Kaydet
|

Bismillâh dep beyân eyley hikmet aytıp / Bismillah deyip beyan ile hikmet deyip

Tâliblerge dürr ü gevher saçtım mena / Taliblere dürr ü cevher saçtım ben

Bu hafta Kazakistan'ın Çimkent şehrine yolumuz düşecekti. Ancak bu seyahat planımız son anda iptal edildi.

Aslında davet beni heyecanlandırmıştı. Zira Sayram'ı ve o etrafını 2018 yılından beri görmek istiyordum. Çünkü o tarihte bir proje kapsamında Hoca Ahmed Yesevi Hazretlerinin hayatını çalışmak nasip oldu.

Literatürü tarayarak Pir-i Türkistan ve tarikatı hakkında epey bir çalışmayı tahkik etmiştik. O gün tuttuğum notlar bir yüksek lisans tezi olabilecek hacme ulaştı.

Bu notları hülasa ederek Kelambaz'da bir makale haline getirdim: Türkistan’ın Manevi Fatihi; Hoca Ahmed Yesevi

Çimkent (Şimkent), Kazakistan'da Yesevi hazretlerinin doğduğu ve ailesinin medfun bulunduğu bir şehir. Yesevi Hazretlerinin yattığı Türkistan bölgesine 160 km mesafede. Nasip başka zamana artık...

Gidemesek de bu vesileyle o makaleyi elden geçirmiş oldum. Şimdi Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi varken de paylaşmak yerinde olacak.

Hoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler
Başlık ResmiHoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler

TÜRKİSTAN’IN MANEVİ FATİHİ; HOCA AHMED YESEVİ

Bir zamanlar Orta Asya bozkırlarında kervanların iz sürdüğü, göçebe Türk boylarının at koşturduğu geniş coğrafyada yeni bir manevi iklim doğuyordu. İslamiyet, şehirlerden köylere, medreselerden bozkırlara doğru yayılırken bu büyük değişimin öncüleri arasında bir isim öne çıktı: Hoca Ahmed Yesevî…

Onun sözleri, sarayların duvarları arasında değil, insanların gönüllerinde yankı buldu. Arapça ve Farsçanın ilim dili olduğu bir dönemde Türkçe hikmetler söyleyerek İslamiyet’in esaslarını halkın anlayabileceği bir dille anlattı.

Aşkı, teslimiyeti, güzel ahlakı, şeriatı ve hakikati şiirle buluşturdu. Böylece yalnız kendi zamanını değil, kendisinden sonraki asırlara da tesir eden bir irfan yolunun öncüsü oldu.

Asya’da İslamiyet’in Türklerin kalplerine yerleşmesinde ve nesillere aktarılmasında zikredilecek en mühim isimlerden biri hiç şüphesiz Hoca Ahmed Yesevî’dir.

İslam adap ve erkânı, itikadî esaslar ve tasavvufî düşünce, onun adıyla anılan Yesevîlik yolu vasıtasıyla Türkistan bozkırlarında geniş kitlelere ulaştı.

Tesirinin asırlarca devam etmesi, hikmetlerinin Sibirya steplerinden Kafkaslara, Deştikıpçak bozkırlarından Anadolu'ya uzanan geniş bir coğrafyada okunması sebebiyle Pîr-i Türkistan lakabıyla anıldı. Hazret-i Türkistan, Hazret-i Sultan, Hâce Ahmed, Kul Hâce Ahmed ve Hâce Ata-i Yesevî gibi isimlerle de tanındı.

Yesevî'nin tarihî şahsiyeti hakkında günümüze ulaşan bilgiler sınırlıdır. Hayatıyla ilgili anlatılanların mühim bir kısmı menkıbelerle iç içe geçmiştir. Bu sebeple onun biyografisini anlamak için tarihî kaynakların yanı sıra hikmetlerine, menâkıbnâmelere ve Yesevî geleneğinin sonraki asırlarda oluşturduğu hafızaya da bakmak gerekir.

Kul Hoca Ahmed, zâhid olma, âşık ol

Bu yollarda yalnız yürüme, sâdık ol

Hoca Ahmed Yesevî'nin 11. yüzyılın ikinci yarısında, bugünkü Kazakistan'ın güneyinde bulunan Sayram kasabasında doğduğu kabul edilir. Eski kaynaklarda İspicâb veya İsfîcâb adlarıyla da anılan Sayram, Orta Asya'nın mühim kültür merkezlerinden biriydi. Müslüman nüfusun yaşadığı, ticaret yollarının kesiştiği bu şehirde Türk ve Tacik toplulukları bir arada bulunuyordu.

Hoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler
Başlık ResmiHoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler

Babası, ilmi ve tasavvufî şahsiyetiyle tanınan Şeyh İbrahim'di. Annesi ise Ayşe Hatun olarak anılır. Ailenin Gevher Şehnaz isimli bir kız çocuğundan sonra Ahmed dünyaya geldi. Babasının Hazret-i Ali soyundan geldiğine dair rivayetler de Yesevî'nin aile geçmişine dair rivayetlerin mühim bir parçasıdır.

Şeyh İbrahim'in yaşadığı çevrede itibarlı bir dinî şahsiyet olduğu, Ahmed'in küçük yaşlardan itibaren dinî ve manevi bir terbiye ve tahsil ortamında yetiştiği aktarılır. Ancak çocukluk dönemine dair ayrıntıların mühim bir kısmı sonraki asırlara ait sözlü rivayetlere dayanır.

Ahmed henüz küçük yaşta annesini kaybetti. Ardından babasının da vefatıyla yetim kaldı. Ablası Gevher Şehnaz'ın himayesine girdi. Onun hayatındaki bu ilk büyük kayıplar, dünyadan uzaklaşma ve manevi olgunlaşma yolculuğunun başlaması olarak nakledilir.

ARSLAN BABA VE EMANET HURMA

Altı yaşımda durmayıp kaçtım halayıkdan

Göğe çıkıp ders öğrendim melâyikden

Gevher Şehnaz Hatun, küçük Ahmed'i bir rivayete göre babasının işaretiyle, başka bir menkıbeye göre ise Türkistan emirinin daveti üzerine Yesi'ye götürdü. Bugünkü Kazakistan sınırları içinde bulunan Yesi, zamanla Ahmed Yesevî'nin adıyla özdeşleşecek ve Türkistan şehrine dönüşecekti.

Ahmed'in çocukluk yıllarına dair en meşhur rivayetlerden biri Arslan Baba ile karşılaşmasıdır.

Otrar civarında yaşayan Arslan Baba, aldığı manevi işaret üzerine Ahmed isimli bir çocuğu aramaya başlamıştı. Hazret-i Peygamber, Arslan Baba'ya ümmetinden bir çocuğa emanet edilmesi gereken hurmayı bildirmiş ve bu emanetin sahibini bulmasını istemişti.

Bir gün küçük Ahmed, Yesi sokaklarında Arslan Baba ile karşılaştı. Selamlaştıktan sonra ona:

“Ey Baba, emanetiniz hani nerede?” diye sordu.

Arslan Baba bu beklenmedik suale şaşırdı. Çeşitli soruların ardından çocuğun adının Ahmed olduğunu öğrenince aradığı kişinin o olduğunu anladı ve emaneti sahibine teslim etti.

Emanetin cennetten gelen bir hurma olduğu ifade edilir. Bu hurma, Hazret-i Peygamber'den itibaren Ebu Bekir Sıddık ve Hazret-i Ali silsilesiyle aktarıldığı kabul edilen manevi irfanın, velayetin ve zikrin sembolü olarak değerlendirilir.

Hoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler
Başlık ResmiHoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler

Yesevî hikmetlerinde bu karşılaşma şöyle geçer:

Yetti yaşda Arslan Bâb Türkistanğa keldiler

Başım koyup yığladım hâlim körüp küldiler

Bin bir zikrin örgetip mihribânlığ kıldılar

Arslan babam sözlerin işitin teberrük

Arslan Baba, Ahmed Yesevî'nin ilk mürşidi olarak kabul edilir. Ona dinî bilgilerin yanı sıra tasavvufun adap ve erkânını öğretti.

Arslan Baba'nın Melâmî, Kalenderî ve Haydarî çevrelerle alakalı olduğuna dair yorumlar bulunuyor. Ancak bu yollarla münasebeti ve tasavvufî silsilesi hakkındaki bilgiler ihtiyatla değerlendirilmesi gereken iddialardan ibaret.

Kısa bir müddet sonra Arslan Baba vefat etti. Böylece Ahmed'in ilk manevi tedrisat dönemi sona erdi.

Bugün Arslan Baba'nın kabri, Kazakistan'ın Otrar bölgesinde bulunan türbesinde ziyaret ediliyor. Türbe, yalnızca bir tasavvuf büyüğünün hatırasını değil, Ahmed Yesevî'nin yetiştiği manevi çevrenin de izlerini taşıyor.

Hoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler
Başlık ResmiHoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler

YUSUF HEMEDÂNÎ'NİN RAHLESİNDE

Arslan Baba'nın vefatından sonra Ahmed Yesevî'nin Buhara'ya giderek Yusuf Hemedânî Hazretlerine intisap etti.

Ahmed Yesevî burada dinî ilimlerini ilerletti. Medrese tahsilinin yanında tekke hizmetlerinde bulundu, tasavvufî terbiyesini sürdürdü. Böylece hem zahirî ilimlerde hem de manevi terbiyesinde önemli bir merhale katetti.

