Amerikan darbesiyle sarsılan Venezuela'ya yakın zamanda gitmiş, başkent Karakas'ın sokaklarında gezme imkânı yakalamıştım. Ülke birçok yönüyle Türkiye'ye benziyor. Hâkim ideoloji (Güney Amerika'yı özgürleştiren adam olarak kabul edilen devrimci Simon Bolivar'dan dolayı) Bolivarizm. Bir nevi bizdeki Kemalizm...
Venezuela, son yüz yılda bizim gibi birçok askerî darbeye muhatap oldu. Ordu siyasetin hep göbeğindeydi. Zira ülkenin kurucuları asker. Halkı da siyaseti çok seviyor ve kendi içinde kavgalı. Ülkede çokça parti bulunuyor.
ABD'nin, konutunu basıp yatağından aldığı Devlet Başkanı Nicolas Maduro, tıpkı selefi Hugo Chavez gibi Amerikan karşıtlığından kazanıyordu. Bu yüzden de Amerika’nın hedefindeydi. Birçok defa kendisine yönelik darbe girişimleri tertiplendi. Hepsinden siyaseten güçlenerek çıktı. 2019 yılında ordu kendisini korudu. Hakkında hep 'seçimde hile yaptığı' iddiaları ortaya atıldı. Batı tarafından diktatör yakıştırması yapıldı. Halkı aşırı politize olmuş bir ülkede bu mümkün değil ama neyse...
ABD, Maduro'yu hep devirmek istiyordu. Çünkü dünyanın en değerli petrolü Venezuela'da bulunuyor. Altın rezervinde dünyada dördüncü, doğalgazda beşinci sıradalar. Tatlı su kaynakları bakımından çok zenginler. Toprağı verimli, iklimi tatlı. Ülke, ABD emperyalizmi için biçilmiş kaftan! Nitekim ABD Başkanı Trump, darbeden saatler sonra "Petrolü bizim şirketlerimiz işleyecek" açıklamasını yapmakta bir beis görmedi. Açıkça "Venezuela'yı biz yöneteceğiz" dedi...
Hırsız içeriden olunca...
Artık herkesçe malum. Maduro içeriden devrildi. "Hırsız içerden olursa kapı kilit tutmaz" derler. Yoksa bir ülkenin başka bir devlet başkanını bu şekilde rezilce evinden almasının ihtimali yok.
"Delta Force şöyle girdi, böyle dağıttı, yüzlerce hava aracı kullanıldı, operasyonun maket evlerle provası yapıldı, elektronik karartma ile Venezuela savunması kilitlendi" gibi söylemler işin propagandası.
Elbette yaşananlar akıllara 15 Temmuz'u getirdi. FETÖ'cüler Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ne diye tehdit ediyorlardı? "Yatakta alacağız." O söylemin ve aklın arkasındaki gücün kim olduğu Venezuela'daki darbe ile bir defa daha ortaya çıkmış oldu. Başarabilselerdi eğer, aynısını Türkiye'de de yapacaklardı. Ve buna çok yakınlardı. Erdoğan'ı korumakla görevlendirilmiş 'muhafız alayı'nın 'alayı' darbeci çıktı!..
Karakas'ta hissettiklerim
ABD istediği istikamete sokamadığı Venezuela'yı ambargolarla boğmaya çalıştı. Avrupa ülkeleri de peşinden geldi. Önce elçilikler kapatıldı sonra ticari ilişkiler kesildi. Venezuela ödeme sisteminden çıkarıldı. Ticaret yapacaksınız ama paranızı nereden ve nasıl alacaksınız? Bu muammaya dönüştü! Dünyadan izole edilmiş, bu kapalı ekonomik sistem ülkeyi krizin pençesine düşürdü. Finans sorunu bütün sektörleri vurdu. 2018'de enflasyon yüzde bini buldu. Halk fakirleşti. Nüfusun yüzde 10'u ülkeyi terk etti.
Biz oradayken de krizin etkisi fazlasıyla hissediliyordu. Sokaktaki insanların suratlarında bezginlik vardı. Marketlerde ürün alımları sınırlıydı. Alışverişler kimlik kontrolü ile yapılıyordu. Ailelerin aylık ihtiyacı belirlenmiş, fazlasını alamıyorsunuz. Ülke su membaı ama küçük bir pet şişe 1 dolar. Enflasyondan o kadar bıkmışlar ki referans parası dolar olmuş. Kırk yıldır çivi çakılmamış ve bu yüzden köhneleşmiş şehirler ruh karartıcı idi. Dağ taş gecekondu kaynıyordu. Yaşı biraz ilerlemişler özlemle "70'lerde devlet her aileye tatil parası veriyordu" diye anlatıyordu.
Venezuela'da 1970'lerde petrol arama ve üretimi millîleştirilerek PDV şirketi kuruldu. Bugün ülkenin en büyük binaları PDV'nin. Ancak rafinerisi ilkel. En kaliteli petrol, en kalitesiz yakıt olarak trafiğe çıkıyor.
Petrolü var, çıkaramıyor.
Altını var, işleyemiyor.
Gazı var, tüketemiyor.
Yani Venezuelalıların darbeye sessiz kalmasında bombardımanın şok etkisinin yanı sıra kötü ekonomi kaynaklı belirsizlik, yorgunluk ve bıkkınlığın önemli etkisinin de olduğunu söyleyebiliriz.
Maduro, Türkler için sempatik biriydi. Kendi ülkesinde de seviliyor muydu? Belli bir kesim tarafından evet ama sokakta Maduro'nun ismi geçince çekinen ve geri çekilen insanların sayısı da az değildi.
Türkiye ne yapacak?
Türkiye, dünyanın sırt çevirdiği Venezuela'ya el uzattı. Türk Hava Yolları ülkenin dışa açılan tek kapısıydı. Takas yöntemiyle ticaret yapıldı. Altın alınıp gıda ürünü verildi. Maduro bunu unutmadı ve Türkiye'ye kapılarını açtı. Petrol, gaz ve altın arama anlaşmaları yapıldı. Ticaret hacmi sıfırdan 1 milyar dolara ulaştı.
Peki bundan sonra ne olur? Tamamıyla yeni yönetime bağlı. Ambargolar kalkar, dış yatırım (ve akbabalar) girerse ülke ekonomik olarak rahatlar. Türkiye de bundan payını alacaktır. ABD güdümlü hava ne kadar sürer bilemeyiz. Belki de ilk seçimde biter. Çünkü devlet başkanları dünyada benzeri görülmemiş şekilde aşağılanarak, üzerinde eşofmanı ayağında terliğiyle yaka paça götürüldü. Kim olsa izzetinefsine dokunur.
İsrail parmağı var mı?
Kimileri Venezuela'daki darbenin arkasında İsrail karşıtlığının etkili olduğunu öne sürdü. Latin Amerika ülkelerindeki İsrail karşıtlığının altında üç sebep bulunuyor. Birincisi oy hesabı. İkincisi akrabalık bağı. Üçüncüsü ideoloji... Geçen yüzyılın başında Orta Doğu ülkelerinden 1 milyon civarında Müslüman, Amerika'ya göçtü. "Los Turkos" diye nitelendirilen bu insanların torunları Latin Amerika ülkelerinde siyasi ve ekonomik olarak güçlüler. Siyasetçiler oy potansiyelini görüyor. Serde de solculuk var!
ABD zor kullanarak, kongre ve BM yetkisi olmadan başka bir ülkenin liderini esir aldı.
Uluslararası hukuk Gazze'de sınıfta kalmıştı. Venezuela tuzu biberi oldu.

