Bu nasıl bir medeniyet ki 15. yy.da kubbe, kemer, teker, yazı, rakam tanımaz; çarşı, pazar, han, hamam, para bulunmaz.
Dağ başındaki Machu Picchu (Quechua dilinde Yaşlı Zirve) resimlerini gördüğümde “Vay be” demiştim, “Adamlar yapmışlar!”
Yalnız burası Kral’ın yazlık sarayı mı? Rahip yetiştiren bir manastır mı? Feza gözleyen bir rasathane mi yoksa?
Bilgi bulamadım, çünkü İnkalarda yazı yok. İki adım ötede Mayalar, Aztekler yazıyor, bunlar boş boş bakıyor. Şaştınız di mi?
O zaman bi’ daha şaşırın: Tekerlek de yok. Bırak dingilli arabayı, porselen işliyor ama çamurun altına çark koymayı akıl edemiyorlar.
Evet itinalı bir taş işçiliği var, bloklar cuk oturuyor yuvasına. Taraça bahçeler de alımlı ancak evler küçük ve şekilsiz afet konutlarını andırıyor âdeta. Zavallılar kubbe ve kemer bilmiyor tavanı otla çöple kapatıyorlar.
Manzara nefis ama oturayım da şöyle bi kahvemi yudumlayayım diyemiyorlar. Cam çerçeve bilmiyorlar biir, kahveyle 18. yy.da tanışacaklar ikiii.
Evler dar ve dört duvar yere lama derisi yayıp yatarlar. Hayvanlarla birlikte sığınır, bit pire kene içinde yaşarlar. Hela, banyo, mutfak hiiiç arama!
Yolcu var, han yok, su var, hamam yok. Çarşı pazarı geç ortada para yok bi’ defa.
Ben beldenin MÖ 3 bin yıllarına filan ait olduğunu sanıyordum, meğer 1450 yılında kurulmuş. Düşünün o tarihte Fatih yivli setli toplar döktürür, havanla eğik atışlar yaptırır aşırtmaca.
Maçi Puçiden 220 yıl evvel inşa edilen Divriği Ulucami’de hiçbir motif tekrarlanmaz ve 23 tonozdan (kemerler manzumesi) hiçbiri diğerini andırmaz.
Ancak UNESCO onu değil Maçu Piçi’yi seçer “Dünyanın 7 Harikası” arasına (2007).
Belde kuytuda olduğu için İspanyol istilasında yara almaz, yakılıp yıkılmaz. Onu Amerikalı tarihçi Hiram Bingham tanıtır dünyaya.
Ne zaman? 1911 yılında.
Daha evvel keşfeder ama altınları cukkaladıktan sonra duyururlar.
Peki buna keşif denir mi?
Tamam sen yeni görmüşsün ama Urubamba Vadisi oldum olası orada ve malumdur yerli halka.
AMELE PAZARI
Efendim evvelce havalide Vari, Tivanaku ve Naska kabileleri yaşar. Efsane Kral (ilk Sapa İnka) Manco Capac bunları bir bayrak altında toplar. IX. Sapa İnka Pachacutec ise Cuzco merkezli bir imparatorluk kurar.
Piramidin tepesinde hanedan mensupları ve ruhaniler vardır, hemen altında kurakalar (asiller), sonra hatun runa (orta direk) ve en altta yanakuna (marabalar).
Halk Güneş’e (İnti) taptırılır, hanedan mensupları İnti’nin oğulları ve kızları olduğu iddiasındadırlar, kutsallığa soyunurlar.
Devlet tuttuğunu çalıştırır vergisine sayar. Yollar taraçalar tapınaklar böyle böyle inşa olunurlar. Kimini madene kapar, kimini bağda bahçede kullanırlar.
Halk önce İnti’nin topraklarında çalışır, mahsul saraya ve tapınaklara taşınır, sonra devlet toprağında ter döker, ürün hazineye aktarılır. Yetmez asiller için da çapalar, cabalar. Eğer vakit kalırsa döner gelir kendi toprağına.
Kıtlık yıllarında devletin ambarları açacağı söylenir.
Duy da inanma. Kral 80 bin asker beslemektedir, niye dağıtsın ona buna?
Her ne kadar “Birlikte üretelim, beraber üleşelim” sözü kulağa hoş gelse de öyle bir şey olmaz. Asiller orak tırpan tutmaz, aslan payı alırlar yata yata.
Sistemi komünlere benzetenler ucundan köşesinden pay çıkarır kızıllara. Hâlbuki İnkalarda kesin hatlarıyla belirlenmiş sınıflar ve insafsız bir sömürü vardır. Gerçi komünizm de böyle bir şeydir tatbikata bakılırsa.
İspanyollar da sistemi bozmaz, “Tamam siz yine eskisi gibi çalışın” derler, “Getirin koyun bizim depolarımıza!”
SERAPA ALTIN
Memurlar Kipu denen iplere düğüm atar, hesap yapar. Herhâlde bağlar toplama, çözer çıkarma. Limit türev entegral duydular mı acaba? İp rengi sektörü gösterir, misal sarı şerit mısır istihsali hakkında.
İnka tapınaklarının duvarları silme altın kaplamadır. Mesela İnti Tapınağı’nda 700 levha vardır, her biri en az ikişer okka. Sadece soylular ve rahipler girebilir, vatandaş alınmaz asla.
İmparator halkı bağlamak için festivaller (en meşhuru İnti Rahmi) düzenler, beş duyularına hitap eder. Renkli kıyafetler, gece ateşi, dans, müzik ve tütsü ile oyalar, şamanlarla korkuturlar.
Duymuşsunuzdur palasanto ağacının dumanı güzel kokar. Rahipleri bununla kötülükleri uzaklaştırır sözüm ona.
İnkalar, dağların apusu (ruhu) olduğuna inanır. Kıtlık ve zelzele vukuunda “insan” keser zirvelere bırakırlar. Yanlış duymadınız evet insan. İyi ama kim razı olur ki buna?
Onu baştan çözer Keçuva dilinde Aklya Kona (Güneşin Bakireleri) denen kızları henüz 8-10 yaşında toplar, Mamakuna denen eli maşalı rahibelerin emri altında hizaya sokarlar. Başrahibe (Coya Pasca) bizzat güneşin manitasıdır (!) kızlara saflık yemini ettirir, kutsal ateşe odun getirtir, ayin yemeği hazırlatır, asiller için kumaş dokutur ayrıca. Garipler hanedan kıyafetlerine motif işler hayatları boyunca.
Zaman zaman da imparatora odalık verilir, bıçak altına yatacak kız da aralarından seçilir.
İnka kralları mumyalanır ve değerli kıyafetlere sarılır, merasime çıkarılır tahtırevanla. Yani ölse de başa bela.
BEN DE İSTEREM
Gün gelir prensler palazlanır, eh onlar da güneşzade (!) olduğuna göre saraylarını, haremlerini kurmalıdırlar. Mevcut topraklar hanedana yetmez, Peru’yu baştan başa işgal eder, komşulara da sarkarlar. Cengâverlere Jaguar (Uturunku), Akbaba (Kuntur), Yıldız (Cuyllor) gibi lakaplar takar, ganimetten pay ayırırlar.
Nitekim Kuzeyde Quito’dan, güneyde Santiago’ya kadar 5.630 km uzar, Kolombiya, Ekvador, Peru, Bolivya, Arjantin ve Şili’ye yayılırlar.
Çöl, göl, derya, bir bölge tropikal meyve toplarken diğeri karlar buzlar altında. Sahilde balıkçılık, içeride sulu tarım, yükseklerde patates soğan, dağlarda altın ve gümüş, yaylalarda milyonla lama, alpaka.
İnkalar civar şeflere önce elçi gönderip teklif sunar, “Gel sisteme katıl, ranttan pay al!” İtiraz mı etti, yollar orduyu şehri başına yıkar. Hudutlar genişledikçe merkezin kontrolü zayıflar. Sırf muhaberat aksamasın diye 40 bin km yol yaparlar. Attan, tekerlekten haberleri yoktur. Kemer köprü de bilmez derin vadileri iku otu liflerinden mamul halat köprülerle aşarlar. Haberciler (Çaskiler) koşarak malumat taşır, bazen aradan ay geçer, mevzuyu unuturlar. Bakarlar olacak değil, idareyi dört ayrı merkezden yürütür alan daraltırlar.
