Süleyman el-Halebi’nin hayatı, Suriye’nin Afrin yakınlarındaki küçük bir köyde başlıyor, Fransız işgali altındaki Kahire’de kanlı bir hadiseyle devam ediyor.
Henüz 20'li yaşlarında hayatını kaybeden bu genç ilim adamının hikayesi, aradan geçen iki asrı aşkın zamana rağmen hâlâ kapanmış değil.
1777 yılında Kukan köyünde dünyaya gelen Süleyman'ın ailesi yağ ticaretiyle meşguldü. Babası Muhammed Emin, oğlunun alim olmasını almasını istiyordu.
Onu önce Mekke ve Medine’ye, ardından 1797 yılında Mısır’a gönderdi.
Kahire’de El-Ezher’e kaydolan Süleyman, burada dinî ilimler tahsil ederken hat sanatıyla da ilgileniyor, geçimini bu yolla sağlıyor.
Buradaki tedrisatı tamamladıktan sonra 1800 yılının başlarında memleketine dönüyor. Ancak yolu Kudüs’e de düşüyor. Mescid-i Aksa’yı ziyaret ederken şehirde iki Osmanlı subayıyla karşılaşıyor.
Bu karşılaşmada hayatının seyrini değiştirecek şeyler öğreniyor. Kendisine, Mısır’ı işgal eden Fransız ordusunun başındaki General Jean-Baptiste Kléber’e suikast düzenlemesi teklif söyleniyor.
Halebi işgal ordusunun komutanını öldürmeyi kabul ediyor.
Yaklaşık 20 gün sonra bir ticaret kervanına katılarak Kahire’ye dönüyor. El-Ezher Camii’nin avlusunda planını hazırlamaya başlıyor.
Bu kararından onu vazgeçirmeye çalışanlar oluyor ancak o kararını çoktan vermişti.
KAHİRE’DE BİR HAZİRAN GÜNÜ
Süleyman, yaklaşık bir ay boyunca General Kléber’in kaldığı sarayı gözetliyor. Temin ettiği bir hançerle harekete geçmek için uygun zamanı bekliyor ve dilenci kılığına girerek sarayın bahçesine sızıyor.
Fransız komutan Kléber'in üstüne atlayarak işini bitiriyor. Fransız askerleri tarafından kısa süre içinde yakalanıyor.
Ağır işkencelerin ardından verdiği ifadede, Osmanlı subaylarının talimatıyla gerçekleştirdiğini söylüyor. Yani aslında bu bir terör suikasti değil, işgal komutanının hedef alan bir direniş harekatıydı.
Fransızların kurduğu mahkemenin kararı bellidir. İbret için Süleyman el-Halebi canlı canlı kazığa oturtulur.
DÖRT SAATLİK ACI VE SONSUZ VAKAR
Genç Süleyman’ın cezası, tarihin en acımasız infaz yöntemlerinden biriyle yerine getirildi. Önce sağ eli yakıldı, ardından kazığa oturtuldu. Dört saat boyunca dayanılmaz acılar içinde kaldı. Ancak Fransız ordu hekimi Dominique-Jean Larrey’in kayıtlarına göre son anına kadar metanetini ve vakarını korudu.
Süleyman el-Halebi’nin hayatı böylece sona erdi. Fakat onun ölümünden kısa süre sonra Fransız ordusu Mısır’dan çekilmek zorunda kaldı. İşgalin sona ermesi, genç adamın hikâyesini de bambaşka bir noktaya taşıdı.
PARİS’TEKİ MAHZENE TAŞINAN TARİH
Süleyman’ın ölümü, Fransızların ona yönelik muamelesini sona erdirmedi. Aksine, bedeninden geriye kalanlar da bir ganimet gibi Fransa’ya götürüldü. Kafatası ve iskeleti Paris’teki İnsan Müzesi’ne (Musée de l'Homme) nakledildi. Uzun yıllar boyunca burada “cani” ve “bağnaz Suriyeli” gibi aşağılayıcı ifadelerle sergilendi. Suikastta kullandığı hançer ise Carcassonne Şehir Müzesi’nde muhafaza edilmeye başlandı.

