- Anlaşma, üye ülkelerden birine yapılan silahlı saldırının tüm üyelere yapılmış sayılacağını ve ortak askeri karşılık verileceğini hükme bağlıyor.
- Ankara, ittifakın siyasi mimarı olmasının yanı sıra füze sistemleri, yazılım, hava savunması ve komuta kontrol konularında teknolojik omurga konumunda.
- Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Eylül 2025'te imzaladığı "Ortak Stratejik Savunma Anlaşması" ile ilk somut adımı attı.
- ABD Temsilciler Meclisi kıdemli üyesi Joe Wilson, bu ittifakın Orta Doğu'da istikrarı, barışı ve refahı teşvik edeceğini belirtti.
- 6 Ağustos 2026 tarihli ABD Dışişleri Bakanlığı bildirimine göre Ukrayna, Türkiye üzerinden önemli bir askeri paket satın aldı.
Son dönemde Gazze’den Suriye sahasına, Kızıldeniz’den İran hattındaki askeri gerilimlere kadar peş peşe yaşanan kırılmalar, Orta Doğu’da yeni bir güvenlik mimarisinin önünü açtı. Bölgedeki hareketli konjonktürde Ankara, İslamabad ve Riyad hattında aylardır sürdürülen yoğun diplomasi trafiği de 7 Ağustos’ta Mekke’de atılan tarihi imzalarla yeni bir aşamaya taşındı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in Mekke’deki Safa Sarayı’nda bir araya gelerek imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndan sonra ABD'den mesajlar gelmeye devam etti.
İsrail lobisinin ve Hintli analistlerin karamsar senaryolarının aksine, Amerikan yönetimi ve Kongre kanadı Türkiye merkezli ittifakı açık ifadelerle alkışladı.
Nitekim ABD Temsilciler Meclisi’nin kıdemli Kongre üyesi Joe Wilson, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Washington’ın bu ittifaka verdiği değeri ve duyduğu memnuniyeti paylaştı. Wilson paylaşımında,"Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki karşılıklı savunma anlaşması, Orta Doğu’da istikrarı, barışı ve refahı teşvik etmenin bir başka başarısıdır. Refah içindeki Körfez müttefiklerimiz, özgürleşmiş bir Suriye ve Lübnan-İsrail müzakereleri göz önüne alındığında, İran’daki katil rejimin izole olduğu ve İran halkının, ülkenin zengin tarihine yakışır yeni bir hükümet kurabileceğinin açıkça görüldüğünü belirtmektedir." dedi.
MÜTTEFİK AĞINDA "MEKKE PAKTI" NASIL DOĞDU?
Gelişmelerin arka planına bakıldığında, her üç ülkenin de bölgesel denklemde birbirini tamamlayan devasa kapasiteleri öne çıkıyor. Türkiye; NATO üyesi kimliği, gelişmiş konvandiyonel ordusu ve savunma sanayisindeki yüksek teknolojik üstünlüğüyle kilit aktör konumunda. Pakistan, İslam dünyasının tek nükleer gücü olarak Güney Asya’daki askeri dengeleri tutarken, Suudi Arabistan ise finansal gücü ve enerji piyasalarındaki ağırlığıyla sistemin ekonomik sütununu oluşturuyor.
İttifakın ilk somut adımları, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in Eylül 2025’te imzaladığı "Ortak Stratejik Savunma Anlaşması" ile atılmıştı. O anlaşmada yer alan "Ülkelerden birine yapılan herhangi bir saldırı, her iki ülkeye de yapılmış sayılacaktır" maddesi, Suudi Arabistan’ın güvenlik altyapısını Pakistan’ın nükleer ve konvansiyonel caydırıcılığına bağlamıştı. Ancak bölgesel kalkanın tam manasıyla işlerlik kazanması için Türk savunma doktrininin, İHA/SİHA ekosisteminin, komuta-kontrol yazılımlarının ve askeri tecrübesinin sürece dahil edilmesi gerekiyordu.
15 Ocak 2026 tarihinde Pakistan Savunma Sanayi Bakanı Raza Hayat Hiraj, üçlü ittifak taslağının tamamlandığını duyurmuş; aynı gün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da düzenlediği basın toplantısında Ankara'nın Riyad ve İslamabad ile kapsamlı bir savunma ittifakı kurmak üzere müzakereleri sürdürdüğünü teyit etmişti. 1955 Bağdat Paktı benzeri stratejik bir ağırlığa sahip olan bu sürecin nihai adımı 7 Ağustos’ta Mekke’de atıldı.
Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayanan anlaşma metni, üye ülkelerden birine yapılan herhangi bir silahlı saldırının tüm üyelere yapılmış sayılacağını ve ortak askeri karşılık verileceğini hükme bağlıyor.
TÜRK SAVUNMA SANAYİSİNDEN GÖVDE GÖSTERİSİ
Mekke’de atılan imzalar sadece diplomasi masasında kalmıyor; savunma sanayii sahasında Ankara’nın saha ağırlığını yepyeni bir boyuta taşıyor.
Türkiye,ittifakın sadece siyasi mimarı değil, füze sistemlerinden yazılıma, hava savunmasından komuta kontrole kadar teknolojik omurgası konumunda.
Türk savunma sektörünün küresel pazarda ulaştığı devasa boyutu ve ABD nezdindeki yüksek stratejik meşruiyetini kanıtlayan çok taze bir haber de yine aynı günlerde ABD Kongre Kayıtları’na düştü. 6 Ağustos 2026 tarihli resmi ABD Dışişleri Bakanlığı bildirimlerine göre Ukrayna Türkiye üzerinden dev bir askeri paket satın aldı.
Satış kapsamında 12 adet M270 MLRS çoklu roket fırlatıcı sistemi, 165 kilometre menzilli ve parça tesirli başlığa sahip 70 adet M39 ATACMS balistik füzesi, 2 bin 524 adet M26 güdümsüz roket ile 2S7 Pion ve M110 kundağı motorlu obüslerde kullanılan 47 bin adet M509A1 203 mm parça tesirli top mermisi yer alıyor.
ABD menşeli bu ağır mühimmat ve sistemlerin Türk, Bulgar ve ABD'li şirketler aracılığıyla Ukrayna’ya devrilmesine Washington’ın verdiği resmi üçüncü ülkeye transfer (re-export) onayı, Türkiye’nin küresel askeri tedarik zincirindeki vazgeçilmez konumunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Türkiye bir yandan küresel pazarda M39 ATACMS gibi sistemlerin ticaretini ve lojistiğini yönetirken, diğer yandan milli devleriyle (HAVELSAN, ASELSAN, ROKETSAN) Mekke Paktı'nın dijital savunma şemsiyesini inşa ediyor.

