazetesinin 2.5.1999 tarihli nüshasında yayınlanan "Mağduriyetimi Giderin" başlıklı yazı ile yapılan inceleme sonucunda 1954 Darıca doğumlu Şevket Şengül''ün hayatta olduğu, amcası Şevket Şengül''ün aylığının durdurulması gerekirken, kızı Hicran Sezer''in tahsis numarasının yanlış yazması nedeniyle aylığının durdurulduğu anlaşılmıştır. Hatalı işlem düzeltilerek aylıklarının ödenmesi için T.C. Ziraat Bankası Darıca şubesine talimat, ilgiliye bilgi verilmiştir. M. KEMAL OKTAR-GENEL MÜDÜR/Ankara