Vincenzo Montello idealist ve gerçekçi bir teknik adam... Futbolda kazanmak kadar kaybetmek de olduğunu biliyor ve Dünya Kupası’nda yaşanan hüznü ve hataları kabul ediyor. Bu bir erdemdir. Vur abalıya misali, İtalyan teknik adamı yerden yere vurmanın alemi yok.
Nihayetinde; ''Tamam mı, devam mı'' anlamında gerçek bir Hamlet oyunuydu Paraguay maçı... Hani belli bir bölümünü 10 kişi oynayan rakibin ilk atağında golü bulduğu bizim ise 65 pozisyon ürettiğimiz halde direklere, kaleciye takılıp, bir gol olsun atamadığımız maç için; ''Şansızlık'' mı, ''Kısmetsizlik'' mi desem yoksa ''beceriksizlik'' mi, bilmem. Ancak bildiğim bir şey var; o da futbolun acı gerçekleriyle yüzleşmiş olmamız. Dünya Kupası'nın tecrübe ettiğimiz arenalardan çok daha başka bir seviye oluşu. Bazen yeteneğin, var olan kapasite ve kalitenin tek başına yetmemesi, böyle bir gerçekle yüzleştik.
Düşünün... Rakibin isabetli 69 pasına karşılık 400'ün üzerinde isabetli pas yaptık aslında üstün olan bizdik. Topa sahip olan taraftık ama kazanan biz değildik; neden?
Neden belli; 2002'den tam 24 yıl sonra Dünya Kupası'na katılıyoruz, devamlılığımız yok, alışkanlığımız yok ama en iyisini başaralım istiyoruz. Duygular ve gerçekler bambaşka.. İstiyoruz ama başaramıyoruz. Haliyle böylesine üst düzey bir platformunda maalesef boyumuzun ölçüsünü alıyoruz; iki maç, SIFIR PUAN, SIFIR GOL!
Sonuç büyük bir hayal kırıklığı. Haliyle üzgünüz! İnanın en çok üzülen de bu ülkeyi 24 yıl aradan sonra finale taşıyan Bizim Çocuklar. Hani; o gün kahraman ilan edilen ama iki maç sonunda hain edilen bizim çocuklar.
HEYHAT!
Bu linç niye?
Sosyal medya ve dijital platformlarda yoğun bir şekilde kınama, dışlama, itibarsızlaştırma ve bu yargısız infaz niye?
Sanki; her Dünya Kupası'na katılmışız da burada böyle bir durumla karşılaşmışsız gibi davranmak niye?
Bitti mi, her şey? Bir daha Dünya Kupası olmayacak mı? Bitmedi, Avrupa Şampiyonası, Uluslar Kupası bir daha olmayacak mı? Olacak; peki kiminle devam edeceğiz o yarışlara? Daha iyilerini bulununcaya kadar yine bu çocuklarla değil mi? O halde niye yerden yere vuruyoruz; bize Dünya Kupası platformununa taşıyan ve o gururu yaşatan bu çocuklara?
HEYHAT!
Eleştirin ama endazeyi kaçırmayın; ölçüyü, sınırı veya dengeyi aşarak işi abartıp da enseyi karartmayın. Bu çocuklar, Bizim Çocuklarımız. Hem de altın çocuklarımız, bu gerçek böyle biline.
Ayrıca bizi yenen Avusturalya son 6 Dünya Kupası'na katılan bir takım. Bizim kaybettiğimiz Paraguay; Brezilya'ya, Arjantin'e kök söktüren 2010 Dünya Kupası'nda çeyrek final oynayan, Güney Amerika'nın en savaşçı ve en iyi savunma yapan takımı. Daha önce yazdığımız gibi en büyük zaafımız İspanya, Avustralya maçlarında olduğu gibi, Paraguay'ın kapalı savunmasını açacak ve aşacak hız, çabukluk, tempo ve son vuruş beceriksizliğimiz.
''Hiç gitmesek daha iyiydi'', diye düşünenleri duyar gibiyim. Hayır! Futbol acımasız. Ancak acı ve sonu hayalkırıklığı da olsa, eksikleri görmek, gelişimi sürdürmek, kendimizi kapatmak ve rekabeti güçlendirmek adına TECRÜBE önemli…
O tecrübe bize diyor ki: tempomuz artmalı, daha da hızlanmalıyız, bu seviyedeki oyunlarda bulduğumuz pozisyonları mutlaka gol yapmalıyız.
Sonuç olarak; karalar bağlama ve ağlama zamanı değil yaşanan tecrübelerden ders çıkarma zamanı, daha çok çalışarak, daha iyisini başarma zamanı.
Haydi çocuklar kaldırın kafanızı!