Yusuf Hemedânî'nin vefatından sonra halifeleri arasında bir irşad silsilesi oluştu. Rivayete göre Hemedânî'nin halifeleri arasında Hâce Abdullah Berkî, Hâce Hasan Endakî, Hâce Ahmed Yesevî ve Abdülhâlık Gucdüvânî bulunuyordu.

Bazıları Hemedânî'nin doğrudan hocası olup olmadığı ve halifelik silsilesinin ayrıntıları hakkında farklı iddialarda bulunsa da klasik kaynaklar bu iddiaları çürütüyor. Abdülhâlık Gucdüvânî'ye nispet edilen Makâmât-ı Yusuf Hemedânî'de, Yesevi halifeleri ve vasiyetleri hakkında çeşitli rivayetler yer alır.

Nitekim aynı kitapta Yeseviliğin de beslendiği ehli sünnet yolunun Hazret-i Ebu Bekir Sıddık'a dayandığı ve kıyamete kadar devam edeceğinin altı çizilmiştir.

Rivayet edilen vasiyetlerden birinde şöyle denilir:

“Bu yol Hazret-i Ebu Bekr Sıddîk radıyallahü anh yoludur. Asır be asır bize ulaşmıştır ve tâ kıyamete dek devam edecektir… Kim ki bu yol üzere amel eder ve ona sarılırsa şüphesiz bütün karanlıklardan kurtulur.”

Hoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler
Başlık ResmiHoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler

YESİ'YE DÖNÜŞ VE YESEVÎLİĞİN DOĞUŞU

Ahmed Yesevî, Yusuf Hemedânî'nin halifeleri arasındaki sırası geldikten sonra Türkistan'a dönmek üzere Buhara'dan ayrıldı.

Bu ayrılış, kendi adıyla anılacak tasavvuf yolunun müstakil bir irşad geleneği hâline gelmesinin başlangıcı oldu.

Kaynaklarda 1160 yılı, onun Türkistan'a dönüşü ve irşad faaliyetlerine başlama senesidir. Burada dergâhını kurdu, dinî ilimleri ve tasavvufun esaslarını anlattı. Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat mefhumlarını halkın anlayabileceği bir dille işledi.

Onun en mühim hususiyeti, İslam'ın esaslarını Türkçe anlatmasıydı. Arapça ve Farsçanın ilim ve edebiyat hayatında ağırlık taşıdığı bir dönemde Türkçe şiirler söylemesi, geniş kitlelere ulaşmasını sağladı.

Közüm açdım sene kördem küll köñülni sene berdim

Uruğlarım terkin kıldım mene sen ok kereksen

Sözlesem men tilim desen közlesem men közüm desen

Köñlümde hem cânımda sen meñe sen ok kereksen

Bu hikmetlerde insanın Allah'a duyduğu sevgi, teslimiyet, kulluk bilinci ve manevi arayış dile getirilir. Şiir, onun için yalnızca bir sanat biçimi değil, insanları irşat etmenin ve dinî bilgiyi aktarmanın vasıtasıdır.

Sözlü kültürün güçlü olduğu göçebe Türk topluluklarında hikmetler kolayca benimsenmiş, dilden dile aktarılmıştır. Yedisu havalisinden Taşkent ve Sırderya yörelerine, Seyhun boylarından Deştikıpçak bozkırlarına kadar geniş bir coğrafyada Yesevî'nin adı duyulmuştur.

Böylece Yesi, yalnızca bir şehir olmaktan çıkarak Türkistan'ın önemli manevi merkezlerinden biri hâline geldi.

TÜRK BOYLARINA UZANAN İRFAN YOLU

Ahmed Yesevî'nin kurduğu tasavvuf geleneği, kendisinin vefatından sonra talebeleri ve halifeleri vasıtasıyla yayıldı. Yeseviyye adı verilen bu yol, özellikle Orta Asya'daki Türk topluluklarının dinî ve tasavvufî hayatında derin izler bıraktı.

Hoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler
Başlık ResmiHoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler

Yesevîliğin önemli özelliklerinden biri, halkın anlayabileceği bir dil kullanmasıydı. Hikmetler, dinî bilgiyi gündelik hayatın içine taşıyor; insanlara ibadet, ahlak, kul hakkı, doğruluk, sabır ve Allah sevgisi gibi konularda rehberlik ediyordu.

Bu yönüyle Yesevîlik, medrese çevrelerinde öğrenilen dinî bilgilerin bozkır hayatına taşınmasında önemli bir rol oynadı. Göçebe Türk topluluklarının yaşayışına uygun bir dil geliştiren Yesevî dervişleri, İslamiyet'in geniş coğrafyalarda tanınmasına katkı sağladı.

