Feridun Ağabey merhaba, mobil telefon aboneliklerinde kimlik doğrulama süreçlerinin güçlendirilmesi, dolandırıcılık ve sahte aboneliklerle mücadele açısından anlaşılabilir bir adımdır. Ancak yeni uygulamaların planlanması sırasında toplumun tüm kesimlerinin şartlarının dikkate alınması gerekir.
Ülkemizde milyonlarca yaşlı vatandaş bulunmaktadır. Bunların önemli bir kısmı akıllı telefon kullanamamakta, e-Devlet işlemlerini gerçekleştirememekte veya yalnızca temel düzeyde telefon kullanabilmektedir. Bunun yanında felçli bireyler, görme engelliler, el ve kol fonksiyonlarını kullanmakta güçlük çeken kişiler, yatağa bağımlı hastalar ve çeşitli nedenlerle dijital teknolojilere erişemeyen vatandaşlar da vardır.
Ayrıca ülkemizde aile bireyleri arasında farklı bir kişinin üzerine kayıtlı telefon hattı kullanılması oldukça yaygın bir durumdur. Yaşlı anne ve babaların çocuklarının üzerine kayıtlı hatları kullanması, eşlerin birbirlerinin üzerine kayıtlı hatlarla haberleşmesi veya çeşitli nedenlerle abonelik sahibinin hattı fiilen kullanmaması sıkça karşılaşılan bir uygulamadır.
Bu nedenle kimlik doğrulama süreçleri tasarlanırken yalnızca teknolojiye hâkim kullanıcıların değil, yaşlıların, engellilerin ve diğer hassas vatandaş gruplarının da düşünülmesi gerekir. Aksi hâlde güvenliği artırmak amacıyla getirilen bir uygulama, bazı vatandaşların haberleşme hizmetlerine erişimini zorlaştırabilir veya istemeden mağduriyetlere yol açabilir.
Kamu kurumlarının bu konuda alternatif doğrulama yöntemleri geliştirmesi, gerektiğinde vekâlet, aile bağı veya farklı erişilebilirlik çözümleri sunması büyük önem taşımaktadır. Haberleşme hizmetleri günümüzde temel ihtiyaçlar arasında yer almakta olup alınacak tedbirlerin güvenlik ile erişilebilirlik arasında makul bir denge kurması beklenmektedir.
Dolandırıcılıkla mücadele ve güvenliğin artırılması elbette gereklidir. Ancak alınan her tedbirin, toplumun en fazla desteğe ihtiyaç duyan kesimleri (Yaşlılar, engelliler ve diğer hassas vatandaş grupları) üzerindeki etkilerinin de dikkatle değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Saygılarımla
Mehmet Adil Ece
***
Şehirde yaşıyor, kural diye bir şey yok
“Feridun Ağabey, özellikle metro ve Marmaray gibi toplu taşıma yapılan hatların istasyonlarında yerlerde ikaz yazıları var, ayrıca sürekli anonslar yapılıyor. Ayrıca sosyal medya hesaplarında insanlar birbirine bilgi veriyor. Yetmiyor kapı açılır açılmaz içeriye hücum edenlere içeriden inecek olanlar “bir müsaade eder misiniz?” diye âdeta dil döküyor... Ama bekleyen yolcu aracın kapısı sadece ona açılmış gibi içeriye dalıyor. Bu insanlar bu zamana kadar bu görgü kuralını bu nezaketi nasıl öğrenmez anlamıyorum. Bu tür durumlar bir değil beş değil, her istasyonda her durakta hemen her gün her saat yaşanıyor. Kapının ağzında duranlar, inecek olan daha dışarı adımını atmadan içeriye girmeye zorluyor. Bu arkadaşlar okuma yazma mı bilmiyor? Medeniyetten mi habersiz? Şehirden ve kurallardan mı rahatsız. Anlamak mümkün değil.”
Bir üniversite öğrencisi
***
Konuşacak insana hasret kalmak
Yüksek teknoloji ve yapay zekâ insanlığa inanılmaz faydalar sağlıyor ama bir yandan da insanlar bu teknolojinin ürettiği cihaz ve malzemelerin, yapay zekânın ürettiği içeriklerin elinde oyuncak hâle geliyor. İnsan artık yavaş yavaş hemen hiçbir meslekte hayatın öznesi olma özelliğini kaybetmeye başlıyor. Senariste “sana gerek yok artık yapay zekâ var” denilmesi, şoföre “sana gerek yok yapay zekâ var” denilmesi, ressama, yapay zekâ resti çekilmesi, şarkıcıya besteciye hemen herkese derken hiç kimsenin hiç kimseye muhtaç olmayacak duruma gelmesi acaba insanlık için iyi bir sonuç mu, kaosa doğru mu gidiyoruz?
Bu soruyu sormadan duramıyorum. Bir emekli olarak düşünüyorum da bir hekim hastasına sadece git şu tahlilleri yaptır dedikten sonra tahlillere bakarak şu ilaçları kullan mı demelidir? Hiç kendisi hastaya beslenme hakkında, ne yiyip içtiği hakkında, işi hakkında; kaldığı mekân hakkında ekonomik durumu hakkında bilgi sahibi olarak bir tavsiyede bulunamaz mı? Bize eskiden hekimler ne yiyip ne içeceğimiz hakkında da bilgi verirdi. “Hele şu sırtını bir aç” derlerdi. “Öksür bakalım” derlerdi. Ne bileyim “iştahın nasıl?” diyerek, “bağırsak sorunun var mı?” vb. diyerek bazı sorular sorarlardı... Şimdi hemen hepimiz mekanikleştik. Her şeyimizi teknolojiye yükledik. İyi mi oldu bilemiyorum ama galiba bu gidişle insan, konuşacak insana bile hasret kalacak. Saygılarımla...
Rafık Tez