İnkalar altın ve bakır işlemekte ustadır ama çeliği tanımazlar. Tekstil ve seramikte de iyidir kendi çapında.
O devir hâlâ sisli, ne kil tablet kalır, ne de papirüs, levha. Oysa Maya ve Aztek tarihi berraktır, yazılı belge bırakırlar arkalarında.
SONUN BAŞLANGICI
Yıl 1532. İmparator Huayna Cápac ölür, iki oğlu Huascar ve Atahualpa taht kavgasına başlar. Tam da o günlerde Francisco Pizarro komutasındaki İspanyollar Peru’ya ayak basar
Sadece 180 kişidirler, 27 atları, birkaç top üç beş arkebüzleri vardır yanlarında.
İnkalar ilk defa at görüyordur, hayvanın heybeti karşısında dona kalırlar.
İşgalciler ipten kazıktan dönme tiplerdir, kara korsan, kaşarlı eşkiya. Kaybedecekleri bir şey yoktur nasıl olsa.
Hernando de Soto ve Diego de Almagro gibi ünlü komutanları vardır ki cenkte pişmişlerdir âdeta.
Pizarro önce zarafetle yaklaşır Ataulpa’nın yanına. Kibarca konuşurken birden silahları çeker Kral’ı esir alır etrafa ateş açarlar. O gün 6 bin İnkalı ölür o meydanda.
İspanyollar zırhlı miğferlidir, kılıçları kalkanları mızrakları çeliktendir. İnkalar ise sopalarla kemiklerle sapanlarla savaşırlar, palmiye yapraklarından kalkanları dayanamaz kurşunlara.
Ataulpa şaşkındır, “Bırak beni” der, “Bir oda dolusu altın ve iki oda dolusu gümüş vereyim sana!” Pizzaro kabul eder, altınları ve gümüşleri alır ve… Ve boğdurtur bağırta bağırta.
Pizzaro tam bir altın delisidir; takıları, mücevherleri, merasim eşyalarını toplar ve eritir (şimdi dursa deli para). Altınları kardeşi Hernando ile Kastilya Kralı V. Charles’a yollar. Çarls’ın dibi düşer, onu Peru’ya Vali yapar.
İspanyollar ciddi bir tehdittir ancak taşıdıkları virüs dahafazla can yakar, nüfusun %80’i çiçekten mevta.
Katliamları da katın, 12 milyon nüfus düşer mi 1,5 milyona?
CELLATLARINA ÂŞIKLAR
Pizarro diğer prensi de (Huascar) tuzağa düşürür avlar, yerine bir kukla kral arar, 17’lik Manco Inca Yupanqui’yi oturtur tahta.
Genç kral “Halkımı rahatlatabilir miyim” diye kabul etmiştir, bakar baş etmek zor, sadık adamları ile kaçar ve Ollantaytambo Dağlarında gerilla savaşına başlar (1536).
Hatta 100 bin askeriyle Cusco ve Lima’yı kuşatır, damlardaki otları yakar, işgalcileri dumana boğar.
İspanyolların ayağını kesemese de ülkesine sahip çıkar, Vilcabamba bölgesinde müstakil bir krallık kurar.
Her ne kadar lakabı Tupac Amaru (parlak yılan) ise de işgalci kadar sinsi olamaz.
Yıl 1544. Yupanqui, merhametine sığınan İspanyol mülteciler tarafından öldürülür. Pes yani aynı delikten kaçıncı defa?
Bu suikast İnkaların tabutuna son çiviyi çakar. İspanyol gemileri peş peşe gelir, kalabalıklaşırlar.
Hasılı Güneş’in oğulları fos çıkar, halk bunca yıl beyhude itaat etmiştir onlara.
Bilahare İspanyollar yerlilerden ordu kurar, İnkaları İnkalara kırdırırlar.
Bu nasıl olabilir? Kolay, parayla tanıştırır, alkole alıştırırsan...
Tapınaklar kiliseye çevrilir, mahallî kıyafete yasak gelir, ortalık haç, put, ikona.
Nitekim Peru’nun %95’i Hristiyan olur, lisanları %100 İspanyolca.
Âşık mı nedirler cellatlarına?