Yesevîliğin tesiri zamanla yalnızca Mâverâünnehir ve Türkistan ile sınırlı kalmadı. Hârizm, Deştikıpçak, Kazak bozkırları, Tatar ve Sibirya bölgelerinde de bu geleneğin izleri görüldü.

Ancak Yesevîliğin bütün Türk coğrafyasındaki İslamlaşmayı tek başına gerçekleştirdiğini söylemek doğru olmaz. Bu devirde tüccarlar, âlimler, medreseler, diğer tasavvuf çevreleri ve siyasi merkezler de tesirliydi.

Yesevî dervişlerinin ehemmiyeti, bu çok yönlü tebliği hareketinin halkın gündelik hayatına ve diline nüfuz etmesini sağlamalarında yatıyordu.

Yesevîliğin Anadolu'ya uzanan etkisi de Türk tasavvuf tarihinin önemli konularındandır. Anadolu'ya gelen Türkmen topluluklarıyla birlikte Orta Asya'daki dinî ve tasavvufî geleneklerin de batıya taşındığı biliniyor. Bu gelenekler arasında Yesevîlik önemli bir yere sahiptir.

Hacı Bektaş-ı Veli başta olmak üzere Anadolu'daki bazı tasavvuf şahsiyetleri, sonraki kaynaklarda Ahmed Yesevî geleneğiyle irtibatlandırılmıştır.

Akademik araştırmalarda bu isimlerin doğrudan Yesevî'nin halifesi olduğunu gösteren tarihî deliller kafi sayılmaz. ancak şu inkar edilemez bir gerçektir ki; Anadolu'daki tasavvuf hayatının oluşmasında Yesevîlik, Vefâîlik, Kalenderîlik ve Haydarîlik gibi farklı gelenekler bir arada tesirli olmuştur.

Bu bakımdan Ahmed Yesevî'nin Anadolu'ya tesiri yalnızca doğrudan bir halifeler zinciri üzerinden değil, Türklerin İslam anlayışına, tasavvuf diline ve halk edebiyatına kazandırdığı ortak manevi miras üzerinden değerlendirmek gerekir.

Hoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler
Başlık ResmiHoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler

HİKMET PINARINDAN TADANLAR: TALEBELER VE HALİFELER

Ahmed Yesevî'nin dergâhı, yalnızca dinî bilgilerin öğretildiği bir mekân değildi. Aynı zamanda farklı bölgelerden gelen insanların bir araya geldiği, sohbetlerin yapıldığı, talebelerin yetiştiği bir irfan merkeziydi.

Onun hikmet pınarından beslenenler arasında binlerce mürid ve muhib bulunduğu rivayet edilir. Yetiştirdiği talebeler, onun vefatından sonra farklı bölgelere giderek irşad faaliyetlerini sürdürdüler.

Yesevî'nin en tanınmış halifeleri arasında Mansur Ata, Said Ata, Sûfî Muhammed Dânişmend ve Hakîm Ata bulunur.

Arslan Baba'nın oğlu Mansur Ata, Yesevî'nin ilk halifelerinden kabul edilir. Said Ata hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi bulunur. Sûfî Muhammed Dânişmend ise Otrar çevresinde irşad faaliyetlerinde bulunmuş, Mir'âtü'l-kulûb adlı Türkçe eseriyle Yesevî geleneğinin düşüncelerinin sonraki nesillere aktarılmasına katkı sağlamıştır.

Bu halifeler arasında en çok tanınanlardan biri Hakîm Ata'dır. Asıl adı Süleyman Bakırganî olan bu mutasavvıf, hocasının hikmetlerini Türkçe şiirlerle anlatmış, Hârizm bölgesinde faaliyet göstermiştir.

Yesevîliğin sonraki dönemlerdeki en önemli isimlerinden Zengi Ata da bu silsilenin devamında yer alır. Onun ve halifelerinin faaliyetleri, Yesevî geleneğinin Orta Asya'daki yayılışında etkili olmuştur.

Böylece Ahmed Yesevî'nin Yesi'de kurduğu manevi merkez, kendisinden sonra da farklı coğrafyalarda yaşayan dervişlerin ve şeyhlerin faaliyetleriyle varlığını sürdürdü.

AŞK, ŞERİAT VE HAKİKAT: HİKMETLERİN DÜNYASI

Mustafa’ya mâtem tutup

Elveda deyib yer altına kadem koydum

Yaruğ dünya haram kılıb Hak’nı süydüm

Zikrin aytıb yalguz bolub yalguz küydüm

Mustafa’ya matem tutub kirdim men

Hoca Ahmed Yesevî'nin hayatını anlamanın en önemli yollarından biri hikmetlerini okumaktır. Çünkü onun düşünce dünyası, şiirlerinde hayat bulur.

Aşk nedir ve âşık kime denir? Şeriat nedir, insan ona nasıl severek uyar? Tarikatın maksadı nedir? Marifete nasıl ulaşılır? Hakikat sırları nelerdir? Gerçek şeyh nasıl olur? Zikrin maksadı ve manası nedir?

Yesevî, hikmetlerinde bu soruların cevaplarını arar.

Onun şiirlerinde Allah sevgisi, Hazret-i Peygamber'e bağlılık, ibadet, güzel ahlak, tevazu, sabır ve teslimiyet öne çıkar. Kibir, haset, riya, dünya hırsı ve benlik davası gibi kötü huylar eleştirilir. İnsanların yalnızca sözleriyle değil, davranışlarıyla da Müslüman olmaları gerektiği vurgulanır.

Hikmetlerde Hazret-i Peygamber'in hayatına ve sünnetine bağlılık özel bir yer tutar. Yesevî'nin kendi hayatını da bu bağlılığın etrafında şekillendirdiği anlatılır.

Gönlü çocukluğundan itibaren Peygamber aşkıyla doluydu. Anne ve babasını küçük yaşta kaybetmiş, öksüz ve yetim olarak büyümüştü. Hayatı boyunca Hazret-i Peygamber'in sünnetine uymaya gayret etmişti.

Bu bağlılığın en dikkat çekici tezahürlerinden biri, 63 yaşından sonra yer altında yaşamaya başlamasıdır.

ALTMİŞ ÜÇ YAŞINDA YER ALTINA ÇEKİLİŞ

Altmış üçde sünnetlerin muhkem tutub

İşitib okuyup yere kirdi Kul Hace Ahmed

Yer üstünde ölmesden evvel öldüm

Altmış üçte sünnet dedim işitib bildim

İslam tasavvufunda “Ölmeden evvel ölünüz” sözü, insanın nefsini terbiye etmesini, dünya hırsından uzaklaşmasını ve manevi olgunluğa erişmesini ifade eder.

Hazret-i Peygamber'in 63 yaşında vefat etmesinden dolayı Yesevî'nin de bu yaştan sonra yer üstünde yaşamayı kendisine uygun görmediği anlatılır.

Talebelerini etrafına toplayarak:

“Bundan sonra toprak üstünde yaşamaktan taaccüb ederim. O'nun yaşından fazlasını yer üstünde yaşamak bana ağır gelir. Gayrı bize çile çekmek gerek.” dediği rivayet edilir.

Bunun üzerine dergâhının yakınında bir yer kazdırarak kendisine dar bir hücre yaptırdı. Merdivenle inilen bu çilehanede ibadet, zikir ve tefekkürle meşgul oldu.

Yesevî'nin 63 yaşından sonra hayatının geri kalanını bu hücrede geçirdiği meşhurdur. Bir rivayete göre 125 yıl yaşamıştır.

Vefat tarihi ise genel olarak 1166-1167 olarak kabul edilir. Doğum ve ölüm tarihlerine dair bilgiler arasında farklılıklar vardır.

Türkistan'da Ahmed Yesevî ile özdeşleşen çilehane, onun dünyadan el etek çekme anlayışının sembollerinden biri hâline gelmiştir. Bölgedeki yer altı mekânları ve arkeolojik kalıntılar da bu geleneğin maddi izlerini araştıran çalışmaların konusu olmuştur. Ancak bugün gösterilen her mekânın doğrudan Yesevî tarafından kullanıldığını kesin biçimde söylemek için arkeolojik ve tarihî kanıtların birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Hoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler
Başlık ResmiHoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler

EMİR TİMUR'UN İNŞA ETTİRDİĞİ TÜRBESİ

Ahmed Yesevî'nin vefatından sonra kabri, Türkistan coğrafyasının en önemli ziyaret merkezlerinden biri hâline geldi. Küçük türbesi, zaman içinde geniş bir külliyenin merkezine dönüştü.

Aradan geçen iki asırdan fazla zamanın ardından Orta Asya'nın siyasi ve askerî tarihinde büyük bir güç hâline gelen Emir Timur, Ahmed Yesevî'nin manevi nüfuzuna büyük hürmet gösteriyordu.

Rivayete göre Timur, seferlerinden önce Ahmed Yesevî'nin manevi himmetini talep etmiş, gördüğü bir rüyanın ardından Türkistan'da büyük bir türbe yaptırmaya karar vermişti.

Bu rivayet, Yesevî'nin hükümdarlar nezdindeki manevi itibarını gösteren menkıbeler arasında dikkat çeker.

Tarihî kaynaklarla doğrulanabilen husus ise Emir Timur'un emriyle türbenin 1389 yılında inşasına başlanmış olmasıdır. İnşaat 1405 yılına kadar devam etmiş, Timur'un aynı yıl Çin seferi sırasında vefat etmesi üzerine yapı tamamlanamamıştır.

Bugün Kazakistan'ın Türkistan şehrinde bulunan Hoca Ahmed Yesevî Türbesi, Timurlu mimarisinin en önemli eserlerinden biridir. Yapı, yalnızca bir türbe değil; ibadet, ziyaret, sohbet ve konaklama gibi farklı fonksiyonları bir araya getiren büyük bir külliye hüviyetindedir.

Yaklaşık 38,7 metre yüksekliğindeki yapı, 35 odası ve geniş mekân düzeniyle dikkat çeker. Ana salonu Kazandık adıyla bilinir. Burada bulunan büyük kubbe, Orta Asya mimarisinin en dikkat çekici kubbelerinden biridir. Sırlı çiniler, geometrik süslemeler, hat yazıları ve mukarnaslar yapının estetik değerini artırır.

Timurlu ustaların geliştirdiği mimari çözümler, daha sonra Semerkant'taki büyük yapılarda da kullanılmıştır. Bu bakımdan türbe, yalnızca dinî bir ziyaretgâh değil, Orta Asya mimarlık tarihinin de önemli bir şaheseridir.

Külliye, 2003 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır. UNESCO, yapıyı Timurlu mimarisinin seçkin örneklerinden biri olarak değerlendirirken, İslam mimarisinin gelişimine yaptığı katkıya da dikkat çekmektedir.

Bugün türbeyi ziyaret edenler, bir yandan Türkistan'ın manevi tarihine tanıklık ederken diğer yandan Orta Asya'nın asırlara meydan okuyan mimari mirasını görme imkânı buluyor.

Hoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler
Başlık ResmiHoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler

DİVÂN-I HİKMET: TASAVVUFUN TÜRKÇESİ

Fedâ olsun señe cânım, töker olsañ menim kanım

Men kuluñum, sen sultânım meñe sen ol kereksen

Alimlerge kitâp kerek, sûfilerge mescid kerek

Mecnûn’larga Leylâ kerek, meñe sen ol kereksen

Hoca Ahmed Yesevî'nin adıyla özdeşleşen en önemli eser Divân-ı Hikmet'tir. Türkçe dinî ve tasavvufî şiirlerden oluşan bu mecmuada yer alan şiirlere hikmet adı verilmiştir.

Hikmet kelimesi bilgelik, derin anlam ve ilimle irtibatlıdır. Yesevî'nin şiirleri de insanlara dinî bilgiyi, ahlakı ve tasavvufî düşünceyi öğretmeyi amaçlar.

Karahanlı Türkçesinin özelliklerini taşıyan hikmetlerde sade, anlaşılır ve halkın gündelik diline yakın bir üslup görülür.

Şiirlerin mühim bir kısmı dörtlükler hâlindedir. Hece ölçüsünün kullanıldığı bu şiirler, Türk halk şiiri ve tekke edebiyatının gelişmesinde kıymetli bir yere sahiptir.

Yesevî, Türkçeyi yalnızca konuşulan bir dil olarak değil, dinî ve manevi düşüncenin aktarılabileceği güçlü bir edebiyat dili olarak da kullanmıştır. Bu yönüyle Türkçe tasavvuf edebiyatının öncü isimlerinden biri kabul edilir.

** Bugün elimizde bulunan Divân-ı Hikmet nüshalarının doğrudan Ahmed Yesevî tarafından kaleme alınmamıştır. Eserin farklı yazma ve basma nüshaları arasında farklılıklar bulunuyor. Günümüze ulaşan en eski nüshalar, Yesevî'nin vefatından sonrasına aittir. Nüshalarda yalnızca Ahmed Yesevî'ye atfedilen şiirler değil, onun geleneğini sürdüren başka şairlerin hikmetleri de yer alıyor.

Tasavvuf erbabının pek çoğunun eseri talebeleri tarafından kayda alınmış veya sözlü rivayet yoluyla aktarılmıştır. Göçebe hayatın olduğu bir coğrafyada da bu gayet tabii.

Divân-ı Hikmet, bir yandan Ahmed Yesevî'nin düşünce dünyasını yansıtan şiirleri barındırırken diğer yandan asırlar boyunca gelişen Yesevî edebiyatının ortak hafızasını temsil eder.

Hikmetlerde Allah sevgisi, Hazret-i Peygamber'e muhabbet, dört halife, sahabe, miraç, şeriat, tarikat, sünnet, doğru itikat ve güzel ahlak gibi konular işlenir. İnsanın nefsini terbiye etmesi, kibir ve hasetten uzak durması, kul hakkına riayet etmesi ve Allah'a samimi bir şekilde yönelmesi öğütlenir.

