Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Yapay zekâ çağında Türkiye’nin akıl kalkanı
0:00 0:00
1x
a- | +A

Küresel siyasetin dili sessizce değişiyor.

Bir zamanlar tankların, uçakların ve donanmaların belirlediği güç hiyerarşisi; bugün verinin, algoritmanın ve kanaat üretiminin şekillendirdiği yeni bir mücadele alanına evriliyor. Artık mesele yalnızca sınır güvenliği değildir. Asıl mücadele, gerçeği kimin tanımladığı meselesidir. Buna bilgi temelli (epistemik) egemenlik diyebiliriz. Yani hakikatin tarif edilmesi ve meşrulaştırılması üzerindeki hâkimiyet.

Dünya uzun süre bilgi kıtlığı yaşadı. Şimdi ise bilgi bolluğunun ortasında derin bir güven kıtlığı yaşıyor.

Gerçek ortadan kaybolmadı; fakat katmanlara ayrıldı, filtrelendi ve algoritmik yorumlara teslim edildi. Bu yüzden modern jeopolitik, sahadaki güçten önce zihindeki anlam savaşına dönüşmüş durumda.

Geleneksel diplomasi kapalı kapılar ardında yürütülürdü. Bugün diplomasi veri tabanlarında, analiz motorlarında ve yapay zekâ modellerinin eğitim setlerinde kuruluyor. Artık algoritmalar sadece veriyi değil, uluslararası meşruiyeti de inşa ediyor.

Uluslararası düşünce merkezleri yalnızca rapor yazmıyor; küresel kamuoyunun zihinsel haritasını kodluyor. Üretilen analizler, akademik bir yorum olmaktan çok bir algı mimarisine dönüşüyor. Bir ülkenin güvenlik refleksi "saldırganlık", ekonomik tercihi "rasyonel değil", jeopolitik hamlesi “tehtid” etiketiyle sunulduğunda, bu artık görüş değil; sistematik algı üretimidir.

Modern dünyada lobi faaliyeti artık kapı çalmak değildir. Karar vericinin dünyayı okuduğu veri navigasyonuna sızmaktır.

Bu yüzden yapay zekâ çağında uluslararası rekabet, askerî veya ekonomik üstünlükten önce epistemik üstünlük mücadelesidir.

Peki düşünce kuruluşlarının rolü?

Türkiye’de uzun süre birçok düşünce kuruluşları bilgi tercümanlığı yaptı. Yani dışarıda üretileni yorumladı, içeriye aktardı. Oysa yapay zekâ çağında veri toplamak uzmanlık değil, otomatik bir süreçtir. Asıl mesele veriyi anlamlandıranın niyetini çözebilmektir.

Yeni dönemde düşünce üretimi, fikir yazmaktan çok bir tür gerçek bilgi denetim faaliyetidir.

Bu yeni dönemde mesele; dışarıdan gelen analizlerin varsayımlarını deşifre etmek, metodolojik manipülasyonları ayıklamak ve devlet aklı için bir süzgeç oluşturmaktır.

Çünkü geleceğin savaşı, yanlış veriyle doğru karar aldırma savaşıdır.

Geleceğin strateji masası tek disiplinli olamaz. Ne yalnızca siyaset bilimi yeterlidir ne de yalnızca veri bilimi. Niyeti okuyacak tarih ve tecrübe, yöntemi çözecek analiz, algıyı anlayacak psikoloji ve onu yöneten iletişim birlikte çalışmadıkça doğru karar üretilemez. Yeni çağın gücü tek uzmanlıkta değil, ortak akıldadır.

Bu aklın merkezinde iki temel yetenek yer alır: Biri niyeti ve tarihsel hafızayı çözen siyaset bilgisi, diğeri algoritmanın yanlılığını ve modelin zaafını ortaya çıkaran veri analizi. Diğer alanlar bu iki çekirdeğin etrafında anlam kazanır.

Bu birliktelik, Türkiye’nin önüne konulan hazır analiz paketlerinin içindeki stratejik yönlendirmeleri ayıklayabilecek en önemli mekanizmadır.

Bir ülke askerî tehditleri radarlarla tespit eder; fakat zihinsel tehditleri ancak muhakeme fark eder.

Türkiye, savunma sanayiinde elde ettiği stratejik özerkliği artık bilgi alanına taşımak zorundadır. Çünkü yalnızca sınırları korumak yetmez, anlamı da korumak gerekir.

Önümüzdeki dönem Türkiye için teknoloji tüketen bir pazar olma dönemi değil; teknolojinin ürettiği kanaati yöneten merkez olma dönemidir. Yerli bir akıl kalkanı kurulamazsa fiziki güvenlik sağlansa bile zihinsel güvenlik zayıflar.

Bu nedenle bilgi temelli egemenlik, millî güvenliğin yeni adıdır.

Yapay zekâ hız sağlar, fakat istikamet tayin edemez. İstikamet; tarih bilinci, tecrübe ve hikmetle belirlenir. Teknolojiyi efendi değil araç yapan toplumlar ayakta kalır, onu hakem yapanlar ise başkalarının yazdığı gerçeğe mahkûm olur.

Gerçeği başkası tanımlıyorsa bağımsızlık eksiktir. Tam bağımsızlık, sınırların yanında zihnin de korunmasıyla mümkündür.

Bu yüzden Türkiye’nin önündeki mesele yeni bir savunma projesi değil, zihinsel savunma hattı olarak bir akıl kalkanı inşa etmektir.

Ve çağımızın asıl sorusu artık şudur: Toprağı mı koruyacağız, hakikati mi?

Artık biliyoruz ki ikisi neredeyse aynı şeydir...

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR