Çok meşakkatli, zor ve dengelerin son derece hızlı değiştiği bir dönemden geçiyoruz.
Dünya değişiyor, kartlar yeniden dağıtılıyor. Yeni ittifaklar devreye giriyor; değişen jeopolitik denklemler, ülkeleri daha değişken ve hassas bir dönemin içine çekiyor. Böyle bir süreçte hepimize düşen ciddi sorumluluklar var.
Türkiye ve Azerbaycan ittifakı, ortaklığı, kader birliği… Adına ne derseniz deyin. Fakat böylesine kritik bir dönemde bu kader birliğine uzatılan elleri görmezden gelemeyiz.
Son günlerde özellikle sosyal medyada, hem Türkiye hem de Azerbaycan kamuoyunu etkilemeye yönelik yazı ve yorumların yeniden ve ciddi bir gayretle dolaşıma sokulduğunu görüyoruz. Açıkçası bunlar canımızı sıkıyor. Çünkü bu ilişkinin sadece bugününü değil; arka planını, dününü ve yarınını da birlikte düşünmek zorundayız.
Sosyal medyada sahte ve bot hesaplar üzerinden yürütülen paylaşımları şahsen "operasyon" olarak değerlendiriyorum. Ancak beni asıl düşündüren, ismi ve kimliği belli, aklı başında insanların bu tuzağa ve galeyana bu kadar kolay kapılabilmeleri.
Katil Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler’deki konuşması sırasında salondan ayrılmayan Azerbaycanlı bir diplomatın görüntüsü sürekli biçimde dolaşıma sokuldu. Ardından o görüntünün altına yazılanları gördük. Bir görüntü üzerinden Azerbaycan’a yöneltilen ağır ithamlar, hakaretler ve ağza alınmayacak ifadeler gerçekten ibret vericiydi.
Azerbaycanlı bir Türk olarak rahatsız oldum!
Açık konuşayım: Ben de Azerbaycanlı bir Türk olarak, Azerbaycanlı bir diplomatın hele hele Erdoğan’a saldıran ve katliamlarıyla anılan bir ismi dinlemesini yadırgadım ve bundan rahatsız oldum.
Ancak bir görüntüyü gerekçe göstererek Azerbaycan’ı topyekûn hedef hâline getirmek, ağır ithamlarda bulunmak ve hakarete varan paylaşımlar yapmak akılcı tutum değildir.
Nitekim kısa süre sonra aynı operasyonun Azerbaycan kamuoyunda da farklı bir biçimde devreye sokulduğunu gördük. Özellikle sosyal medya üzerinden Türkiye’yi ve Erdoğan’ı hedef alan paylaşımlar dolaşıma girdi.
Tekrar ediyorum: Bunların önemli bir bölümü isimsiz, cismi belirsiz hesaplarca yapılıyor. Fakat beni en fazla rahatsız eden, ismi ve kimliği belli, aklı başında olduğunu düşündüğümüz insanların bu galeyana kapılmasıdır.
Ortada nefret tohumlarını besleyen İsrail ve Siyonist aklın bulunduğunu görmek için meseleye biraz daha geniş perspektiften bakmak gerekiyor. İsrail dışında, Türkiye ve Azerbaycan’ın müttefiklik ilişkilerinden rahatsız olan çok sayıda güç merkezi bulunduğunu da unutmamalıyız.
Türkiye ve Azerbaycan ilişkileri sosyal medyadaki galeyanlarla kurulmadı; bundan sonra da bu galeyanı körükleyenlerin eliyle bozulmayacaktır. Ancak gereksiz ve ölçüsüz yorumlar, görünürde aydınların bu konudaki kör yaklaşımları bize önemli bir gerçeği de gösteriyor: Bizim hâlâ kardeşlik hukukunu, ortak kader ve gelecek tasavvurunu anlatmaya, anlamaya ve özellikle de bu konuda kendisini aydın olarak gören kesimleri daha fazla düşünmeye ve öğrenmeye davet etmeye ihtiyacımız var.
Dünya yeniden şekilleniyor...
Türkiye ve Azerbaycan’ın kader birliği ve gelecek tasavvuru konusunda eğitilmiş, bilinçli ve ortak mefkûreye sahip nesillere ihtiyacımız var. Çünkü kompleksler ve anlık heyecanlar, insanın bu tür operasyonların gölgesinde gerçek hedefleri görmesini engelleyebilir.