Yesevî'nin şiirleri, sonraki asırlarda Türkistan'da yetişen pek çok mutasavvıf şaire tesir etti. Hakîm Ata ve onun ardından gelen isimler hikmet geleneğini sürdürerek Türk tasavvuf şiirinin gelişmesini sağladı.

HAKÎM SÜLEYMAN BAKIRGANÎ: HİKMET GELENEĞİNİN DEVAMI

Âşıkların işidür söz ü güdâz

Âşıkların hacetleri oruc u namaz

Ruz-ı mahşer köz yaşıdur Hakk’a niyâz

Arif âşık, derd ü elem çeken olur

Yesevî geleneğinin en tanınmış isimlerinden biri olan Hakîm Ata, asıl adıyla Süleyman Bakırganî, hocasının hikmetlerini sonraki nesillere taşıyan mutasavvıf şairlerden.

Onun hayatına dair anlatılan menkıbelerden biri, Ahmed Yesevî'nin dergâhında geçen bir çocukluk hikâyesidir.

Rivayete göre Ahmed Yesevî bir gün dergâhının önünde otururken camiye Kur'ân-ı Kerim öğrenmeye giden bir çocuk kafilesi gördü. Çocuklar Mushaflarını kılıflarına koyup boyunlarından aşağı sarkıtmıştı. İçlerinden biri ise Kur'ân-ı Kerim'e duyduğu hürmet sebebiyle Mushaf'ı başının üzerinde taşıyordu. Ayrıca camiden dönerken hocasının bulunduğu tarafa sırtını dönmemek için geri geri yürüyordu.

Bu davranış Ahmed Yesevî'nin dikkatini çekti. Çocuğa:

“Oğlum! Hocandan, anne ve babandan müsaade al, senin dinî tahsilini ben vereyim.” dedi.

Çocuk gerekli izinleri alarak dergâha talebe oldu. Adı Süleyman'dı. Yıllarca ilim tahsil etti, ardından manevi terbiyesini sürdürerek hocasının müridleri arasına katıldı.

Bir gün Ahmed Yesevî, Süleyman'ı ve birkaç talebeyi odun toplamak üzere ormana gönderdi. Dönüş yolunda yağmur başladı. Süleyman, cübbesini çıkarıp topladığı odunları sararak ıslanmalarını önledi.

Dergâha geldiklerinde diğer çocukların getirdiği ıslak odunlar yanmazken Süleyman'ın koruduğu odunlar kuru kalmıştı. Ahmed Yesevî, onun bu ince düşüncesini takdir ederek:

“Sen ince düşünceli, hikmetli bir iş yapmışsın. Bundan sonra adın Hakîm Süleyman olsun.” dedi.

Bu menkıbeye göre Süleyman, sonraki yıllarda hocasından icazet alarak irşad faaliyetlerine başladı. Hakîm Süleyman Bakırganî ve Hakîm Ata adlarıyla tanındı. Özellikle Hârizm bölgesinde yürüttüğü faaliyetlerle Yesevî geleneğinin önemli temsilcilerinden biri oldu.

Türkçe şiirleri ve hikmet tarzındaki eserleriyle hocasının açtığı yolu sürdürdü. Böylece Yesevîliğin yalnızca bir tasavvuf silsilesi olarak değil, aynı zamanda bir Türkçe şiir geleneği olarak da devam etmesine katkı sağladı.

BİR OSMANLI MÜNEVVERİNİN GÖZÜNDEN

Ahmed Yesevî'nin hikmetleri, Orta Asya'da olduğu gibi Osmanlı coğrafyasında da ilgi gördü. Bu mirasın Osmanlı Türkçesine aktarılmasında Hasan Şükrü Efendi'nin çalışması dikkat çeker.

Sultan II. Abdülhamid devri Osmanlı Nakşibendî-Hâlidî şeyhlerinden Hasan Şükrü Efendi, Ahmed Yesevî'nin Karahanlı-Çağatay Türkçesiyle kaleme alınmış hikmetlerini Osmanlı Türkçesine ölçülü ve kafiyeli bir şekilde tercüme etti.

Fatih semtinde attarlık yaptığı belirtilen Hasan Şükrü Efendi, dinî ve edebî çalışmalarının yanında Ahmed Yesevî menâkıbına dair bir eser de yayımladı. Bir dönem Beyoğlu'ndaki Notre Dame de Sion mektebinde öğretmenlik yaptığı, burada Fransızca öğrendiği ve kendi şiirlerini de kaleme aldığı aktarılır.

Hasan Şükrü Efendi'nin hazırladığı Terceme-i Divan-ı Ahmed-i Yesevî adlı eser, Hicrî 1327 yılında İstanbul'da basıldı. Aynı yıl 63 yaşında vefat ettiği ve Eyüp Sultan'da medfun bulunduğu belirtilir.

