Yaşanan büyük kriz sonrası herkes şu soruyu soruyor: Fonlar Avrupa ve Amerika’da nasıl çalışıyor. Bizden farkları ne?.. Türkiye niye Batı dünyasından farklı fon sistemine sahip?..
Bir defa Avrupa ve ABD’deki yatırım fonu sistemleri, yatırımcı tabanının büyüklüğü, ürün çeşitliliği ve kurumsal altyapı bakımından Türkiye'den önemli ölçüde farklı ve gelişmiş durumda... Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu (TEFAS) merkezli entegre ve korumacı yapı, gelişmekte olan bir piyasayı regüle etmek ve tabana yaymak amacıyla kurgulanmışken; ABD ve Avrupa sistemleri küresel sermayeyi çekmek ve çok daha spesifik ihtiyaçlara cevap vermek üzere tasarlanmıştır. Türkiye'nin finansal mimarisi, kendi ekonomik gerçeklikleri ve tarihsel gelişimi doğrultusunda şekillenmiştir. ABD ve Avrupa piyasaları yüz yılı aşkın bir süredir sermaye biriktirmektedir. Türkiye ise gelişmekte olan, piyasa derinliği görece sığ ve enflasyonist geçmişi olan bir ekonomidir. Devlet, Takasbank güvencesiyle TEFAS'ı kurarak dünyada eşi benzeri az bulunan bir "ortak pazar" meydana getirdi. Bizim sistemimiz dağıtımda merkeziyetçi ve kolaylaştırıcıdır.
ABD fon piyasasının kalbi ETF’ler (Borsa Yatırım Fonları) ve düşük maliyetli endeks fonlarıdır. Yatırımcılar aktif yönetilen ve yüksek komisyon kesen fonlar yerine, S&P 500 gibi endeksleri bire bir kopyalayan ve yıllık maliyeti %0.03 gibi komik rakamlar olan pasif fonları tercih ederler. Likidite muazzamdır, gün içinde hisse senedi gibi saniyeler içinde alınıp satılırlar.
Peki Batı piyasalarından sistem nasıl korunuyor? ABD'de Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyon (SEC) ve Avrupa Menkul Kıymetler ve Piyasalar Otoritesi (ESMA) bir fon yöneticisinin kendi şirket grubuna ait kâğıtları fon portföyüne doldurmasına (çapraz fonlama/döngüsel finansman) izin vermez. Bir usulsüzlük sezildiğinde milyarlarca dolarlık cezalar ve hapis cezaları çok hızlı devreye girer. Türkiye'de ise bu düzenleme, boşluklarının geç fark edilmesi ya da müdahalede gecikilmesi ile karşı karşıya... Batı'da bir fonun düzenli olarak piyasa ortalamasının çok üzerinde "garanti" veya "şişirilmiş" getiri sunması anında kırmızı alarm üretir. Türkiye'de ise kâğıt üstünde fiyatı yükseltilen sığ hisseler yüzünden fon getirileri bir süre çok yüksek görünmüş, bu da yeni yatırımcıları sisteme çekerek geçici bir saadet zinciri yapısı oluşturmuştur. Avrupa'da fonlar, yatırımcıların ani çıkış taleplerini karşılayabilmek için portföylerinin ne kadar sürede nakde dönebileceğini (stres testleri) her gün raporlamak zorundadır. Türkiye'deki krizde ise yatırımcılar paralarını çekmek istediğinde, fonların elindeki hisselerin piyasada alıcısı olmadığı için ödemeler tamamen kilitlenmiştir...
ABD, 2008 yılında patlak veren Bernard Madoff’un 65 milyar dolarlık tarihî Ponzi krizini, devlet bütçesinden tek bir kuruş bile harcamadan, tarihin en agresif ve başarılı hukuki tasfiye operasyonlarından birini yürüterek yönetti. Krizin faturası kamunun (yani vergi mükellefleri) yerine, sistemden haksız kazanç sağlayanlara kesildi. Yani "Parayı kim aldıysa, ondan geri alıp mağdura dağıtma" modelini uyguladı. Finansal sistemin yaraları piyasadan toplanan paralarla sarıldı...
Sistem nasıl düzeltilecek? Kabine toplantısında fon krizine karşı büyük tedbirler alındı... Kriz kapsamındaki fonların yurt içi ve yurt dışı hesap hareketleri, taşınmaz ve şirket varlıkları adli makamlarca sıkı takip edilecek. Piyasa bozucu niyetli işlemlerle bağı olmayan, temiz durumdaki meşru yatırımcıların hakları korunacak. Krizden etkilenen 131 yatırım fonu 6 aylık sürede adil bir tasfiye süreciyle yönetilecek... TEFAS üzerinden iletilen ancak kriz nedeniyle gerçekleştirilemeyen fon satış emirlerinin bedelleri, fonun borcu olarak kaydedilerek oluşturulan nakit akışından öncelikli olarak ödenecek...
Evet denetim eksikliği yüzünden deprem etkisi meydana getiren fon krizi çözülecek, sistem sağlam zemine oturtulacak, fatura suya balıklama atlayanlara kesilecek.
Son söz: Zararın neresinden dönülürse kardır.