Azerbaycan kamuoyunun yönlendirmelerle nasıl şekillendirilmeye çalışıldığını görmemiz gerektiği gibi, Türkiye kamuoyunda anti-Azerbaycan naraları atanların arka plandaki niyetlerini ve hedeflerini de doğru okumamız gerekiyor.
Ben, bu paylaşımlarla kötü niyetli biçimde insanların kafasını karıştıranları bir yana bırakıyorum. Gerçekte ne olup bittiğini anlamak isteyen ve bunun için doğal sorular soran insanlarımız var. Onlara gerçeği anlatmak yerine, koca koca insanların birbirine parmak sallamasını ise ya kompleks ya da "sipariş" olarak görüyorum.
Uzun ince bir yoldayız…
Bakın, dünyanın ve çevremizin içinde bulunduğu gelişmelerden ders çıkarmamız gerekiyor.
Rusya ile Ukrayna aynı millettir. Ukrayna’da savaşın etkisiyle demografik yapı değişti ve değişmeye devam ediyor. Slav halkları savaşlarda ağır bedeller ödüyor. Boşaltılan topraklara kimlerin yerleştiğine, demografik dengelerin nasıl değiştiğine iyi bakmamız gerekiyor.
Eğer biz bu gelişmelerden ders çıkaramazsak, anlamsız paylaşımlar ve ağır ithamlar üzerinden iki ülke insanının kalbini kırarak, uzun yıllar içinde oluşmuş kardeşlik hukukunda derin yaralar açmış oluruz.
Üstelik bu yaraları her fırsatta yeniden kanatmaya çalışan unsurların yanı başımızda bulunduğunu da hesaba katarsak, kendi elimizle başkalarına alan açmış oluruz.
İsrail ve Siyonist lobinin hedeflerini, bu hedefleri sonuna kadar kullanma gayreti içinde olan İran’ı ve bölgedeki çalışmalarını görmezden gelerek iki kardeşin arasına sokulmak istenen girişimleri doğru anlamlandırmamız mümkün değil.
Ne yazık ki sosyal medya kaosunda, anlık olarak bazılarını mutlu eden paylaşımlarla uzun vadede İsrail’e, Siyonist lobiye, İran’a ve benzer aktörlere hizmet etmiş olanlarımız da vardır.
Sahte hesapların kaynağı konusunda benim de bazı kanaatlerim var. Ancak asıl sözüm, ismi ve cismi belli, aklı başında insanlara: Yapmayın!
Tek bir görüntü üzerinden hüküm vermeyin. Rahatsız olsanız bile aslını ve arkasını öğrenmeden kesin yargılara varmayın. Soralım, sorgulayalım; bunda hiçbir sorun yok. Aksine, kardeşlik hukukunun gereği budur. Fakat fitnenin yerleşmesine ve büyümesine imkân verecek yorumlardan kaçınalım.
Azerbaycan ve Türkiye bağı derindir...
Kandır... Tarihtir... Kültürdür... Ortak hafızadır... Değerler sistemidir... Kader birliğidir... Bu ilişkiyi anlık öfkelere ve heyecanlara kurban etmeyelim!
Azerbaycan kamuoyunda Türkiye aleyhindeki paylaşımları körükleyenleri de biliyoruz; bunların kaynaklarını ve hangi amaçlara hizmet ettiğini de görüyoruz. Şimdi Azerbaycan’ın gerçek, vicdanlı ve asil münevverlerinin daha güçlü biçimde devreye girmesi gerekiyor.
Türkiye ve Azerbaycan’ın asil evlatlarının, bu fitne üreticilerine karşı sağduyu ve ferasetle durmaları elzemdir.
Şehitlerimizin kanı, millî hafızamız, geçmişimiz ve gelecek tasavvurumuz bunu bizden talep ediyor.
Bu tarihî kırılma döneminde ilişkilerimize her zamankinden daha fazla sarılmalıyız.
Evet; uzun ince bir yoldayız... Gerçek dostluk ve mefkûre ortaklığı, anlık heyecanlarla değil; zaman içinde kurulan güven, ortak hafıza ve gelecek tasavvuruyla daha derin köklerle birbirine bağlanır.
Bizim ortak tarihimiz var. Ortak bugünümüz var. Ve her şeyden önemlisi, ortak bir geleceğimiz var... Birilerinin oyununa gelmeyelim. Düşman pusuda.
Yapmayın…