Eserdeki hikmetlerden bazıları şöyledir:

Ata ana karındaş nere gitti fikir kıl

Dört ayaklı tabut sana yeter a

Bindürüb koşturub yarup defin ederler kabrine

Gelüb iki melek senden sual eder a

Dünya içün gam yeme, hakdan gayrı söyleme

Kişi malın yeme sırat üzere tutar a

Hoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler
Başlık ResmiHoca Ahmed Yesevî hakkında bilinmesi gerekenler

Hasan Şükrü Efendi, eserinin mukaddimesinde Ahmed Yesevî'nin Türkistan'daki manevi konumunu anlatırken onun hikmetlerinin Osmanlı Türkçesine aktarılmasının ehemmiyetini de vurgular.

Mukaddimesinde şöyle der:

“…Hoca Ahmed Yesevî hazretleri meşayih-i Türk'ün baş halifesidir. Ekser Türkistan ulularının tarikatta intisabları onlaradır… Pek çok azizlere zuhur etmiştir. Pek çok telifâtı vardır… Yüz elli kadarı 1299 senesinde Maarif Nezaretinin ruhsatıyla bu fakir, hocam ve büyüklerin himmet ve bereketleri ile işbu hakîmâne hikmetleri lisanımız olan Türkî-i Osmanîye manasını bozmayacak şekilde Yesevî hazretlerinin ruhlarından feyz ve işaret alarak terceme ettim…”

Bu tercüme, Ahmed Yesevî'nin asırlar önce Türkistan'da söylediği hikmetlerin Osmanlı döneminde de okunmaya ve anlaşılmaya devam ettiğini göstermesi bakımından önemlidir.

ASIRLARI AŞAN MANEVİ MİRAS

Hoca Ahmed Yesevî'nin hayatı, yalnızca bir mutasavvıfın biyografisi değildir. Onun hikâyesi, Türklerin İslamiyet'i benimseme ve kendi dilleriyle yorumlama sürecinin de önemli bir parçasıdır.

Sayram'da başlayan hayatı, Yesi'de bir irfan merkezine dönüştü. Arslan Baba'nın emanet hurma menkıbesiyle sembolleşen manevi terbiyesi, Yusuf Hemedânî'den beslenen tasavvufi feyzi, Türkçe hikmetleriyle geniş bir coğrafyaya yayıldı.

Onun yetiştirdiği talebeler, farklı bölgelere giderek bu geleneği sürdürdü. Hikmetleri, göçebe Türk topluluklarının hafızasında yer etti. Şiirleriyle dinî düşünceyi halkın diline taşıdı. Böylece Türkçe, yalnızca günlük hayatın değil, tasavvufî düşüncenin de güçlü bir ifade vasıtası hâline geldi.

Bugün Kazakistan'ın Türkistan şehrinde yükselen türbesi, bu büyük manevi mirasın en somut sembollerinden biridir. Emir Timur'un asırlar önce başlattığı inşaatın yarım kalmış olmasına rağmen ihtişamını koruyan külliye, dünyanın farklı yerlerinden gelen ziyaretçileri ağırlamaya devam ediyor.

Hoca Ahmed Yesevî'nin asıl mirası ise taş ve tuğladan yapılan bu muhteşem yapının çok ötesindedir. Onun mirası, Türkistan bozkırlarında dilden dile dolaşan hikmetlerde, insanları güzel ahlaka çağıran öğütlerde ve asırlar boyunca devam eden tasavvuf geleneğinde yaşamaktadır.

Pîr-i Türkistan, ardında yalnızca bir türbe ve şiirler bırakmadı. Türklerin gönül dünyasında asırlarca yaşayacak bir irfan yolu açtı.

Kaynaklar:

  • Hoca Ahmed Yesevi Türbesi, K. Hakan Tekin, Hacettepe Üni. Yüksek Lisans Tezi, 2000
  • Mir’atu’l-Kulûb, Sûfi Muhammed Danişmend, Trc: Prof. Necdet Tosun, İLAM Araştırma Dergisi, sy.2. 1997, sf. 41-85
  • Rütbetü’l Hayat, Hâce Yusuf-i Hemedânî, Trc: Prof. Necdet Tosun, İnsan Yayınları, 2000
  • Terceme-i Divân-ı Ahmed Yesevî, Trc: el-Hac Hüseyin Şükrü Efendi, İstanbul, 1327
  • Türk edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Fuad Köprülü, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1976
  • Yeseviliğe Dair Bazı Kaynak Eserler Hakkında, Nadirhan Hasan, Turkish Studies Dergisi, sf. 618-633
  • Cevahirü’l-Ebrar min Emvâci’l-Bihar, Hazini, Haz: Cihan Okuyucu, Kayseri Erciyes Üniversitesi Yayınları, 1995

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.