G.Birliği ile F.Bahçe maçını şöyle düz bakışla değerlendirirsek; bir hakiki Süper Lig takımıyla kaçıncı sınıf olduğu belli olmayan bir takımın maçıydı.
Tabii ki F.Bahçe için yapacağımız bir eleştiri yok mu? Var. İsmail Hoca, Ankara’da sahaya bana göre kendi yedekleriyle dolu bir on bir çıkardı. Sonra geriye düşüp asıl on bir oyuncularını sahaya sürdü. Bence F.Bahçe’nin zorlandığı en büyük sebeplerin başında bu geliyordu.
Hele bir aslarla başla!
Siz asıl takımınızı sahaya sürersiniz, sonra dakikalar içinde vaziyete göre yedeklerinizle değişiklikler yaparsınız. İşte bu yanlış, F.Bahçe’nin yenik duruma düşmesinin başlıca sebebiydi. G.Birliği takımı oyuncuları, sanıyorum, “Biz F.Bahçe’yi mi yeniyoruz yahu?” diyerek tamamen savunmaya dayalı bir oyun sergilediler 2-1’den sonra. Tabii ki bitiş düdüğü çaldığında her şeyden önemli olan skor tabelasıdır. Şimdi İsmail Hoca’ya soracaklar mı acaba: “13’te öne geçtiğin bir maçı, bu kaçıncı sınıf olduğu belli olmayan G.Birliği takımına nasıl kaybettin?” diye.
İrfan Can’a bravo
Bu arada F.Bahçe formasının içinden çıkıp dün akşam G.Birliği kalesini koruyan İrfan Can da bence bu maçın en çarpıcı, en önemli oyuncusu olarak öne çıktı.
G.Birliği’nin teknik direktörü Metin Diyadin, sanıyorum, kadrolar eline geçtiğinde bir “oh” çekmiştir. F.Bahçe’nin hazırlık maçlarındaki iyi skorları daha evvel de yazıp söylemiştim, “Kimseyi aldatmasın” demiştim. Çünkü lig maçı, hele ki bizim ligimizde, çok ama çok başkadır. Bu gerçek, bu maçta kendini gösterdi.
İsmail Hoca, elinde hakikaten as oyunculardan kurulu bir kadroyu kullanmak yerine maceraya çıkışın bedelini ödedi sanki.
Maçın adamı: İrfan Can Eğribayat

