Kaydet
|

Koca koca profesörler büyük salonlarda sempozyumlar düzenliyor ama sosyal medyada bunu tek cümleyle bile paylaşmıyorlarsa yaptıkları işe kendileri de inanmıyor demektir.

Garip bir durum. İnsan en azından başlamadan önce ilan eder, bir de etkinlik devam ederken veya sonrasında bilgi notu paylaşır.

Demek ki bu kadar heyecanı bile yok. Öyleyse gençler, öğrenciler neden heyecanlansın?

Peki, bu akademisyenler neden sosyal medyada bu kadar pasif?

Araştırmalar dijital mecralarda mesleki ve özel hayat arasındaki sınırların giderek belirsizleştiğine dikkat çekiyor.

Akademisyenlerin de sosyal medyada görünür olmak istememelerinin çeşitli sebepleri elbette var.

Mesleki itibarını koruma kaygısı, yanlış anlaşılma korkusu, ölçüsüz tartışmaların içine çekilme endişesi...

KONFOR ALANI SESSİZLİK

Akademik bir makale yazmak, sempozyumda sunum yapmak başka; bunları insanların anlayacağı bir dille dijital dünyaya taşımak başka bir beceri.

Her profesör iyi bir sosyal medya kullanıcısı olamıyor.

Araştırmalar, öğretmenlerin ve akademisyenlerin önemli bir bölümünün sosyal medyayı eğitim ve irtibat için nasıl kullanacakları konusunda yeterli eğitim almadığını gösteriyor.

Ne paylaşacağını, nasıl bir dil kullanacağını bilemeyenler sonunda en kolay yolu seçiyor: Sessiz kalmak.

Bir de zaman meselesi var. Dersler, sınavlar, makaleler, idari görevler, toplantılar... Bazısının da makul bahanesi bu.

Sosyal medya yeni bir iş gibi görülebiliyor. Bir sempozyumun duyurusunu yapmak, etkinlik sırasında bir fotoğraf paylaşmak veya sonrasında birkaç cümleyle değerlendirmede bulunmak bile gözlerinde büyüyor.

MEYDAN BOŞ KALMIYOR!

Asıl üzerinde durulması gereken nokta burası. İlim adamları sosyal medyada görünür olmadığında o alan boş kalmıyor. İnsanlar bilgi aramaya, bir şeyler öğrenmeye ve fikir edinmeye devam ediyor. Peki, onların karşısına kimler çıkıyor?

İlmi birikimi olmayan ama her konuda kesin hükümler verenler, doğruluğu araştırılmamış bilgileri büyük bir özgüvenle anlatanlar, sansasyonel başlıklarla dikkat çekmeye çalışanlar... Kısacası ilim adamlarının doldurmadığı alanı başkaları dolduruyor.

Bir konuda yıllarca çalışmış, araştırma yapmış, kitaplar yazmış, binlerce öğrenci yetiştirmiş bir profesörün söyleyecek sözü yok da sosyal medyada karşılaştığımız rastgele bir kişinin mi var? Elbette herkesin konuşma hakkı var. Ancak uzmanlıkla kanaat arasındaki farkı da korumak gerekiyor.

Üstelik sosyal medyanın etkisi yalnızca bilgi vermekle sınırlı değil. İnsanlar burada kimleri takip edeceklerine, kimi örnek alacaklarına, hangi konulara ilgi duyacaklarına da karar veriyor. Gençler bir ilim adamının çalışmalarını, araştırmalarını, bir konferansta anlattıklarını göremiyorsa onun yerine başka isimleri takip ediyor. Bu isimlerin ne kadar donanımlı, ne kadar güvenilir olduğu ise ayrı bir mesele.

İşte bu yüzden akademisyenlerin dijital dünyadaki sessizliği masum bir tercih olarak görülemez. İlim adamı konuşmadığında yalnızca kendisi geri çekilmiş olmaz; temsil ettiği bilgi birikimi de kamusal tartışmanın dışına itilir.

HEYECAN BULAŞICIDIR

Bir öğretmenin veya akademisyenin yaptığı işe duyduğu heyecan, öğrencisine de geçer. İnsan yalnızca bilgiyle değil, o bilgiyi aktaran kişinin tutumuyla da öğrenir. Öğretmen anlattığı konudan heyecan duyuyorsa öğrencinin ilgisini çekmesi kolaylaşır. Bir araştırmanın, keşfin veya bilimsel toplantının arkasındaki merak ve emek görünür hâle geldiğinde gençler de o dünyanın parçası olmak ister.

Araştırmalar, öğretim elemanlarının dijital ortamlarda öğrencileriyle iletişim kurmasının, tartışmalar başlatmasının ve geri bildirim vermesinin derse katılımı ve akademik özgüveni olumlu etkilediğini ortaya koyuyor. Yani hoca yalnızca sınıfta değil, dijital ortamda da öğrencisiyle temas kurduğunda öğrenme süreci güçleniyor.

Burada sosyal medyayı bir gösteriş alanı olarak görmekten söz etmiyoruz. Her akademisyenin sürekli fotoğraf paylaşması, takipçi sayısını artırmaya çalışması veya popüler olmak için çabalaması gerekmiyor. Akademik bilginin sosyal medyanın hızlı ve yüzeysel tüketiminden zarar görebileceği yönündeki kaygıları da anlamak gerekiyor. Ancak bu kaygı, bilimsel bilgiyi toplumdan uzak tutmanın gerekçesi olamaz.

Sosyal medya artık yalnızca insanların tatil fotoğraflarını veya günlük hayatlarını paylaştığı bir mecra değil. Bilginin dolaşıma girdiği, tartışıldığı ve yeni insanlara ulaştığı bir alan. Eskiden bir konferans salonunda birkaç yüz kişinin dinlediği bir konuşmanın önemli noktalarını bugün binlerce insana ulaştırmak mümkün. Bunun için büyük bütçelere, profesyonel ekiplere veya karmaşık projelere de ihtiyaç yok.

Akademisyenler işe küçük adımlarla başlayabilir. Sempozyumdan önce bir duyuru, etkinlik sırasında birkaç fotoğraf, sonrasında konuşulan konulara dair kısa bir değerlendirme... Hatta bazen yalnızca dikkat çekici bir bilgi veya soru bile yeterli olabilir. Önemli olan, akademik faaliyetin yalnızca o salonda bulunanların hafızasında kalmamasıdır.

Üniversitelerin de bu konuda sorumluluğu bulunuyor. Akademisyenlere dijital iletişim konusunda eğitim verilmeli, kurumsal hesaplar daha etkin kullanılmalı, bilimsel çalışmaların toplumla buluşması teşvik edilmeli. Sosyal medya kullanımı bir angarya veya kişisel tercih olmaktan çıkarılıp bilimsel iletişimin doğal bir parçası olarak görülmeli.

Çünkü bilim yalnızca üretilmekle kalmamalı, anlatılmalı ve paylaşılmalı. Bir araştırmanın sonuçları makalede, bir sempozyumun bildirileri kitapta kalıyorsa bu emeğin toplumla buluşması için bir halka eksik demektir.

Sonuçta mesele birkaç paylaşım yapmak değil. Mesele, bilginin hayatın içinde bir karşılık bulmasını sağlamak. Akademisyenler kendi salonlarında konuşup yine kendi salonlarında dinleyen insanlarla yetinmemeli. Üniversiteler toplumdan kopuk, kendi içine kapalı yapılar hâline gelmemeli.

Bir düşünün: Bilim insanları susuyor, uzmanlar konuşmuyor, akademisyenler meydandan çekiliyor. Peki, geriye kim kalıyor? Bilgi kirliliği üretenler, her konuda ahkâm kesenler, bilimsellikten uzak fikirlerini gerçekmiş gibi sunanlar...

Bilim adamları susunca meydan boş kalmıyor. Başkaları dolduruyor. Belki de akademisyenlerin artık en çok düşünmesi gereken mesele bu. Susarak tarafsız kalmıyor, yalnızca söz söyleme imkânını başkalarına bırakıyorlar.

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.